özlenilendir özlemek ve özleyendir özlemek... belki de özlememeyi tercih etmektir özlemek, belki de özlenmemesi gerekeni özlemektir... özlemeyi özlemektir.
kokusu düşer burnuna,
her insan yüzünde biraz o,
elini uzatsan sanki eline değecek,
nereye baksa gözlerin; onun derinliğiyle birleşecek,
her telefon sesiyle onun sesini duymak için heveslenecek,
geleceği yollar şehrin en güzel manzarası ilan edilecek,
ve özleyecek...
ama özlenenin bundan haberi olmayacak.
Garip bir huzursuzluk çöker kişiye, özlenen eğer "o" ise. Elin telefona uzanır, aklında mesaj atmak için türlü bahaneler uydurmaya çalışırken. Fonda da hüzünlü bir melodi varsa huzursuzluk artar, katlanır. Sebebi de yoktur aslında görüşeli bir gün bile olmamıştır. Gene de sebebini bilmediğin bir şekilde huzursuzluk duyarsın yanında değil diye. Velhasılı kelam, özlemek aşıksan zordur azizim.
bugün sebep yokken özledim seni. uzun zamndır gitmediğim bi yer, tatmağıdım yemek, duymadığım koku gibi...
Şu an kiminlesin?, ne yapıyosun? bilmiyorum, ama yanımda olmanı istiorum sana dokunmak istiyorum. Bıraktığın yerde gel de bul beni..
bulaşık yıkamaya üşeniyorsun sen, ama şükret ki yiyecek yemeğin var,
rahat vermeyenlere kızıyorsun sen, ama bil ki sevenlerin var,
paran bitti diye hayıflanıyorsun sen, ama düşün ki bir işin var,
özledim diye isyan ediyorsun sen, ama unutma ki seni de bir özleyen var.
düşün bir kez sıkıntılarının sebeplerini, ya olmasalardı?
"özledim..." yazılarak bile çok şey anlatabilen. Çünkü herkes ne demek istediğini anlar, herkesin derinde kalmış bir özlemi vardır, herkesin bi yarası, asla söyleyemeyeceği aşkı, hiç unutmayacağı dedesi, çok sevdiği babası vardır...
Kalbin sol köşesinden başlayarak büyük bir yumru halinde uzun bir yol izleyen, karna kadar ince ince kasılmalar halinde seyreden adına aşk acısı diyeceğimiz duygu, başka bir duygu olan özlemle bütünleştiğinde, günler geçip gitmeyecek, sabahlar hiç gelmeyecek, dünya dönmeye devam etmeyecek, bir daha rüya göremeyeceğiz sanırız...
Bir ruh gibi etrafta dolanıp dururken,uyuyamaz,yemek yiyip içemezken; günler, aylar, yıllar,anlar hiç geçip gitmeyecekmiş, zaman durmuş gibi gelirken, aslında akrep yelkovana gülümsemekte farkına varmadığımız aşk acısıyla savaştığımız o anlar hızla geçip gitmektedir ve zaman bir panzehirmişçesine en büyük etkisini göstererek kalbimize yavaş yavaş işlemektedir.
Kaç ay, kaç yıl, kaç vakit gereklidir bilinmez ama aşk acıs o çok acı çektiğimiz sızılı günlerden bize bir miras bırakarak, zamanın pençesinde bir düş gibi uçup gidecektir...
"Yalnızım ben çok yalnızım
Buymuş benim alın yazım
ister uzak ister yakın
Anılar beni rahat bırakın..."
Bu gece ıslık eşliğinde bu şarkıyı mırıldanırken hatırladım seni...
Çok uzun zaman olmadı belki,
Seni unuttuğumu sandım,
Unutmak için çok uğraştım,
Ama başaramadım sevgilim...
Şimdi senden kilometrelerce uzaktayken bile sana hasretim...
Kalbim acı çekiyor sevgilim,
Yalnızlık kelimesi sadace bir kelimeyi ifade etmiyor son günlerde,
Aynı şehirlerde yaşayıp, aynı havayı soluyup, aynı güne, aynı güneşe bakıp, aynı ay ışığıyla uyurken ve aynı gün ışığıyla sabahlara gülümserken, birbirimizden bu kadar uzak oluşumuz canımı sıkıyor belki de en çok...
Belki bir kaç ay, kimbilir bir kaç yıl sonra başkalarının ellerini tutacağımız, büyük kalabalıklar içinde yürürken içimize çektiğimiz bu yeni kokuları büyük uzaklıklardan hissedeceğimiz, tanıyacağımız, seslerini duyamadığımızda onlara özlem duyacağımız, uzun aralıklardan sonra onları görünce içimizde büyük sevinçlerle onlarla kucaklaşacağımız, onlarla hayatlarımıza devam edeceğimiz, hayatımızın devamında onları seveceğimiz düşüncesi...
Ve belki de, her aşk bir aşkın ayak izlerini izlerken ve her aşk bir yıkıntının küllerinden tekrar var olurken, baktığım her yeni yüzde senden bir şeyler arayacağım ve senden birşeyler bulacağım duygusu incitiyor beni...
Ama geçen yıllar, geçen yüzler, geçen zamanlar umrumda değil,
Şu an şu dakika, gecenin, ayın ve yıldızların şahitliğinde sana üç kelime söylemek istiyorum...
kutsal bir emanetmiş gibi saklamak resmini ve bir duaymış gibi adını söylemek, adını dua etmek dile.
susup da en derininden dönene kadar konuşmamaktır özlemek.
kalbi bir sonraki vuslata kadar kapamayıp dönmeyeceğini bilsen de geçen her günü hesaplamaktır. unutulacağını bilsen de unutmamaktır. belirsiz iç sıkıntının tek nedenidir özlemek. ve sadece habersiz kaldığında değil, yanıbaşındayken bile özleyebiliyorsan seviyorsun demektir.
bazen öyle bir duygudur ki gerçek acıyı hissettirir insana. herkes birilerini özler.kimi sevgilisini,kimi ailesini. ben dostlarımı özledim. değerlerini zamanında iyi bilemediğim,onlardan ayrı düşünce değerlerini anladığım dostlarımı özledim. en kötü zamanımda bana destek olan, en mutlu anımda mutluluğumu birlikte paylaştığım dostlarımı özledim. son günümüzde, konuşurken birbirimize unutmama sözü verdiğimiz ,unuturum diye düşünmüş olmama ramen asla unutamadığım, hep aklımın bir köşesinde kalan dostlarımı özledim. keşke onlarla biraz daha vakit geçirebilseydim demek yerine, keşke onların yanında olabilseydim. ben özledim. dostlarımı özledim...
yalnızlığa dem vurmuşken gecenin bir vakti, kalbe ince ince işleyen ruhu sızlatan duygudur.
"bir güneşe bir de sana bakamam,
bir ateşi bir de seni tutamam,
bir nefessiz bir de sensiz kalamam.
çöllerde su gibi özledim seni,
kutupta yaz gibi özledim seni..."