cahil olup da türkiye'de herkesin bürünebileceği en uygun kıyafettir. taşra milliyetçiliğidir enikonu, fakat irdelenmesi gereken bunun sebepleridir.
insan evladında ait olma güdüsü vakıadır hacı arifim, çaba göstermeksizin sahip olduklarının savunması da düşünsel çabasızlığı gerektirir. eğer ki evinde sana pompalanan din ve benzeri olgularsa, okulunda ve çevrende kapı gibi bir de resmi ideoloji pompası yiyorsan, türk değil, türk milliyetçisisin, dindar değil, dincisin, yaşın ufaksa ilerde olacaksın.
atatürk'ün anladığı şekilde birleştirici, bütünleştirici milliyetçiliğin dışına taşmış, etnik vurgularla bezeli, dışlayıcı ya sev ya terk et temelli, tarih gibi ders çıkarılması gereken koskoca deryadan hataları öne çıkarmak yerine, zaferlerle övünülen (bir nevi uyuşturucu), iktisadî açılımları ile hepsini toparlayıp harman edersek, emperyalizme karşı rasyonel hiçbir yaklaşım getirememişlerin, güya düşmanını besleyen, ironiktir yine düşmanlıktan beslenenlerin ideolojisidir bu. eleştirdiğim değerler değil, bunların nasıl kullanıldığıdır, görecen birazdan.
ülkücüleri eleştirdik, ecik de sola giydirelim ayıp olmasın. türk solunun hala devam ettirmekte olduğu çok temel hataları bulunuyor ve düzeltmeye de meyyal olmadıkları açık. öncelikli hataları kafadan zilyon fraksiyona ayrılmış olmaları. elbette sol dediğimiz derya denize, tek perspektiften bakılması güçtür, fikir ayrılıkları mutlaka olacaktır. fakat fikir ayrılıkları; marksist eleştiri ya da sol üzerine tezler şeklinde değil, sovyet pratiğinde öne çıkmış isimler üzerinden gerçekleşiyor. stalin caniydi de, yok efendim trotsky hayalperestti de, galiyev karşı devrimciydi de, gorbachev haindi de(gerçi bunda haklılar amına koyim). bu mudur arkadaş? devrimi yedi sekiz kişi toplanıp, katil devlet deyu bağırmakla gerçekleştireceğinizi sanıyorsanız, hemmen 112'yi arıyorum, cidden acil durumunuz. türk solunun temel hataları da tam bu noktayla ilintili, hemen bağlıyorum hafız süleyman: türk solu halkını ve halihazırda türkiye'nin durumunu tanımıyor, hassasiyetlerin farkında değil. şöyle ki:
68 kuşağından bir tanıdığım var, daha doğrusu oğlunu tanıyorum. kendisinden dinlediğim üzere, bir kasaba politikacısı olan bu kişi ve aynı çevreden dostları, ramazan ayında köyde kasabada kuzu çevirttirip, rakı devirirmiş. bölge halkının nasıl gözlerle izlediğini anlatırlar, genelleme yapma diyeceksin, ama bu panoramadır, mevzunun tam içindendir, neredeyse tanrısallaştırılan deniz gezmiş'in de yanıbaşındadır, aynı yemeği üstlerine sıçrattıkları vakidir. allah aşkına bir taban hareketi olması gereken sosyalist devrim bu şekilde mi olacak? sosyalist devrimi geçtim, emperyalizmin köpeği olmuş devlet yöneticilerine karşı halka bu şekilde mi inecektiniz, ineceksiniz? bu işi en güzel latin amerikalılar kıvırmıştır. katolisizm ile sosyalizmi ne güzel harmanladıkları, ikisinin çelişmeyen, hatta uyumlu kavramlar olduğunu idrak etmemiz gerek; islam ile sosyalizm gibi.
