Sebep-sonuç iliskisinin düşünülmesi gerekir.
Mesela 15 temmuz gibi bir gece için ölmezdim. Ya da ülkenin gördüğü diğer darbe senaryolarinda.
Devlet idaresinin başarısızlığının sonucunu sadece halkın çekmesinin mantıklı bir açıklaması yoktur.
bazen ben de soruyorum kendime ve kendimden sorgusuz sualsiz şekilde "evet" cevabını bekliyorum.
ama hiç bir zaman o hızda evet diyemiyorum. bir yandan üzülüyorum, acaba gerçekten vatanımı sevmiyor muyum diye ama seviyorum. galiba bizde o iman gücü eksik. tek mantıklı cevabım bu.
Neyse ki memleket Uludağ sözlük yazarlarından oluşmuyor. Ülkeyi 3 milyon Araptan ibaret gören (ya da mazeret olarak gösteren) Türk olduklarına inanmadığım soysuzlarla doldu burası.
ülke dediğin şey de aslında başta olan sınıf olduğu için ben ölmem. sonuçta adam fakir ama kendini fakir bırakan sistem için vatan millet sakarya değip cepheye koşuyor. demek ki bu duygular insanlar ölüp üst tabaka keyfini sürsün diye var. onlar orta ve alt tabakayı bu tür şeylere inandırıyor sonra da bunlara bide şehit oluyorsun diye dini misyon yükleyip saltanatını sürdürüyor. yani aslında devletin için dıştan bakınca ölmüyorsun, o devlet sisteminde üst kademe daha fazla var olsun ve seni sömürsün diye ölüyorsun. onlar da parayı götürüyor zaten. ayrıca silah piyasasına hükmedenlerle siyasi kriz çıkartıp savaşa neden olanlar aynı değilse ben de bir şey bilmiyorum.
şimdi düşman kapıya dayandığı zaman kimse savaştan kaçmaz ama suriye'de katar'da sözde ülken için özde müslüman kardeşler için savaşırken ölmek kimse istemez.