Şafiilik, adını imam-ı Şafii'den alan ve Sünni islam'in bir alt kolu olan ekolüdür. Şafiilik, pıratikte oldukça oldukça yobaz olup Türkiye'de Kürtlerin, Kafkasya'da Avarların ve Çeçenlerin benimsediği islami ekoldür. işte, Doğu ve Güneydoğu'daki Kürt ağaları ile şeyhlerinin feodal derebeyliği de Şafiilik yobazlığından gelir.
Şafiilik, itikatta tıpkı Malikilik ve Hanbelilik gibi Eşarilik yolunu benimsemiş olup Güney Müslümanlığı'na girer.
genelde kürtlerin dahil olduğu bir mezheptir. bana çok katı geliyor. bu mezhebe dahil olanlarda yoğun bir köpek nefreti var. akıl fikir lazım insana cidden.
insanların diniyle, inancıyla ilgilenmem. Konusunu etmem. Saygıdan ziyade umursamam pek, beni ilgilendirmez der geçerim.
Lakin Şafiilik sosyal hayatı inanılmaz etkileyen bir mezhep.
Şöyle ki, eski şirketimde Şafi bir çalışanımız vardı. Adam kadınlara dokunmuyor. Dokunmak derken, el sıkmıyor geçtim, gömleğinin ucu dahi dokunsa gidip abdest alıyor...
Bu arkadaşla bir gün bölgesindeki etkinlik için bir araya geldik. Etkinlik dış alanda, inanılmaz büyük bir organizasyon. Biz de sponsor olmuşuz.
Stant kurulmuş, her şey yolunda. Birden bir fırtına ve yağmur patladı yaz günü. Tepemizden stant havalandı, refleks olarak havada yakaladım 5 metrelik standı bir ucundan. 3-4 kişi standı uçmasın diye tutuyoruz, donuma kadar ıslanmışım. bu adam hala kadına dokunmama peşinde.
Bana bak dedim, tut şu standı, abdest mi alıyorsun, napıyorsan yap sonra.
Neyse, sonra uçağa binmeden uzaktan uzağa helalleştik dokunmadan.
Temiz insanlar sanırım genel olarak.
ama iyi bir şeye hizmet eden bir inanç sisteminin hayatı bu kadar zorlaştırabilme ihtimalinin olmaması gerektiğini düşünüyorum.
yapılan yorumların bir kısmının yanlış olduğu ekoldür.
hanefî mezhebi, ilk sistemleşen ekollerdendir islam'daki sünnî amelde. rey ekolüdür bu, islam tarihçilerinin 'akılcı cereyan' dedikleri olay, imam-ı azam ile başlamıştır. o dönemde selefçi olan hanbelîler ila hanefîler çatışırlardı. malikîler de hanbelîlerin nakilci tavrını desteklediler. daha sonra imam şafii geldi ve aralarını buldu, orta yolu tuttu. bunu bazı alimler, ''biz öncekilerle hep tartışırdık, sonra imam şafii geldi ve ortamızı buldu'' şeklinde ifade etmişlerdir.
belli oranda katı kuralları olan yorum ekolüdür. tabi bunda iran coğrafyasında çıkmış daha doğrusu burada ciddi taraftar bulmuş olmasının da etkisi vardır. ayrıca ne içtihadi bakımdan ne de uygulamalar açısında şia ile yakından ve uzaktan alakası olmamakla birlikte şia'nın en keskin düşmanı -hanbeli'den sonra- şafii mezhebi mensuplarıdır. genellemeyi türkiye için yapmıyorum. yani şia ve şafii'lik tamamı ile zıttır. hatta şia şii bir ekol olan zeydiyye'ye bile zıt iken şafii'ye nasıl yakın olabilir?
dikkat ederseniz iran ve türkiye'deki hatta diğer orta doğu coğrafyasında bulunan kürtler ağırlıklı olarak hatta %95'e varan oranla şafii'dirler. sizce bu tesadüf müdür? asla değildir...
hak olup olmaması meselesini tartışmadan ebu Abdullah Muhammad ibn Idris el-şafii'nin islam'ın akılcı yüzünün en sağlam temsilcilerinden biri olduğunu söylemek mümkündür.