ıssız adam

entry949 galeri13 video3
    124.
  1. 123.
  2. vicdan ve uc maymundan sonra turk filmlerine olan kaybettigim inancimi yerine getirsin diye izledigim film. peki inancimi yerine getirdi mi? maalesef hayir. son sahnedeki 5 dakikalik konusma icin 2 saat bizi hapsetti cagan irmak. ne bu ya? saka mi yapiyor bu insanlar? tirt bi konu bul edebi bi kac cumle soylet olsun sana ask filmi. ne ala mualla. cok kotu bir film hatta rezil bir turk filmi. gitmeyin.
    3 ...
  3. 122.
  4. 121.
  5. eskı 45lıklerle beraber mıchel fugaın'ınde muhtesem bır lezzet kattıgı, ızlemekten cok zevk aldıgım ıyı kı gıtmısım dedıgım nadır fılmlerden bırısı olma ozellıgıne sahıp olan fılm. youtube dan anlamazdın adlı parcayı defalarca dınlememe sebep olan ve her dınledıgımde benı kendımden goturen fılm...
    cok dogal, samımı ve bır o kadarda ıc acıtan bır aşk hıkayesi...
    1 ...
  6. 120.
  7. nerede, kiminle ve sinemanın hangi koltuğunda izlediğinizle algılama şeklinizin değişeceği film, beğeni demiyorum. Her şekilde beğeniyorsunuz. Ağlamamak için kendinizi tutmayın, koyverin gitsin. Bir de ilk yarısında filmi terketmeyin yazık edersiniz.
    1 ...
  8. 119.
  9. gelenek olarak şöylelemesine bir yorum yapalım..

    beni hayal kırıklığına uğratan çağan ırmak filmi..kaka film..kötü film...

    şaka lan şaka..böyle bir giriş yaptım prim toplarım belki diye..hani sinema zevkim atmosferin o kadar üzerinde ki türkiye den değil ay dan izliyorum bütün filmleri gibisinden havalara gireyim dedim..

    neymiş film sıkıcıymış bu konu öyle çekilmezmiş..babacım buyur sen cek..hani herkesin ağız birliği ettiği gibi basit bir konu..herkesten birşeyler barındırıyor içerisinde..buyur sen yasamadın mı aynı duyguları..aynı duyguları anlatan 15 dakikalık kısa film çek bana ve izleyenler senin kısa filminde kendilerinden birşeyler bulsun..

    hayal kırıklığına uğratan filmmiş -ki bu ibareye en çok ekşi sözlük sayfalarında rastladım-..ne bekliyorlardı çağan ırmak tan anlamadım..hayır filmin öyle gümbürtülü bir promosyonu da yapılmadı..çağan ırmak işte,yapıtları ortada eli yuzu düzgün işler çıkartıyor genelde sen hangi beklentiyle gittin de hayal kırıklığına uğradın..

    film mi..bence güzel bir filmdi..öyle çok sağlam bir senaryosu olmamasına karsın hatta özellikle senaryoda bazı zorlama cümleler barındırmasına karsın elindeki hikayeyi en güzel bir biçimde görüntülemeyi basarmış çağan bey..övgüyü haketmiş..zaten ne iyi yönetmen burda kendini belli eder..elindeki metni nasıl ve ne şekilde görüntüye aktardıgı önemlidir bir yonetmen için..bence bu konu ancak bu kadar güzel filme çekilebilirdi..tekrar tebrikler..
    7 ...
  10. 118.
  11. insanı çağan ırmak hayranı yapabilecek mükemmel film.

    --spoiler--

    tamamı beyoğlu atlas sineması civarında geçen ve atlas sineması önünde biten film, atlas sineması'nda seyredilmeli. çıkışında da film müzikleri cd'si alınmalı. *

    --spoiler--
    2 ...
  12. 117.
  13. karakterlerin filmin son karelerindeki müthiş iç çözümlemeleri ve itiraflarından sonra bana özdemir asaf 'ın gerçek değer şiirini hatırlatan ve şiire daha yüklü bir anlam kazandıran film.

