Kara sevdam; Türkmen şah. Akkoyunlu uzun hasan'ın kızı alemşah halime begüm ve türkmen piri şeyh haydar'ın oğludur.
Şah ismail'in silsilesini hz. Ali'ye dayandırdığını zannedenler var. oniki imam şiasını benimsediği için imamlığı hz. Ali'den başlatması doğal. Ancak bu soyu için geçerli için değildir. şah ismail'in soy kütüğü şeyh safiyüddin ile başlar. Bir türkmen şeyhi olan dip atasının müridleri de ahidir. Şah ismail çoğu mektubunda "türkman" olmaktan gurur duyduğunu ifade eder. Osmanlı için "arap uşağı" ifadesini kullanır ve osmanlı'nın devşirmelere verdiği önemi eleştirir. Zira değerli evdeşi taçlı begüm dahil, safevi devlet erkanı ve ordusu türklerden oluşmuştur.
Şah ismail türkmen kızılbaşlığını benimsemiştir. Tengricilik ve şiiliği sentezlemiştir de denebilir. Osmanlı hayranları şah'tan nefret ederler ve farslıkla itham ederler. Farslar ve taciklerin kellelerini uçurmayı çok seven bir hükümdar için çok aşağılık ve bayağı bir iftira.
şiirlerini oğuz türkçesinde yazmıştır. Günümüzde azerbaycan türkçesi olarak adlandırılıyor.
Türk tarihinin en karizmatik şahsiyetlerinden biridir. Türk'e dost, devşirme artıklarına düşmandır.
Edit: o kadar zavallısınız ki eksileyerek tatmin oluyorsunuz. Ama gerçekler değişmiyor. Nefretinizde boğulun neo-osmanlıcı arap artıkları!
farsça ve arapça divanları da olduğunu niye söylemiyorsun?
ben tarihçiyim ve elinde bir belgen varsa ortaya at şu dediklerini. safevilerde silsile yani soy hz.aliden başlar. bizzat tarih hocalarım profesörler hemfikir bu konuda.
tengricilikle şiiliği sentezleahahahahahahahhahahahahahahahahaha. komik şey seni. ondan sonrasını okumadım. Çünkü epey bir saçmaladığın belli oluyor bu kafayla sen yaşarsan adam gibi ne ala.
Kendini tarihçi sanan dangalakların dalga geçtiği türkmen hükümdar. Tengricilik ve şiiliği sentezlemiştir. Şah ismail'de üçler yediler kırklar ve atalar kültü inancı vardır. Şiirlerini okumaktan aciz sünepeler başka yazarlara saldırmasınlar.
Şiirleri sadece arapça ve farsça'dan ibaret değildir. Ezici çoğunluğu türkçedir.
fadimenin dugununde halay basi anlatmış zaten. O da tarihçi.
Yavuz Sultan Selim Han döneminde, iran Hükümdarı Şah ismail(daha sonra 23Agustos 1514 de Çıldıran’da bozguna uğratıyor.) kıymetli mücevher ile dolu bir hediye sandığı gönderiyor. Hünkara... Sandık açılır. Çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas kadife kumaşlar çıkar. Fakat sandık açılır açılmaz, etrafa pek fena bir koku yayılır. Önce hiç kimse bir anlam veremez, nadide mücevherlerle dolu sandıktaki bu fena kokuya..Sonra mesele anlaşılır. Sandığın dibine insan dışkısı doldurulmuş. Yani Şah ismail aklı sıra Cihan Padişahına hakaret ediyor. Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim emir verir ”Herkes düşünsün, bu edepsizliğe, Osmanlı’nın şanına yakışır bir şekilde mukabelede bulunmalıyız” der. Ve çözümü yine kendisi bulur.. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatır. Sandığın içine, o zamanın en nefis gül kokulu lokumlarından hazırlanmış bir kutu yerleştirilir. Kutunun altına da bir satırlık yazıdan ibaret bir not iliştirilir. Hediye sandığı, itina ile süslendikten sonra Şah ismail’e gönderilir. Sandık Şahın huzuruna çıkarılır. Sandık açılır açılmaz, etrafa mis gibi gül kokusu yayılır. Mücevher v.s gibi hediyeler takdim edildikten sonra, Osmanlı Elçisi Şahın tedirgin olmaması için, önce kendisi tatmak kaydıyla, büyük bir saygı ve nezaketle, Şah ismail’e lokumdan ikram eder. Daha sonra görevliler, huzurda bulunanlara teker teker lokumu ikram etmeye başlarlar. Şah bütün bu olup bitenden bir anlam veremez. Osmanlı Elçisi Şahın şaşkınlığını gidermek için lokum kutusunun altına iliştirilmiş mütevazi notu uzatır. Pusulayı okuyan Şah’un yüzünde, bu sefer, şaşkınlığın yerini büyük bir utanç ifadesi alır; “iSMAiL, HERKES YEDiĞiNDEN iKRAM EDEr.''