bağcılar asit tayfadan bedirxan kardeşimiz demek istiyor ki, biraz esnek olması, oyunu sahasında kabullenmesi gereken meslek grubudur.
bu tamamen onun düşüncesi. ben bir öğretmenin basit yaralama, asimetrik propaganda ve ezber kullanarak harikalar yaratabileceğine inanıyorum. kendi çocuklarımı da bu şekilde yetiştirdim. şimdi hepsi fsb'de çalışıyor.
Ayakkabılarının bağı çözülüyor, eğilip çözüyorsun. Öğretiyorsun ayakkabısını bağlamayı. Öğrenemezse bir daha bağlıyorsun. Gözü yaşlı geliyor. Göz yaşlarını siliyorsun. Avutuyorsun, teselli ediyorsun. Güvende olduğu hissini yaratıyorsun. Düşüyor, dizi kanıyor. Temizliyorsun yarasını, gülümseyene kadar yanından ayrılmıyorsun. Kavga ediyor, darılıyor arkadaşıyla, sorunlarını dövüşerek değil konuşarak çözmeleri gerektiğini anlatıyorsun her defasında.
Yemek poşeti düğüm olmuş, açıyorsun poşete hiç zarar vermeden. Bir derste en az on kere "zil ne zaman çalacak" diye soruyor. Hepsine aynı sakinlikle cevap veriyorsun. Her derste bu son ders mi diyor, son ders hariç, hayır diyorsun. Kaçıncı ders olduğunu söyleyerek. Bıkmadan usanmadan. Sorular soruyor, çocukça ve ona göre oldukça anlamlı. Dinliyorsun sonuna kadar. Anlayabileceği şekilde anlatmaya çalışıyorsun. Kalemi kayboluyor, birlikte arıyorsun.
Kitabını unutuyor, kitap fotokopisi çekip veriyorsun. Kaba, çirkin konuştuğunda, nasıl konuşması gerektiğini izah ediyorsun. Sıkıldığı zaman yeni oyunlar icat ediyorsun. Burnu akıyor siliyorsun. Eli kirlendiğinde gerekirse sen de onunla birlikte elini yıkıyorsun. Halini soruyorsun, hatırını soruyorsun, evinde nasıl vakit geçirdiğini soruyorsun. Tatilde ne yaptığını merak ediyorsun. Hastalandığında ateşini kontrol ediyorsun. Yanındaysa ilacını içiriyorsun. Tüm bunların dışında bir de ders yapıyorsun. Gece başını yastığa koyduğun zaman, bugün ne öğrettim diyorsun. Verimsiz bir günse, canın sıkılıyor, uykun kaçıyor. Vicdanın rahatsız oluyor. Yarın diyorsun. Yarın daha güzel olacak. Yarın daha güzel olduğunda sen de daha rahat uyuyorsun. Kimseden bir aferin beklentin yok. Kimsenin gözüne girmek gibi bir derdin de yok. Yaptığın işi layıkıyla yerine getirip, huzurla uyumak derdindesin sadece. Öğretmek değil derdin, eğitmek. Tüm yorgunluğun çocukların okulda oldukları için mutlu olduklarını görmekle geçiyorsa, zaten yorgun değilsin hiç.
Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum. Hayır. 29 harf öğretirim her birine. Kimseye ne kul ne de köle olmalarını isterim. Çocuklar bu kadar anlaşılabilir ve kolayken, büyüklerinin bu kadar saçma olması haksızlık sanki. Son on yılda, senin maaşını ben veriyorum diyenlerin, hocaaa diye yayılanların, karpuz seçercesine mal seçmeye çalışanların sayısındaki orantısal artış, kimin hatası? Bir yerlerde bir hata var...
Edit: o eksiyi veren kimse bana özelden yazabilir mi lütfen?
diğer meslek türleri gibi zor olan bir meslektir. işini severek yapıyorsan, tüm öğrencilerin ve öğretmen arkadaşların tümü olmasa da büyük çoğunluğu sizden memnun ise ne mutlu size.
dünyanın en kıymetli işi olmasına karşın ülkemizdeki en boktan müessesedir.
ben öğretmen değilim, ama bu işe pek de uzak olmayan biriyim.
ülkemizde eğitim sistemi hiçbir şekilde sağlıklı yürümüyor.
eğer eğitilmesi planlanan insanın seviyesi öğretmenin seviyesinin çok altındaysa veya bir çocuk ise işler kolaylıkla çığırından çıkabiliyor.
bu noktada öğretmenin hazırlıklı olması da yeterli olmuyor.
bu sebeple bir insanın, yabancı bir insanı düzgün şekilde eğitebilmesi için mutlaka öğrenci ile öğretmeni uzlaştıracak bir hukuk, güveni sağlamak için gidilecek yolu gösterecek bir harita ve dengeyi sağlayacak bir aracı gerekiyor.
şans yardım etmezse; ülkemizde bunlar sağlanamıyor.
hatta öğrenci ile öğretmeni uzlaştıracak hukuk bizzat öğretmen tarafından çiğneniyor, gidilecek yolu gösteren harita öğrenciden gizleniyor, dengeyi sağlaması gereken aracılar menfaat için dengeyi bozuyor.
asıl ilginç olan, insanların büyük çoğunluğunun zarar gördüklerinin farkına varmadan bu durumdan memnun olması.
hem bu durumdan memnunlar, hem de bu durumun devam etmesi için ellerinden geleni yapıyorlar.
gücü temsil eden unvanları elinde tutana yaranmak amaç olmuş durumda.
bütün bir ülke stockholm sendromuna yakalanmış.
Angut kafalı, sen lise 3 e giden babasını kaybetmiş çocuğa "senin baban ne iş yapıyor" diye sorup, ve ısrar ediyorsan o çocuk sana restte çeker, arabana da zarar verir seni de öğretmen olarak görmez.