anadolu'nun her yanından hikayelerle derlenen, hayatı ve insanı en iyi şekilde anlatan gelmiş geçmiş en iyi yapımlardan biri. can acıtır, hüzünlendirir, duygulandırır ve aynı zamanda da sorgulatır. yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgiyi hatırlatır, insanın derinlerine iner, biz ne olacağız diye düşündürür. farklı hayatlardan farklı kesitler dinlemeye meraklı olanlara tavsiyemdir, gerçekten harika bir program.
izlediğimde helal olsun dediğim, bazen de gözlerimin yaşlanmasına hakim olamadığım gerçek aşkların, adanmışlıkların hikayesini veren program. o programı izledikçe keşke o dönemlerde yaşasaydım diyor insan. imkansızlıkların olduğu dönemde, gaz lambasında sevdiğinin mektubunu okuduğun dönemde mesela. şimdi ki gibi facebook'tu tweeter'di tırt iletişim araçlarıyla değil, özlemle hasretle yaşanan aşkları yaşasaydım diyor insan.
ömür dediğin nedir ki. yorulmakla gecen hayat sandığımız eziyettir. çoğumuz yaşadığımızı zannederiz halbuki hep birileri için savaşmısızdır. hem de boş yere. yaşlanınca anlarız ne kadar boş yaşadığımızı. ömrümüzde öyle sınavlar oluruz ki kimimizin çocuğu ölür. kimimizin annesi babası ablası. hem sevdiklerimizin acısını yaşarız. yaşamımızda hep birileri bizi kırar. huzur ararız hep ama hiçbir zaman bulamayız. sorumluluklarımızın ağırlığı altında kayboluruz. başkalarının hayatına imrenerek bakarız çoğu zaman. mutluluğu başkasında ararız. ama bulamayız. bazen özleriz bazen de nefret ederiz. brririni çok severiz. uğruna hayatımızı ortaya koyarız ama o gider. bazen o kişi kuzenimiz olur. çevre tarafından yadırganırız. oysa ki biz sadece sevmişizdir. ömür dediğin koca bir hüzün ve yorgunluktur. çok kısadır. özellikle sevmek ve düşünmek için. ömür dediğin kişi sevdiğindir aslında.
kendini ağırdan satan ukala dümbelekleri buna da bok atmadan önce şunu söyleyebilirim ki trt nin en başarılı belgesellerindendir ve çok önemli bir boşluğu doldurmuştur.
şu program show tv kanal d gibi kanallarda yayınlansa bu kadar az değer görmezdi.
ama işte saçma sapan diziler daha işlerine geliyor.
bu kadar içten, bu kadar doğal ve gözleri dolduran, bazen hüngür hüngür ağlatan program yok.
emine nine vardı burada. arada izlerim, dinlerim emine nine yi. bir gece hüngür hüngür ağladığımı bilirim. o şükrettikçe ben ağlardım.
teşekkürler bu programı düşünenlere, yayınlayanlara.
şu anda izlediğim programdır. yaşanılan hayatlar renksiz fotoğraflar niyeyse korkuyla karışık burukluk yaratıyor, sanki geleceği görmek gibi bir şey oluyor ve korkuyor insan galiba.
benim de içlerine dahil olduğum ahıska türklerinden bir amca nın beni gözyaşlarına boğan bir bölümü vardı. birçok kez izledim ve her izlediğimde herbirinden ayrı mesajlar alıyorum. çok güzel bir yapım. yapanların eline sağlık.
Ömür dediğin Trt'de devam etmekte olan hayat akıp giderken durup düşünmeye sevk eden, belgesel tadında. Yaşlı insanların ve onların anılarını konu alan güzide bir programdır.
Jenerik müziğinin bestecisi Zülfü Livaneli'dir
uzun zamandır takip ettiğim ve bugün 86 yaşında izmir de kambur olmuş maviş maviş bakan bir teyzeyi görüp gözlerimin yaşarmasına sebep olmuş belgesel. ibretliktir, avsiye edilir.
insana ruh katan, enfes program.
o hikâyeleri dinledikçe modern hayatın aslında ne kadar saçma sapan ve tatminsizlikle dolu olduğunu, hiçbir şeyin -ki buna insan da dahil- kıymetinin bilinmediğini daha iyi anlıyoruz.
programın amacı da mütemadiyen bu.
düşünenin de, yapanın da, çekenin de eline sağlık.