çaren yoksa sen terk ettinse,terk etmeli isen,oda an şu zamanda evli bir adamdan çocuk beklemekteyse koyar be hacı ama yapacagın bir şey yoktur.araya girsen çocuga yazıktır kadına yazıktır. sonra dersin artık o benim için yaşandı bitti bişeler dersin. ama ama sende inanmazsın hacı artık senin özlemeye bile hakkın yoktur.
Birden özleyiveriyorsunuz...
Çoktan unuttugunuzu sandiginiz
ya da yalnizca bir kere karsilastiginiz
ve özlemek için yeteri kadar tanimadiginiz birini
bir sabah çilginca özleyerek uyaniyorsunuz.
Rüyalariniz, içinizdeki o gizli,
esrarini ele vermez büyücü,
siz çarsaflarinizin arasinda,
bütün tehlikelerden uzak,
güvenle yattiginizi sandiginiz bir anda,
usulca ruhunuza sokulup,
sizden habersiz oralara yigilmis cephanelikleri
birer birer atesleyiveriyor.
infilaklarla sarsilarak uyaniyorsunuz.
Hayatinizda olmayan birini hayatiniza almak,
ona dokunmak,
onun sesini duymak için kivranirken
buluveriyorsunuz kendinizi...
Özlemek, o yakici istek,
bilinen herseyi ve önem sirasini degistiriveriyor.
Özlediginiz ise çok uzaklarda...
Yaninda olmasini istediginiz halde
yaninizda olmayan bir tek kisi,
yaniniza bile yaklasmadan,
hatta onu özlediginizden
ve onu istediginizden haberdar bile olmadan,
bütün hayati,
bütün görüntüleri eritip
baska kiliklara sokuyor...
yeni türkü dinlemek özlemek demek galiba. neyi özlediğini bilmiyosun yada bilmek istemiyosun. tam olarak kendine tarif edemesende aslında biliyosundur neyi özlediğini. mesela süper babayı özledim. şuncacık yaşımda izlediğim dizi ne kadar samimiymiş diyorum. sonra sevgiliyi özlüyosun. yaptığı en gereksiz hareketleri özlüyosun. ne kadar içine işlemiş gerekli gereksiz şey varsa onu tekrar yaşama isteği galiba özlem.
fiziksel olduğu kadar duygusaldır. araf ehli, içinden melankoli fışkıran bir cumhuriyetin başkentidir özlemek. şöyle ki:
okul hayatımı özlüyorum. özellikle ilkokuldan çıkıp liseyi bitirene kadar 7 sene yaşadığım yurt hayatını. bazen sosyalleşmenin sadece 182 merdiven arasında olduğunu düşünürdüm. her bir kat ayrı bir yaşam tarzını, her yatakhane ayrı bir eğlencenin kapısını açardı. derken soluk alıp verirken geçen sürede büyüdüğünü farkediyorsun. bir gün eline diplomayı sıkıştırıp kapıyı gösteriyorlar. nasıl yani? dediğinde çoktan yurt kapısının dışında, üniversite kapısının eşiğinde oluyorsun.
askerlik keza öyle. bitmez dediğin gün sayıları, şafak doğan güneş kutsalında bitiveriyor. bir sabah güneş sana doğuyor, nizamiyeden çıkarken el salladıklarına emanet edip gidiyorsun güneşi..
sonra tek tabanca patentli olarak çıktığın hayat trafiğine, para kazanma konusunda başvuru yapıyorsun. hayat bu, yine kabul ediyor seni. attığın tüm bozuk paralar dik geliyor, hiçbir kutup ayısına yakalanmadan şahane bir masa başı yakalıyorsun. derken zaman geçiyor para kazanıp kıç büyütmeye başlıyorsun. hah işte şimdi tam bu dönemimdeyim, kabulleniş sürecinde, gençliği orta yaşa teslim etmemek için direniyorum. kemale ermek için evlen artık baskısı, eş dost düğünlerinde ortamda tek başına kalınan saplık moduna karışınca bir mermi de ben sıkasım geliyor freeboy yaşam tarzıma..
gece yarısı nöbetleri başlıyor bir süre sonra. oturup düşünmeler. kaçıp giden uykulara nazire yaparcasına, sigaranın izmariti bir diğerine karışıyor. balkon mesaileri ile devam ediyor sonra geceler. sıcak yaz geceleri aslında ne kadar efkara müsaitmiş onu anlıyorsun. sonra ismi aklına geliyor. o yaz gecesi donup kalıyorsun oracıkta. kiliti olamayan ama kilitlenmiş bir kalbin nağmeleri ile...
özlemek böyle işte arkadaşım. sen, sen ol özleyecek bişey bırakma geride. üstelik yaptıklarından değil, yapmadıklarından pişman ediyor hayat. söyleyemediklerin rahatsız ediyor, söyleyebildiklerinden ziyade..
bazen bittiğini sandığınız zaman yine ortaya çıkan boktan duygular silsilesi. ne giden gidiyor yüreğinizden ne de sevdası. dediğim gibi boktan bir duygu.*
ne garip şey, üzerinden aylar geçiyor, "tamam" diyorsun, "bu sefer unuttum." gündelik hayat sürüklüyor seni sürekli bir yerlere, yeni insanlarla tanışıyorsun, ama hiçbirini hoşlansan bile hayatına tam olarak dahil edemiyorsun, sanki biriyle birlikte olsan ona ihanet edecekmişsin gibi aptalca bir his. halbuki o unutmuş, başkasını senin yerine koymuş, belki de sen varken bile hep oradaydı, belki değil, öyleydi. öyle ya, herhangi biri değildi, onun eski sevgilisiydi. oturup düşünmedi bile bunun sana kendini nasıl hissettireceğini, sen de hiç hissettirmedin ki nasıl da kırıldığını, sitem bile etmedin, öylece çekip gittin, kuyruğunu dik tuttun hep, özlemekten gebersen de aramadın, en azından gururun vardı elinde kalan. "unutmak en büyük cezadır" dedin, unutmaya çalıştın, unutur gibi oldun belki, geceleri uyuma kabiliyetini yitirdin, kabiliyet bile değil ki bu anasını satayım, isteyen herkes uyuyor mışıl mışıl, nasıl isterdin şimdi herhangi birisinin yerinde olmak.
özlemek, her an, her dakika birisinden ayrı olduğunun bilinciyle yaşamak demek benim için bugün ve şu saat. yapılan haksızlıklara, onca acıya, geri dönüşün olmadığını da bilerek (o istese bile), her şeye rağmen kızamamak demek.
özlemek, özlenmeye değmek demektir. insan özlenmez, karşıdaki kendini özletir. bunu bilen insanlar olduğu sürece özlemek güzeldir.
diğer türlü eşşekliktir.
özlemek, sevilen herhangi bir kişi veya obje nin arzulanmasıdır. sevilmeyen hiç bir şey özlenmez. sevgi eşittir özlem denilebilir. sevgiliyi özlemek, askerdeki oğlunu özlemek, kışın baharı özlemek, eski bir dostla sohbet etmeyi özlemek. bülbül sesini özlemek.
yoğun ve şiddetli bir biçimde hissedilen dokunma, koklama, tatma, duyma hislerinin oluşturduğu kombo duygu. insana özgü iç burkan ve acı veren bir his. sevgiliye beslenen en güçlü duygulardan birisi.