ölüm her zaman manaya gerek duymadan arzuladığım şey olmuştur. böylesine ihtişamlı ve manalı bir ölüm büyük bir şans gözümde. hep derdim bir ağaç olsaydım diye, bir ağaç olsaydım bu ana tanıklık eden ağaç olmak isterdim.
görüntü gerçek mi değil mi bilmiyorum ama, şahane…
minarede "ölü var!" diye bir acı salâ...
er kişi niyetine saf saf namaz... ne alâ!
böyledir de ölüme kimse inanmaz halâ!
ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan...
Gariptir. Fiziki dünyadan kopacağını biliyorsun. Kaçışının olmadığını da biliyorsun. Ama sanki hiç olmayacak gibi yaşıyorsun. insanoğlu olarak gerçekten saçma canlılarız.
Said-i Kürdi (Halk dilinde nursi), Asa-yı Musa'sında şöyle bahseder:
"Ölüm ya idam-ı ebedidir, hem o insanı hem bütün ahbabı ve akaribini asacak bir darağacıdır, veyahut başka bir baki aleme gitmek ve iman vesikasıyla saadet sarayına girmek için bir terhis tezkeresidir."
doğmanın özel bir yanı yok. bir şey değil. evrenin çoğu sadece ölüm, daha fazlası değil. bu evrenimizde, gezegenimizin bir köşesinde yeni bir yaşamın doğuşu, küçücük, önemsiz bir parlamadan başka bir şey değildir. ölüm normal bir şeydir. öyleyse neden yaşıyorsun? ' - johan liebert.
Bir kesinlik. Korkmanın yersiz olması gerekiyor. Gelip bizi bulacak ve alacak. Güzel sevgilimizi de, yakışıklılığımızı da, paramızı da dinlemeden hayatımızı emip götürecek.
Son 20 senedir ne yaşadığımı anlayamıyorum. Pozitif bir şey hissedemiyorum. Hayaller ve umut da kandırmaca. Artık dini inancım da yok. Beni duyması sorun değil, zaten duyulmamaya alıştım da keşke kiev ve gazze’ de çocukların ölmesini engelleseydi…
Gamsız, saygısız, ince düşüncesiz insanların mutlu olup hava attığı salak bir gezegende bin tane saçmalık içinde boğuluyorum. Bazen şu mal tiplerden birine tekme tokat dalsam mı diye düşünüyorum. Olmuyor çünkü vicdanım var.
Bu sevimsiz saçmalık ve aptallık yığınında her gün boğulacağım ve kimse beni anlamayacak. Bu da ölümdür.
Eninde sonunda herkesin tecrübe edeceği olay. Korkmanın gereği yok. Ruhlar için de bir bedeni terk edip bir diğerine geçmenin zamanının geldiğini göstermektedir.
Bir sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, hayatın akışı devam ederken, ölüm sessizce yaklaşır. Gözlerin kapalı, kalbin yavaşlar ve aniden derin bir sessizlik hissedilir. Ölüm, kimi zaman huzur verici bir dost gibi yanı başına gelirken, kimi zaman da karanlık ve soğuk bir düşman gibidir. Görünmeyen ama derinlerde hissedilen bir gölge gibi sürekli peşindedir. Ancak ölüm, bir son değildir; belki de hayatın yeni bir döngüsüdür. Tıpkı solan bir çiçeğin tekrar yeşermesi gibi, ölüm de böyle; görünürde bir son gibi olsa da, yeni yaşamların tohumlarını eker.
Sevdiklerimizle dolup taştığımız anlar gelir akla; onların anılarıyla yaşarız. Bir gülümseme, bir dokunuş, kalplerimizde saklı kalır. Ölüm bile sevdiklerimizin ruhunda yaşar, çünkü onlarla paylaştığımız her an ölümsüzleşir. Ve belki de en büyük korku, unutulmak, hatırlanmayacak olmak. Ama her anı değerlidir; her gülüş, her gözyaşı yaşamın özüdür. Ölüm bile bu döngünün bir parçasıdır.
Sonunda herkes için kaçınılmaz olan o an gelir. Ancak ardında bıraktığın izler, bu dünyada bir yankı olarak kalır. Her anı dolu dolu yaşamak gerekir, çünkü ölüm bile hayatın içinde gizli bir anlamdır. Yaşarken sevgiyle dolu kalpler bırakmak, yaşamın en büyük mirasıdır. Ve ölümün bile bir yansımasıdır; yaşamın içinde saklı, anlamlı bir derinliktir.
ölürken acı çekmek ve ebedi hayatta sonsuza kadar acı çekmek düşünüldüğü zaman korkutucu bir şey ama nasıl ki hayvanlar ölüyor, insanlar da ölüyor. hayvanlar ahirete göçmüyor ama insan sırf aklı var diye ahirete göçüyor. gerçi akıl hastaları dinden sorumlu değilmiş. insan ölmek istemediği için ölümden korkabiliyor, bu bence son derece doğal bir şey. aydemir akbaş da ölümden çok korkuyordu ama öldü. aydemir akbaş yaşlıydı gerçi ama gençken ölen de var maalesef. allah gecinden versin.