gelmek istediğim nokta şu; ülkücüler halkın bu hassasiyetinin farkında olup, bir yandan emperyalizme -güya- düşman söylemler geliştirirken, bir yandan da emperyalizme muhtaç ettiler insanları, bu yoldan sapmadılar. türk solu, bu açığının farkında olabilseydi, halka inmenin yolunun, onlardan biri olmaktan geçtiğini fark edebilseydi, bugün bambaşka olurdu, hayal dahi edemeyeceğim bir türkiye. (bu noktada mirsait sultan galiyev ve fikirleri hatmedilmelidir, yazı zaten uzun oldu, başka zaman dokanırız ona da)
son bir eleştiri daha türk soluna. 1938 sonrası inkar edilmiş bir halktır kürtler, dilleri ile bölgeleri ile. kimse milliyetçi çocuksuluğunu üzerimde işletmesin, elimizde yeterli tarihsel argüman var, çıktığı yere itinayla geri sokulur. hah, ne diyorduk, aynı kuşak, fikirsel olarak doğru bir hamle yapmış ve bu insanlara kürtlüklerini hatırlatmıştır. anlatırlar, bölgenin büyük bölümü kürt adlı bir etnisiteye mensup olduğunun dahi farkında değildir, bu çaba sonucu hatırlamışlardır. fakat türk solunun bu iyi niyetli çabası, aynı kişilerin bu işin sonunu iyi düşünemeyip, boktan politikalar gütmeleri sebebiyle, bugünkü kürtçülük faaliyetlerine dahi temel oluşturmuştur. fransız devrimi'nden esen o milliyetçilik rüzgarından gayet de etkilenmiş bir halktır kürtler de. lisedeki tarih kitaplarında sırp'ın, bulgar'ın, yunan'ın ayaklandığı yazar, kürtlerinki yazmaz yavru. oysa 1815 van-bayezit olayları ile başlayıp süregelen, etnik milliyetçilikle yoğrulan bir halktır kürt halkı. ülkücü bunlara türklüğü dayatırken(dikkat buyurun, atatürk'ün vatandaşlık ve toprak-dil-tarih esasına dayanan türklük bilicinden farklıdır bu "türklük"), sen onu koruyup kollayacaksın elbet, fakat kürt'e milliyetçiliği değil, eğer gerçekleştirilebilecekse, halkların devriminden bir halk olarak yanına alacaksın. o halde türklüğünden gurur duyan ülkücüyü eleştirirken, sen adama kürtlüğünü vermişsin, adam da ülkücüyle aynı cahillikte milliyetçilik güdecek, ne fark kaldı abura koyim?
sonuç ve özet: ülkücü halkı iyi tanıyor, bundan besleniyor, sömürüyor. türk solu halkını iyi tanısın, sömürülmesinin önüne geçsin.
hadi kapıyorum çok yazdı(imla hatası varsa sonra düzenlerim, malum, otu b.ku siliyonuz)
her insan kendi ülküsünün peşinden koşar. ancak ülkücülük birilerinin veya herhangi bir partinin tekelinde değildir.
türkiye'de; "ülkücüyüm" diyen kişilerin birçoğu "ülkü" kelimesinin anlamını bile bilmemektedir. onlar için ülkücülük; ülkü ocağında çevre yapmak, hoşlanıdığı kıza yazan diğer elemanı o gruptan çevresiyle bir güzel dövmektir. onlar için ülkücülük; siyah uzun bir patlo alıp efevari şekilde volta atmaktır... onlar için ülkücülük; çevresine sert bakışlar atmaktır. onlar için ülkücülük; etrafında "delikanlı" namının yürümesidir. peki bu onlar için ülkücülük diye tabir ettiğimiz kesim gerçekten ülkücü mü? kesinlikle değil... şu yüzden kesinlikle değil... bu kişiler türkçülük adı altında birleştiklerini iddia ediyorlar, ancak bunların pek çoğu bu hedefin dışında işler yapıyor... yani ülkülerinin peşinden koşmuyorlar... "ülkümüz" dedikleri çizginin dışında farklı ülküler ediniyorlar... yoksa o çizgide devam etseler doğrusuyla yanlışıyla saygı duyarım, katılmam ama saygı duyarım... o onların doğrusudur...
hoş onlar bilmiyor da, onları eleştirenler biliyorlar mı? orası da bir muamma... ülkücülük dendiğinde; faşist bunlar... ülkü ocakları... ülkücü gençlik... milliyetçi hareket partisi... akla geliyor... oysa ki; işin aslı hiç de öyle değil... hepimiz kendi ülkümüzün peşinden koşmuyor muyuz? hepimizin bir ülküsü yok mu? boşu boşuna mı yaşıyoruz? bu ülkede deniz gezmiş'in ülküsü yok muydu? onun ülküsü tam bağımsız bir türkiye idi, ulu önderimizin ülküsü yok muydu? o ülküsünün peşinden koşup, bu halktan, bir millet yaratmadı mı?
velhasıl; ülkücülük kimsenin tekelinde değildir... amma sağda, amma solda, amma ortada... her kişinin bir ülküsü vardır... ülkücü olmayan insan, amaçsız insandır...
