aslında burda ölüm korkusu diye bir şey yoktur. niye derseniz ölüm ben geliyorum ve geleceğim demiyor. burda korkulan husus ölümden sonra olacaklar dini bütün bir müslüman allaha ve cennetine cehennemine inanır. zaten inanmıyorsa korkması için bir neden kalmamakta'dır inanan mümin ise ölümden korkmaz fani dünyadan göçüp gitmeye sevinir. korkması gerekiyorsa ölümden değil allahın huzurunu günahkar gitmekten korkmalıdır hayatıını ölmekten korkmak yerine kendisini kötülüklerden arındıran kul hem bu dünyada hem öbür dünyada huzurlu olacaktır tekrar'lamak gerekirse günah işlemekten korkun ölüm eski bir şey ama nedense insanlara yeni bir şey gibi geliyor ölümün yeni bir şey olmadığının farkına varmak önemlidir.
ölüm, bedende kaynayan yemek gibidir. hastalandığında o yemeğin kokusunu alırsın acizsin bu koku hoşuna gitmez. o yemeği tatmadan evvel rabbine doğru yol tutmak ne iyi bir davranış olur. dönüşümüz zaten şanı yüce olan allahadır öyleyse ölümden korkmak saçma. allahtan korkup gönlünüzü ona açın kötülükten sakının. böylece allah ölüm korkusunu sizden alır.
bu kaynayan yemek ne zaman pişer bilemeyiz. dileyen rabbine doğru yol tutar.
bi kere ruyamda canlı canlı gomuldugumu gormustum, insan oyle bisey hissediyor ki; ne bagırabiliyorsun ne de susabiliyorsun. yasamıs gibi olmustum bu olayı, sonra ter icinde uyandım... sonra giyinip okula gittim iste.
ölümden değil, birinin öldüğüne şahit olmaktan korkar insan en çok.
türk milletiyiz biz. bizi gece yarısından sonra cep telefonundan sapığımız, sevgilimiz arar, ev telefonumuzdan kötü haber verenimiz.
o telefon gece yarısı çalarsa, hele bir de arayan en yakınlarınızdansa, birine bir şey mi oldu diye sorulur en önce.
ölümden değil, kaybetmekten korkar insan en çok.
ninesinin, dedesinin, eşim dostun akrabanın...
selalar bir de. nefret ederim selalardan.
eğer, normal saati dışında camiden ses gelirse, birden tedirgin oluruz biz. hiç anlaşılmaz o müezzinin lanet anonsu.
iki üç kere tekrar edilir olmasına rağmen her tekrarda aynı kelimeleri anlar, aynı kelimeler hebelehubele gelir kulağa. isim duyulsa soyisim bir türlü anlaşılmaz. anlayana kadar diken üstündesin.tanımıyorsan rahatlarsın bir an. şükür dersin.
ama bir sela duydu isen, en yakının mesela kız kardeşinin, o ismi, soyismi, memleketi, baba adını her birini bilirsin en yakından.
unutamazsın asla.
korktuğun bu kez başına geldi işte.
en son ölmesi gerekendi belki de. küçüktü, küçücüktü. ne bileyim işte hani en çok yaşlılar ölürdü.
ölüm korkusu işte, yalnız kalma telaşı.
o'nsuz olunmayacağına inandıkların.
ölmeseler, kalsalar hep. hep sarılıp koklayabilsen boynundan.
iki gün evden gidince abim, iki güncük bozulmayınca yatağı huzursuzluk. gün içinde hiç konuşmadığımız halde, mesajlar, wattsaplar, aramalar. küfrettirene kadar. en değerlisi işte.
ölsem diye de korkarım bazen. ben ölsem, abim kimden pasta ister. kıyafetlerim dolapta, resmim duvarlarda, annem, babam işte, üzmemek adına onları ölme korkusu, yaşama isteği.
Ölmekten değil annemle babamın ölmesinden korkuyorum en çok. Ne olacak o zaman diye düşünmeden alamıyorum kendimi. Muhtacım onlara kaç yaşımda olursam olayım. Bazen kızıp kötü düşünüyoruz, bela olduklarını düşünüyoruz ama olmama fikirleri her geldiğinde, bir tek ben değil her evlat bunu düşünüyordur, daha çok içim ürperiyor.
