Kararmaya durdu mu ortalıklar
Büyük mor bir ışık yalın kat yüreğinde
Oysa birçokları yalnız gecede
Yaşar en ışıksız yerini bölünerek
Unuttuğu bir şey vardır başkalarının
Oysa bir yerlerde hepsini duyar
Üşür gecelerden bir ince yürek
Ama dağ başında bir yalnız diken
Ama tepelerde iri bir rüzgar
Yaşamazlar birçokları gecede
Karanlık gölgeler düşer yollara
Sonra geçip bütün korkulardan, karanlıklardan
Yiğitçe karşı koyar da bir ince yürek
Yansıyan duru ışıklar gibi iyimserliği
Geçer uzak güneşlerden, sulardan.
Kararmaya durdu mu ortalıklar
Büyük mor bir ışık yalın kat yüreğinde
Oysa birçokları yalnız gecede
Yaşar en ışıksız yerini bölünerek
Unuttuğu bir şey vardır başkalarının
Oysa bir yerlerde hepsini duyar
Üşür gecelerden bir ince yürek
Ama dağ başında bir yalnız diken
Ama tepelerde iri bir rüzgar
Yaşamazlar birçokları gecede
Karanlık gölgeler düşer yollara
Sonra geçip bütün korkulardan, karanlıklardan
Yiğitçe karşı koyar da bir ince yürek
Yansıyan duru ışıklar gibi iyimserliği
Geçer uzak güneşlerden, sulardan.
bugün ülkü tamer'in yanardağın üstündeki kuş adlı şiir kitabını aldım.
öyle rastgele bir sayfa açtım eğer seversem alcaktım, sevdim.
SOĞUK OTLARIN ALTINDA
Atlarında taşındıkça yorgunlar...
Öyle görüyorum; anlıyorum ki günlerce o yerleri hiç bırakmamışlar;
yemeklerini bile galiba o atların sırtlarında yemişler.
Ey benim yalnızlığım! Soğuk otların altından bakacağız onlara, değil mi?
Onları ağaçların bittiği yerde görüyorum. Yorgunlar. Anlıyorum ki
ormanın çevresinde dört dönmüşler. Benim çıkmamı bekliyorlar. Beni
götürecekler.
Ey benim yalnızlığım! Bu kadar eğilmeselerdi üstüne senin. Bu
kadar anlatmasalardı seni. N'olurdu, yalnız ben yazsaydım bu
yapraklara seni. Seni yalnız ben bilseydim. Beraber ölseydik
seninle.
Ne aptal adamlar! Oysa ki nasıl olsa bırakacağım buraları bir gün.
Gidip evlerinde otursalar ya, okula bile başlamamış ölü çocukların
gezindiği büyük sobalarda. Nasıl olsa, oysa ki nasıl olsa
bir gün kapılarını çalacağım. "Ben ormandan geldim."
diyeceğim. "Beni yanınıza alın," diyeceğim.
Soğuk otların altında büyür çocuklar. Oraya da gitmesek, ey benim
yalnızlığım! Evet, soğuk otların altında kuş mezarları vardır belki.
Ben yalnız seni istedim belki.
Ben yalnız bütün ormanı belki.
Ben yalnız ışıklarını şehrin.
neden, anlayamıyorum bir türlü, neden bu ormanı istedim ve neden,
anlamıyorum bir türlü, neden beni istiyor bu kaçtığım atlılar?
Gizliden gizliye onları istediğim için mi?
Atlarında taşındıkça yorgunlar.
Ne güzel! Onları yoruyorum. Bu sürüp gidecek anlaşılan; hemencecik
ölüversek. Bekleseler. Dönseler. Hep bekleseler. Ölüversek.
Soğuk otların altı...
ancak bu kadar olurdu insanın ilk açtığında karşısına çıkacak olan şiir. aradığım ne varsa vardı. ve daha fazlası.
sonra yürürken bir başka şiirini, onur ünlünün güneşin oğlu filminde okuttuğu şiire rastladım. yolda onu ezberledim. şimdi aklımdan yazacağım.
KONUŞMALAR
Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım , bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.
iyi nişan alırdı kendini asan zenci
bira içmez ağlardı, babası değirmenci
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
-çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen
Ahmet Kaya 'nın An Gelir ve Başkaldırıyorum albümlerinde seslendirdiği "Üşür Ölüm Bile" ve "Gül Dikeni" şarkılarının sözleri Ülkü Tamer'e ait şiirlerden oluşmaktadır. Zülfü Livaneli´nin seslendirdiği "Memik Oğlan", "Güneş Topla Benim için" ve Grup Yorum'un "Düşenlere" isimli eserlerinin de söz yazarıdır.
"mor bir kalem gelecek siz hepiniz uyurken,
düşmanlar öldü diye mışıl mışıl uyurken,
bir denizi kümesin duvarına çizecek,
ben boğulunca defterler üzülecek,
öğretmenime kızdım, kıskansın seni nokta,
sana nişan takmadım, ama gücenme virgül,
çünkü bu şiirim virgülle bitecek,"
"soğuk bir tül örtüyorlar yüzümüze
sanki ölmek için beyaz bir uykusuzluk
belki utanmasak bizi bırakacaklar
terliyoruz, tırnaklarımdan damlıyor kan
onun üstüne
soğuk bir tül örtüyorlar üstümüze
hangi odaya saklansak şimdi onlar
hangi sokaklara çıksak ölüm
girildikçe biten sevişmemiz onlar yüzünden
ne zaman boynuna uzansam ölüm kokuyor
yalnızlıktan, o yalnızlık
kelimesi artık şiirde unutulan"
-Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.
iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci
-Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.
ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün,
ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün;
serinlik vurdun korulara, canlandı serçelerim;
sen mavi bir tilkiydin, binmiştin mavi ata,
ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta.
suya atılan bir çiçeğin umudunu taşıyan şairdir, yazardır, insandır. Uzak bu aralar bizden; sesi soluğu çıkmıyor. Ara ara sokağına gidip bakınıyorum, gökyüzü hâlâ yerinden - oh güzel... Sonra sokağın diğer ucuna geçiyorum ve gece oluyor. Bir terslik var, yıldızlardan biri yok; endişelenip yeniden sokağın diğer ucuna gidiyorum, yine eksiksiz bir sabah oluyor; kahvaltı yapanlar, uyuyanlar, uyuyamamışlar ve doğmamışlar var, bir de eksik yıldız... Ülkü tamer'le aynı sofrada oturmuş bir şeylerin altını çiziyor, daha çok saksıların ve su damlaların...
Hadi usta geceye bir şiir kondur:
GÜL DiKENi
Uçakları nedeyim
Gökkuşağı gönder bana
Senin olsun süngülerin
Gül dikeni yeter bana.
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur kardeş olur eller bana
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur kardeş olur kardeş olur eller bana.
Silahları nedeyim
Benim sevgim mavzer bana
Suya attığım çiçekler
Bir gün olur döner bana.
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur kardeş olur eller bana
Kan kurşundan silinince
Kardeş olur kardeş olur kardeş olur eller bana.