    --spoiler--
    Gerçek değer, gelmesi boşluk dolduran değil; gitmesi boşluk yaratandır.
    --spoiler--
    4 ...
  14. 116.
  15. her şekilde kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz bir film ıssız adam.

    herkes biraz "ada" herkes biraz "alper" aslında.
    bazen yalnız kalmaktan hoşlandığımız, kendi yaşantımıza "yeni", "yabancı" birini almakta zorlandığımız oluyor.

    öyle ki, alper gibi bazen annemize bile tahammülümüzün kalmadığı anlar olabiliyor.

    ada gibi, eskiden yaşanmış aşklarla örselenmiş, yaralanmış kalbimizi, yine aynı tarz ilişkilerle düzelteceğimizi sanmanın acizliğini yaşıyoruz.

    acı olan sonunu bile bile ufacık bir umut uğruna aşk a devam etmek ve sonunda ada'nın dediği gibi "beklediğim, şaşırmadığım bi durum karşısında niye ağlıyorum ki" derken bulmak kendimizi..
    7 ...
  16. 115.
  17. soundtrack albümü d&r'larda tükenmiş olan filmdir.
    1 ...
  18. 114.
  19. sevgilisinden ayrılmış kızın-çocuğun- msn iletilerinden yapılmış gibi duran film. sıradan, zorlama * * *.
    5 ...
  20. 113.
  21. çağan ırmak'ın en iyi yaptığı iş olan acıtasyon ve yufka yüreklileri ağlatma işlemlerini yine kısmen uyguladığı film. şahsen beğenmedim yine diğer çağan ırmak filmleri gibi. sıkıştığı ve prim yaptığı kalıplarda ısrarının ve basiretsizliğinin devam ettiğini bir kez daha kanıtladı bu filmle.
    2 ...
  22. 112.
  23. baştan söyleyim, ağlamadım. çok mu ağlarım filmlerde? hayır. en son dedem hastalığında ağlamıştım ciddi ciddi, ki yaklaşık 4 yıl kadar önceydi.

    oyunculuklar ve müziklere diyecek yok. konu itibariyle ortada çok bir şey olmamasına rağmen, kesinlikle sıkıcı olmayan bir filmdi. ve bunda en büyük etken oyuncuların performansıydı.

    yalnız şu konuda düşüncem değişmiyor, türk filmlerinde cinsellik çok zorlama kalıyor. "bakın çok modern toplumuz, hepimiz sevişiyoruz" mesajı vermek için konmuş sahneler var sanki. bu türk sineması için genel bir eleştiridir. nedense biraz fazla yapay kalıyor.

