yaşamayı sevmek ile paralel olan bir korkudur. her canlı ölümü tadacaktır. ölmekten korkanlara tavsiye olarak, öldükten sonra korkacak birşeylerinin kalmaması gerçeğini hatırlatmak gerekir.
yemek sırasında nefes borusuna kaçan yemek parçalarının nefes almayı gözler kararana kadar engellemesinin ardından vücudun her tarafında hissedilen korku.
taş devri insanını, görünmez, zeki güçlerin varlığına:
tanrılara inandıran,
o güçlere ilişkin düşünceler oluşturmaya
ve felsefeler üretmeye uğraştıran korkudur.
önceleri sözü altın gibi değerli olan kişinin daha sonraları kendini batırması sonucu sözünün üç kuruş etmediği zamanda hiç umursamadığı korkudur. aslında ufalmış ve yokolmuş korkudur bazen.
ölüm her aklına geldiğinde,
ah edip vah edip ağlama;
bu halinle tanrıyı incitmiş olacaksın.
azrail kapını çaldığında,
evi teleşa verme;
o geldiğinde sen gitmiş olacaksın. *
ölüme sadece çok yaklaşmış olanların anlayabileceği duygu. bu nsanlar kendi ölümlerinden yani ölmekten değil, sevdiklerinin hayatlarına anlam katan kişilerin göçünden korkarlar. ölümün değdiği her canlı korkar ondan, bilinmezin getirdiği korkudur belki de..
olum olmasaydı olum korkusu da olmazdı.o yuzden insan beynindeki tanrı-allah
kavramını yaratan olum korkusudur. dahası olum korkusunun daha yogun hissedildigi
cografyalarda-toplumlarda tanrı-allah kavramı daha gucludur, semavi dinlerin
koku de buradan gelir. hepsi eski dunya cografyası kokenlidir.
eski dunya da tarih boyunca kavimlerin, krallıkların,catısmaların, savasların,
kavgaların, yıkımların,hastalıkların merkezi olan dunyadır.
niye amerikada, afrikada ya da dunyanın alakasız baska bir cografyasında
ortaya cıkmamıs tanrı kavramı ve devamında semavi dinler?bir dusunun bakalım.