Ölümü merak ediyorum ben. Annemle babamdan önce öldüğüm sürece ölümden korkmuyorum.
her insanda olması gereken bir korku aslında. ama bazen can sıkabiliyor.
yukarıda ki entryde geçen gibi ölümden korkmak değil de sevdiklerinin ölmesinden korkmak daha çok.
annemin, kardeşlerimin ölmesinden o kadar korkuyorum ki. onlara o kadar laf söylüyorum. çok acı laflar bunlar. ama bu fikir. haftada 3-4 gün rahat bunu düşünürüm. bazen biraz az düşünsem diyorum. annem eve geç geldiğinde mesela telefonda konuşmadıysak ödüm kopuyor. bazen de telefon çalıyor gündüz vakti annem evde yok. eyvah diyorum. öldü diyecekler sonra annemin sesini duyuyorum o zaman korkum geçiyor. sonra da acaba diyorum bunu düşünerek ölümü çekebilir miyim? olabilir mi böyle bir şey. sonra bir şekilde rahatlıyorum. hayatında hiçbir yakınını kaybetmemiş kişilerde pek olmaz bu korku. ya da bu kadar yoğun diyelim. allah sevdiklerimize uzun ömürler versin.
en belirgin olanı ise, bilinmeyene duyulan korkudur.
çünkü daha önce, hiç tecrübe etmediğimiz bir olgudur, ölüm.
ancak inançlı insanlar bu korkuyu en az hissedenlerdir.
çünkü onlar bilirler ki, "biz allah'dan geldik ve dönüşümüz yine ve ancak alemlerin rabbi olan, yüce allah'adır".
bu iç rahatlatan ve insanı teselli eden, bir teslimiyettir.
Ölümümü düşünüp de ağlamak saçma geliyor. Sanırım bunu hiçbir zaman yapmayacağım. Ölümüme hiçbir zaman kılıf biçmedim, "şöyle öleceğim, böyle öleceğim" diye. Günün birinde elbet ölünecek ama tasarlanacak bir şey yok. Ölüm hakkında düşündüğüm bir şey varsa, o da, o anki psikolojim ve geriye baktığımda neler gördüğümdür. Geriye bakıp mutlu olabiliyorsam ne mutlu. Geriye bakıp mutsuz ve umutsuz bir yaşam görmüşsem vay halime.
Yaptıklarımdan değil, yapmadıklarımdan pişman olmalıyım. Denemekten zarar gelmez. Bir hatayı bir kere yapmalı, tekrarladığın vakit pişman olmalı ve yaşadığın pişmanlıktan gururunu bir kenara itip, rasyonel düşünceyle ders çıkarmalısın. Lakin her birimiz insanız, kusursuz değiliz. Kusur, insanın tabiatında yaşar. Kusurlu yanlarımızla savaşabilmeliyiz. Bunu ise ancak ve ancak özeleştiri yaparak başarabiliriz. Çaresizlikle barışık bir yaşam sürmek basit ve acıdır. Muvaffakiyetimizi özeleştiri ve iç mücadelemizle sağlamalıyız.
Ne var ki insanın başa çıkamayacağı şeyler vardır; ölüm gibi. Bünyevi ve manevi hastalıklarla tıp yoluyla başa çıkma imkanlarımız vardır fakat ölümün çaresi yok. Ölüm, dünya tabiatının karşımıza çıkardığı en zorlu olaydır. Kıssadan hisse; ağlanacak bir şey varsa o da çaresizliğimizdir.
korkup, korkmamak, insanın ameline göre değişir, çok günah işlediğini biliyorsa, bunun cezasını çekeceğinden korkuyordur, yaşamı boyunca Allah'ın emir ve yasaklarını uyup, inancinın gereklerini yerine getirdiyse korkacak bişeyi yoktur, tıpkı ödevini yapmadan okula gelen öğrencinin zor duruma düşüp, ödev yapanın rahatça hareket etmesi gibi, yinede, ölümün soğukluğu, kabirdeki yalnızlık ve yaşanılabilecek azabın ağırlığı insanı hep ürkütmüş ve korku vermiştir ancak unutmamak gerekir ki, korkunun ecele faydası yoktur.
insanları olduğundan çok daha hızlı koşturabilecek fizyolojik reaksiyonun oluşmasına sebep olandır. Yani usain bolt ölüm korkusuyla koşabilse 100 m. dünya rekoru birkaç saniye daha aşağı çekilebilir. Şaka değil.