    neyse bu yobazca eleştirimi de yaptıktan sonra, gidin, izleyin, her kuruşuna değecek bir iş yapılmış diyorum.
    7 ...
  24. 111.
  25. 110.
  26. candan erçetinin (bkz: teselli) şarkısıyla aynı temaya sahip film.
    1 ...
  27. 109.
  28. az buz bir hikayeye nelerin sığdığının görsel kanıtı. o kadar kendine güvenen bi adamın masum görünüşlü bir kızdan yediği ayarlar karşısındaki suskunluğu, kabullenişi ve muzur hal-hareketleriyle gönül çelen bir film olmuştur.
    4 ...
  29. 108.
  30. beğenmek beğenmemek değil de, o kız ilk buluşmada nasıl yattı, ağladık ağlamadık yorumları yapanlar var ya. yazık orda harcadığın zamana, gözlerine yazık.
    7 ...
  31. 107.
  32. mükemmel bir filmdir. herkesin heran karşılaşabileceği bir aşk hikayesi değildir ama ne bileyim işte insanın içini burkuyor. eleştirilebilir eyvallah ama sinemadan çıktığınızda hanginiz kendinizi birazcık eksik hissetmediniz ki? işte filmden alınması gereken zevkte bu izleyeli 3 gün oldu ama hala kendimi filmin içinden çıkaramadım. gerçekten mükemmeldi.
    2 ...
  33. 106.
  34. 105.
  35. replikleri kişisel ileti olarak kullanılan film. yapmayın olm ya!
    1 ...
  36. 104.
  37. bir aşk şarkısı klibi izler gibi bir etki yaratabilir. cem özkan'ın 'dön bana' klibi vardır mesela bu ayarda, emre altuğ'un şu geriye doğru saran klibi var bide. ağlayacaktım eme, ağlayacak yerlerim kireçlenmiş böyle mevzulara.
    5 ...
  38. 103.
  39. genelde filme dair yorumlar sürekli hayatın içinden ögelerin, temalarında bulunmasıydı (düğün sahnesi, uykusuz dergisi) benim en çok dikkatimi çeken alper'in her duygusuz sevişmeden sonrası (bkz: duygu olmadan seks yapmak) sürekli çarşafı kaldırması oldu. Çağan ırmak özellikle belli etmiş, işte alper'in takıldığı bu. Seks yaptıktan sonra hemen atıyordu çarşafları, içinden attığı geçmişini kirliliğini de veriyordu temizlikçi kadına yıkasın diye. Ama ada geldikten sonra yapamadı böyle, çarşaflar hep kaldı. Bir de şu "başkalarının hayatını, ruhunu ödünç alyıorsun metaforunu kullanmak yerine başgarson işten çıktıktan sonra daha da yalnızlaşsaydı alper, yeni gelen garson'a alışamayıp bu metafor üzerinden hayatını sorgulasaydı falan. ne bileyim lan güzel filmdi. Ayrıca akşam 9.20 seansından sonra adana ariplex'te tekel abi diye filmin bitiminin ardından tekel abi diye bağıran bendim.
    sarstı film beni içesim geldi, şimdi içicem bu yüzden.
    1 ...
  40. 102.
  41. herkesin "ağlamaktan var ya şiştik" dediği film.
    ağlatılmayı seviyoruz ya biz, içimizi dökmek için sinemaya gidiyoruz.
    hikayesi, kurgusu, oyuncusu ile çok başarılı film, yalan yok.

    --spoiler--
    alper bambaşka bir adam, gülümserken bile sıkıntılı, tedirgin. şiddet eğilimi yüksek, cinsel sapkınlık da tavan yapmış, tüm bu yönlerin açıkça gösterilmesine rağmen, insan sevimli bulmadan edemiyor alper'i.
    ada, tipik şehir kadını. kalkanları her an devreye girmeye hazır, güvenmemek için direnen cinsten. hepimiz gibi. 18imizden sonra yeniden şekillendirilen ve güvenmemek aşılanılan biz gibi. e ama hormonu var, kalbi var, gözü var, karşısında "inandırmak" için taklalar atan bir adam var. inanıyor, gerisi bildik hikaye, hayal kırıklığı.
    ayrılan yollar ve ilerlemek üzere kıran dökenin olduğu yerde sayması, kırılıp döküleninse yalpalayarak da olsa bambaşka bir yolda olması. e, bizim bilmediğimiz ne var ki bu filmde?
    aşkı, ayrılığı, yalnız da ayakta durabilirim derken yıkılmayı gözümüze sokmuş, iyi yapmış, hatırlamışız. gerçeğini yaşayıp ağlamaları atlatmış olana pek koymamış ama, koymaz da.
    yine de sahip olduğuna sıkıca sarılma hissi yaratıyor insanda.
    --spoiler--


    isterdim güvenemediğime sıkıca sarılıp yeniden yaratayım hislerimi, ama olmadı.
    "bir film izledim hayatım değişti" olsun istedim, değiştiremedim.

