insanların sadece yanıbaşlarına geldiğinde veya mezarlık yakınlarından geçtiklerinde hatırladıkları ve daha sonrasında ise günlü hayatın telaşlarına kapılıp tekrardan unuttukları hayat denilen oyunun son perdesi.
Ölüm, materyalistlere göre bir son, maddenin şekil değiştirmesi, reankarnasyona inananlara göre, yeni bir yaşamın başlangıcı, tek ya da bazı çok tanrılı dinlere inananlara göre, farklı bir dünyaya ilk adım atıştır. Ölüm her canlının yaşamının sonunda karşılaşacağı bir olaydır. Aslında doğal bir olay olan ölüm, gerek yaşamı sona eren kişi, gerekse ailesi ve yakınları için istenmeyen ve acı veren bir durumdur. Zamanında çok sevilen bir kişinin cesedi, artık en yakınları için bile korku veren bir cisim haline dönüşmüştür.
nefes kadar yakın olup yıldızlar kadar uzak olabilen korkunç duygu.
ölüm!
tanımı yok. kavranılamayan yokluk.
der dururlar ya "kelimelerin kifayetsizliği" diye, ölüm bunu size öyle bir hissettirir ki şaşırır kalırsınız, vakti geldiğinde.
onun artık yok oluşunu, gözlerini açıp kapatamayacak oluşunu beyin bir türlü algılayamaz çünkü yürek buna izin vermez; o inanmamıştır ki, beyine hükmeder durur işte.
bu bir ceza mı yoksa yeni hayatınıza bir armağan mı hiçbir zaman cevaplayamayacağız.
ruhumda, içimde birşeyler var; izin vermiyor tasvir etmeme. bu konuya inanmamı engelleyen kapalı kapılarım var bir sürü nihayetinde. öyle çok sıkıyor ki boğazımı o eller, nefes almam imkansız oluyor. akıttığım gözyaslarım beni rahatlatmıyor. bu defa hıçkırıklarım uykumu getirmiyor.
evet. tanrı bize ceza veriyor. peki ya O 'na.
işte diyorsun kendi kendine; bu defa kayboldun o meşhur "sisler bulvarında. ezan sesleri" işe yaramaz o vakit. bilirsin aslında sen de yoksun ya. hayat bir kez daha kezzaplı yüzünü göstermiştir sana.
- insanın bedenini kontrol etme kabiliyetinin elinden alınmasıdır.
- rüyadan uyanmakdır.
- finallerde hocanın süre bitmiştir dediği andır.
- son veya başlangıç olarak algılanmasına rağmen, aslında kaldığın yerden devam etmektir.
- sekerat anından sonra gelen mutlak finaldir.
- kıyameti bekleme görevidir.
- zaman ve mekan ksıtlamasından kurtulmatır.
- ben pişamım dedirten farkediştir.
sessiz olacaktır heryer o huzura kavuşma anında. ruhun özgürleştiği o anda soğuk sulardan sıcacık güneşin ısıttığı kumlara çıkmak gibi içinizi ısıtacaktır. artık sizin için bir hapishane olan, zihninizi, duyularınızı engelleyen bedenden bağımsız herşeyi yapabilecek her şeyi hissedebilecek güçte olacaksınız. mutlak son ve hayatın amacı olan Allah'la yeniden bütünleşme anında hiç bir şeyin önemi kalmayacak sadece siz ve O olacaksınız. kaybedecek hiçbirşeyi kalmayan insanlara has huzurun çok daha fazlasını tüm benliğinizle hissedeceksiniz.
cem karaca'nın sozleri muazzam guzel olan sarkısıdır.başındaki (bkz: riff) deep purple'ın (bkz: child in time) solo sundan alıntıdır.bunu cem karaca da bi soyleşisinde belirmiştir.
sözlerini de yazayım tam olsun...
ölüm bana sırıtarak gel
ölümü öp ne olur
yüzünde o tanıdık riyakarlık
çünkü nice dost dediklerim sarılıp öptüklerim
suratlarında aynı eda ve sahtekarlık
elbette haksın haktan gelirsin
kimi gördük ki dünyaya kazık kakmış da kalmış
heykelin bile dikilse de sen öldükten sonra
bakarsın tepene kuşlar kakamş
car atıp şeş oynasam
gene yenersin beni
ölüm bana gülerek gel ne olur
sırtımdan vurdurma beni alnıma sık kurşunu
karşıma geç yüzüme bak ve öttür baykuşunu
beni sordun mu ölüm ikiz kardeşin doğuma
bağlayan ne çözen ne hayat denen düğümü
kimi havyar yerken kimi soğan cücüğünü
üçbeş arşın beze sarar da öyle gidersin
car atıp şeş oynasam yine yenersin beni...
nasıl yaşamak bilinciyle doğuyorsa bir bebek ölüm de içimizdeki en derin, bakmaya bile korktuğumuz dehlizlerde gizli olarak hediye edilmiş insana. seçtirmiyor kendini, bazen apansız ,bazen yavaş yavaş çıkıp geliyor saklandığı yerden ve ruhun elinden alıveriyor bedeni sanki ödünç vermişçesine. yine de hep hazırlıksız, hep ani, hep tam da ölümsüzlüğü yakalamaya çalışırken, topraktan korkmadığımızı sanarken, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarken.
"insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar."
hadiste belirtildiği üzere insanlar ölüm olayıyla birlikte canlı ve şuurlu biçimde mezara girerler ve olacakları (evrensel sistemin gereklerini) tahmin ettikten sonra tarifsiz bir pişmanlık yaşarlar.
çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarının.
şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için.
olmamalı oysa. ben ölümü sol cebimde taşırım. bazen cebimden çıkarıp
onunla konuşuyorum: ''selam yavrum, nasılsın? ne zaman geleceksin beni
almaya? hazırım''...
korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır.*
yer yüzünde yaşıyan her bünyenin bir gun mutlaka tadacağı duymu demek doğru olurmu bilmiyorum ölüm nasıl bir hal onuda bilmiyorum . acaba nasıl oluyor bir den bire hareketsiz kalıyorsun dünya dönüyor. insanlar yasa bürünüyo ardından zamanla unutuluyor acın her perşembe yapılan dualar kalıyor geriye birde güzel anılar.. ölümle ilk 9 yaşımda tanıştım cansız yatan bir bedende babannem yatıyordu her zamanki ama yooo bu her zamanki gibi değildi üstünde beyaz bir çarşaf neden dedim kimde fark etmedi odaya girdiğimi usulca yanına gittim babama lütfen dercesine baktım .. ellerini aradım buldum pamuk elleri soğuktu yüzüne bakmaya cesarat edemedim çıktım odadan aldım ellerimin arasına kafamı düşündünmeye başladım.. artık babaannem yok ama babam, annem, kardeşlerim yaa onlarda giderse dedim başladım ağlamaya.. o gün bugün hergün düşünürüm ölümü.. nefes kadar yakın.. şimdi ütün sevdiklerim yanımda ama ya yarın ???