Çok güzel bir gün geçirip eve geldiğimde babama babaanneme laf atarak odama geçtim. Üstümü değiştirirken bir ağlama krizi tuttu. Ama o kadar ağladım ki çok saçma. Aylardır ağlayamayan ben için şaşırtıcıydı. Öyle ki çoraplarımı giyemedim, elim kolum tutmadı. Ağlayınca mayışırım zaten. Yorganımın üstünde on-on beş dakika uyuyakalmışım kıvrıldığım gibi. Sonra hiçbir şey yokmuş gibi devam ettim. Üzgünken bu kadar uyunabiliyor demek.
imkanı yok birader. o göze uyku girmeyecek. tavana dikeceksin gözünü. sağa sönüp sağlı, sola dönüp sollu düşüneceksin. ne zaman beynin pes ederse o zaman sen de pes edip gözlerini ertesi güne açacak ve uyandığına lanet edeceksin.
üzgünken uyumanın, daha kötü bir durumu için; sabah ilk gözünü açtığında, uyku sersemliğininde verdiği karmaşıklıkla, lan ben dün üzgündüm demi düşüncesinin, baş ağrısı ile birlikte hatırlanmasıdır.
Depresyonumuzun en ilaç kısmıdır o. Aralara bir yerlere ağlamak sıkıştırılır bu sayede gözler bi güzel yorulduğundan en baba uykuyu çekmiş oluruz. Uyandığımızda geçer gibi oluyor üzüntümüz kısa sürse bile.
Gece çareyi uyumakta bulup, sabahında gece yaşadığın olayı hatırladığındaki his çok b*ktan . Hatırlarsın, yatağın üzerinde dakikalarca oturursun . Ardından mesaj gelmesi umuduyla telefonu eline alırsın ancak tabi ki beklenen şahıstan gelen bir mesaj yoktur. Kesik kesik olan bir iç çekiş ile güne başlamış bulunursun.
Bilinçaltından bihaber olmaktır.
unutmak bilinçli bir eylemdir demişti bir keresinde biri, aynen öyle. bilinçli olarak problemlerini çözmedikçe, uyuyunca unuttum sanırsın, ama gelir rüyanda sabaha kadar işkence eder sana kaçtığın her şey, en kötü formda. sonra sabah uyanınca neden dayak yemiş gibi hissettiğini merak eder durursun, ya da aniden gelen ağlama krizlerine şaşırır durursun 'hani unutmuştum' diye.
bilinçli olarak unutmak istediğini kabullenip, unutmanın ne anlama geldiği üzerine kafa yorup, o acıyla yüzleşmedikçe rahat yok. Bırak bir kere ne kadar acıyabiliyorsa acısın. Öbür türlüsü kendini kandırmak, o da bir yere kadar. annenin bir sabah gelip rüyanda inliyordun, ne gördün o kadar diye sormasıyla sonuçlanabilir mesela.
bu arada yüzleşsen de geçeceğinin garantisi yok ya neyse.
Üzgünken bir anda yoruluyorum, ağzımı açmaya takatim olmuyor. Sanki taş taşımışım, hamallık yapmışım, madende çalışmışım, inşaata çuval taşımışım, en zorlu dağları tepeleri aşmışım gibi bitkin düşüyorum. Öyle bi yorgunluk ki bu; hiçbir şey düşünemiyorum bile. Donuklaşıyorum, tepkisizleşiyorum. Yalnızca tek bildiğim uyumanın iyi geleceği ve kendimi o boşluğa teslim etmenin bana sağlayacağı fayda.
Uyanınca geçmeyeceğini, sorunların, insanın üstüne çullanan yakıcı problemlerin devam edeceğinin bilincedir kişi, fakat o kısa süreli de olsa uzaklaşma, kaçma, uykuda huzur bulma durumu belki de yıpranan ruhu onaran tek şey,
üzgünken uyumanın, daha kötü bir durumu için; sabah ilk gözünü açtığında, uyku sersemliğininde verdiği karmaşıklıkla, lan ben dün üzgündüm, şu şu şu olmuştu demi düşüncesinin, baş ağrısı ile birlikte hatırlanmasıdır.
Çaşaf, yorgan, yastık üçlüsü, festival yerine döner, harala gürele dönüp durmaktan, düşünmekten, sıkıntıdan, terden mütevellit donunuza kadar ıslanırsınız.
Camı açarsınız nafile, sigara yakarsınız boşuna, açıp iki satır okuyayım kafam dağılsın dersiniz odaklanamazsınız.
Müzik açarsınız, hafiften gozleriniz yaşarır, yastık ıslanır...
Kalbim çıt, gözyaşım pıt hesabi...
Yorulursunuz, gözkapakları ağırlaşır.
Müziği kapatmadan, cam açık, dalıverirsiniz.
Sabaha kütük gibi uyanırsınız o olur!
işte böyle antin kuntin bir uyku aüreci, en tatsızından!