ülkücüleri mafyacılıkla suçlayanlar ülkü ocakları genel merkezi' nin sayfasına girip ne tür sosyal ve kültürel faaliyetler yapıldığını araştırabilir.
3 ay önce 270.000 bozkurtla anıtkabir' e gidip, ne mutlu türküm diyene diye haykıran da bu gençlikti. duymadınız değil mi? çünkü hayatınız araştırmadan eleştiri üzerine kurulu.
olması gerekenin adıdır ülkücülük. olması gerektiği gibi yaşamanın. bu zamana kadar bir çok ağızdan bir çok farklı tanımı yapıldı ülkücülüğün. "kadife eldive içinde çelik yumruk", "türklük bedenimiz, islamiyet ruhumuz" ve benzeri tanımlamalar ülkücülüğün olması gereken, arzulanan yapısıdır. ülkücülüğün olması gerektiği gibi olmaktan başka bir kaygısı yoktur.
genel olarak sol eğilimli insanların ülkücü hareket üzerine eğilmesi, bu yayınların medyada pek bir muteber kabul edilmesiyle beraber menfi bir ülkücü imajı oluşturuldu. malasef yanlış temel üzerine inşa edilen bir binanın doğru yükselmesi mümkün olmuyor. bundan yıllar sonra ülkücülük hakkında araştırma yapacak araştırmacıların yararlanacağı bu kaynakların ne derece doğru sonuçlar vereceği ise açık. eski hesapları tekrar ve tekrar kurcalayıp, ülkenin kaos ortamında yaşananları eşi görülmemiş bir ustalıkla ülkücü cenaha yıkma çabası, tarihi bir rövanşın oyunu. bu oyunda en çok kullanılan tabirlerden biri de, ahmet turan alkan hocanın işaret ettiği gibi illegale bulaşmış kişilere verilen eski ülkücü kavramı.
seksen öncesi fırtınalı yıllarında yaşamış ülkücü abilerimiz gerek fıtratlarından gerekse dönemin getirdiği pisikolojik etkiden dolayı medya ile araları iyi olmamış. kendini anlatmayı, kendinden bahsetmeyi ülkücülüğe yakıştıramamışlar, bunu ar saymışlardır. bu sebepten meydanı boş bulan marksist/devrimci gelenek futursuzca dezenformasyonlarda bulunmuş, kendi imajlarını tazeleme işinde fazlasıyla başarılı olmuşlardır. her zaman yazdığımız gibi, bu ülkenin aydın geçinen eski devrimci tabakasına göre fraksiyonunuzun başına devrimci sıfatı aldıktan sonra her türlü eyleminiz haşarılık tadında karşılanır. siz yüzünüz bir bandana ile kapalı iken polise kaldırım taşı attığınız sürece hatıraları depreşen bu aymaz güruh her daim arkanızda olacak ve sizi savunacaktır. yok eğer adınız ülkücü ise üzerinize gelen yüzlerce kişilik kalabalığı dağıtmak ve tamamen nefs-i müdafa amacıyla kuru sıkı tabanca ile ateş etseniz bile sizi idam sehpasına çıkarırlar. sizin elinizdeki kuru sıkı tabancayı nükleer bomba olarak algılarlar da, üzerinize gelen eli sopalı, zincirli, bıçaklı kişileri görmezler. hasılı ülkücülük böyle de ikiyüzlülüğe kurban gitmek olur bazen.
insafın kaf dağının arkasına kaçtığı ülkemde, ülkücü hareket içinde bir dönem bulunmuş veya bulunmadan sadece bulunduğu iddia etmiş bir takım kopukların yaptıklarına bakıp, böyle bir hareketi külliyen aşağılamak sık rastlanır bir durum. insaflı okuyucu kafasını biraz çalıştırmakla, ülkücüleri "biraz kafası çalışanları da devlet memuru" oluyor şeklinde yaftalamanın haksızlık olduğunu idrak edeceklerdir. ülkücü hareket fikri altyapısı olan ve günümüzde de bu geleneği devam ettiren akademik kadrosu olan bir harekettir. eğer kaliteden kastınız buysa devlet kadrosunda mebzul miktarda ülkücü müsteşar, ülkücü uzman, ülkücü genel müdür, özel sektörde ise gayet başarılı ülkücü işadamları vardır. biraz araştırın, bulmazsanız bir mesaj uzağınızdayım.