    --spoiler--
    ada ile alper'in seviştiği sahne çok başarılı. o kadar gördüm geçirdim her türlüsüyle oldum temalı bir adamın sıfırdan alması her şeyi ve deli gibi acemileşmesi şahaneydi. en güzel detaylardan filmdeki.
    --spoiler--
    4 ...
  42. 101.
  43. alper'den hoşlanmadım film boyunca, nesin olum sen en fazla yaşadığın birkaç farklı fantezi, birkaç biseksüel ilişki, ama 'alta yatmadan'.. busun işte sen. sanki izleyicinin görmediği zamanlarda ,dünyayı sırtında taşıyor, cia için geceleri adam öldürüyor. nedir bu haller? olmamış çağan ırmak.

    karda donuyorsun..cart curt... diye bir cezmi ersözvari cümle var. filme gitmeden önce herkesin facebook veya msn statusu olunca bu cümle, merak ettim nerde nasıl kullanılmış diye.

    ada, sana bişey söylüycem alper diyor sonra da bu cümleyi söylüyor. o ana kadar hafif üzgün görünen alper, yıkılıyor. ne olum bu şifre mi verdi bir cümleyle sana? ne bu haller. bu cümleyi duymamak için mi yaşadın bu güne dek? olmamış çağan ırmak.

    romantik komedi ve dram karışımı bir film olduğunu duyunca daha çok umutlanmıştım. türkiye'de az sayıda denenen bu türde, benim için babam ve oğlum ve mustafa hakkında herşey'den torpilli çağan ırmak'tan daha fazlasını bekliyordum bu filmde. ama çapı gördüm, beklemem artık.

    alper ada ile uyuyor bir gece, pat diye kalkıyor sonra, tamam diyorum gizli görevini öğrenicez artık, gidiyor bir orospunun evine tam girecekken girmiyor içeri, dönüyor. toplam 15 saniye ya var ya yok. ama bu önceki hayatına duyulan bir anlık özlem ve ada için bundan vazgeçişle alakalı en ufak bir duygu aktarımı var mı? o da yok. 15 saniyede vay be helel olsun adama diyor izleyici. e hani bunun duygusu çağan ırmak? olmamış.

    ada'dan ayrıldıktan sonraki tripler ise beni filmden iyice uzaklaştırdı. yok sahile gidip ferrrarisini satan bilge gibi dolaşmalar, kız çocuğuna bakıp bakıp içlenmeler, bildiğim tüm klişeleri geçireceksin sandım sayın ırmak?

    hele gözümüze gözümüze sokulan diş macunu kutusu ve içinden çıkan bilekliğe yüklenen edebiyat baydı, terletti beni salonda.ha bir de yastığın kokusu edebiyatı var. hep aynı mı kalırmış kokular? olmamış...

    ayrıca şef garsonun alper'le merdivenlerde birlikte şarap içtiği sahnede, abi sana bişey söylüycem dediği anda, maaşına zam ya da işten ayrılmayı isteyeceğini düşünmeyen varsa özelden mesaj atsın. bu çok önemli değil ya neyse.

    canımı sıkan, olmamış dediğim bir sürü detay daha var. hiç mi beğendiğim bir şey yok? her ne kadar klişe de olsa doğum gününü unuttuğu anda restoranda kimseyi göremeyince, - ada'dan da henüz ayrılmışken- yalnız kaldığını sandığı için yaşadığı korku sahnesi çok hoşuma gitti.

    bir de ada'nın yüzüme bak, dediği sevişme sahnesi hoşuma gitti. o sahnede de daha fazlasını bekledim. sevdiğin şeyleri hayal et dediğinde.

    herneyse çağan ırmak film çekmeye devam etmeli bence gibi saçmasapan cümlelerle bitirmeyeceğim bu entryi, banane.

    çağan ırmak'ın görselliğini de ayrı bir entryde konuşuruz çünkü onu da beğendim. renkler, doygunluk harikaydı.

    ama bundan sonra çağan ırmak'ın yeni filmini ıssız adam'ı beklediğim gibi beklemeyeceğim ne yazık ki. özeti budur.

    edit- eklemeden edemedim: kızın biriyle seviştikten sonra cigara içiyorlar yatakta sonra "ben seni bırakırım" "bu saatte nasıl gideceksin" "yarın toplantım var" "bu kafayla nasıl gideceksin" gibi cümlelerin ardından müzik falan giriyor, alper annesini arıyor. o da ne? iskenderun'da çaylar içiliyor, çocuklar falan herkes ayakta. saat 20.00- 21.00 civarları tahminen. öyle bir hava var. e az önceki diyaloglar ne.
    19 ...
  44. 100.
  45. güneşin oğlundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak artık' en azından benim için.

    Kalabalık, gürültücü, sinema adabından habersiz ve gereksiz çiftlerle beraber izlemek te ayrıca çirkinleştirdi sanki filmi. tüm çiftlerin heyecanı görmeye değerdi. erkekler 'yahu adam bana mı benziyordu ne' tripleriyle kadınlarsa 'bak cemşit beni terk edersen böyle olursun' kurnazlığıyla izlemişlerdi filmi.

    (türkiye'de sinema filmlerinden önce filmin izleyicilerini de eleştirmenin aslında iyi bir şey; ama okuyucu olamadıkları için izleyici olduklarını düşünerek de gereksiz bir şey olduğunu düşündüm bu kısa arada, çünkü hiçbir zaman kendileri için neler yazıldığını okumayacaklardı. bu yazı hemen yanıbaşımda soğanlı cips yiyen gerzek kızlara gitsin)

    filmin son kısmına kadar iyi olmadığını düşünüyorum. hatta bunu sorduğu için bizim hatunla da paylaştım. lakin kendisi, istanbul aşkı ve filmde kullanılan evlerin güzelliği (hakkaten hoş mekanlardı) sebebiyle tatlı bir heyecan içindeydi.

    müzikleri güzeldi diyor insanlar, evet güzel müziklerdi hakkaten. fakat ben daha başka bir şey söylemek istiyorum. neden bu tip kurgu metinleri hayatla mukayese ediyoruz ki, yani son bölüme kadar kötü gittiğini gördüğünüz bir filmin ya da romanın ya da şiirin son bölümde vurucu bir şekilde bitmesi o filmin, romanın ya da şiirin iyi olduğunu söylemeniz için yetmez mi peki? peki hayat için neden böylesi anlamsız bir müşkülpesentlik göstermiyoruz, yönetmeni tanrı olduğu için mi, zannetmiyorum, yaşayanların bir çoğu tanrının ne anlama geldiğinden bile haberdar değildir muhtemelen.

    bence film son bölümü sebebiyle güzeldi. mesela karakterler çok iyi yansıtılmış, hiç aşina olmadığım bir dünyanın kadını ve erkeğini anlattığı halde rahatlıkla tanıyabildim o tipleri. hergün bir şekilde karşılaştığımda acımayla karışık bir küçümsemeyle gülüp geçtiğin türkiye'nin ümitsiz yığınların hikayesiydi bu film. böylesi şarkılara sığınmaları da ondan, halbuki o dönem de çok daha vurucu şarkılar da vardı, kıyıda köşede kalmış da olsa.

    bir de film kopuk kopuk seyrediyordu. bölümlere ayrılmış resimli bir romanı izler gibiydik.

    efendiler, son olarak şunu söylüyorum, bu filmde en çok erkekler ağlayacak mavralarına inanıp gitmeyin. anlaşılıyor ki 'babam ve oğlum' kuruyan göz pınarlarımızın yeniden bereketlenmesi için daha çok bekleyeceğiz.

    ama yine de söylüyorum (biraz da abartı tozu serpilmiş bir edayla) bu satırların yazarı için sinema güneşin oğlundan önce ve sonra diye ikiye ayrılmıştır. *
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük