Dünyadaki en büyük korkulardan biridir, o anda pek bir şey hissetmez, düşünmez insan sadece ölmek vardır aklında bazen çok kısa bir zaman olmasına karşın çok fazla duygu, his vardır içinde.
1955 yapımı siyah beyaz türk filmi. yönetmen mehdi özgürel, oyuncu kadrosu muzaffer tema, belgin doruk, turan seyfioğlu, neriman köksal, kenan pars, aziz basmacı, türkan altap, özkan gürol, ali seyhan bulunmaktadır.
hayatini, yasama sevincini kotuye kullanarak geciren herkesin bir gun basina gelecek olan korkudur. bu da insanlari sukuta sevkeder. etrafta olumden bahseden cok insan gorunmez oyle. bahsedildiginde ise "yha ouf cok itici bi konu buuuo" diye tepki alinir. oysa olum bardaktaki son damlanin yudumlanmasi ya da hikayenin sonu degildir.
bilinir. lakin kabul edilmez. karanliktan korkmak gibi degildir bu korku cunku. bilinmeyenden korkmaktir. bu yuzden aslinda ilim sahibi olanlarin korkusu degildir. *
insanlarının -dünyaya doyamamalarından olsa gerek- bu dünyaya gözlerini sonsuza dek yumacakları günden korkmalarıdır.
Aslında gereksizdir. Eğer inanan birisi isen ve inançlarının gerektirdiklerini elinden geldiğince yaptıysan zaten böyle bir korku yersiz. Kendi adıma konuşmak gerekirse ölümden değil fakat acılı bir ölümden korkarım sadece. Allah herkese hem başı, hem içi, hem de sonu güzel olan bir yaşam nasip etsin inşallah.*
REM uykusuna yatmadan önce bir çok kişinin yaşadığını düşündüğüm pisikolojik bir rahatsızlıktır ama fiziksel rahatsızlıklara da neden olabilir uyutmamak gibi. Öldürmez sadece solunum yavaşladığı için beyin vücudun iflas ettiğini düşünüp vücuda elektirik sinyali gönderir.(Yani House öyle diyor.)
woody allen son filmi midnight in paris de ; zamanda yolculuk eden amerikalı yazara ait ölüm korkusuyla ilgili müthiş bir replik var. allen, hemingway den aldığı pasajı günümüz ingilizcesine uyarlamış..
--- (gbkz: alıntı) ---
her erkek ölümden korkar. bu hepimizi tüketen doğal bir korkudur.
Ölümden korkarız, çünkü ya yeterince ya da hiç sevmediğimizi hissederiz ki sonuçta bu ikisi kesinlikle aynı şeylerdir.
fakat dünyadaki bütün saygıyı hak eden, kendini gerçekten güçlü hissetmeni sağlayan harika bir kadınla seviştiğinde, ölüm korkusu tamamen kaybolur.
Çünkü bedenini ve kalbini harika bir kadınla paylaştığında dünya eriyip gider. o an evrende sadece ikiniz varsınızdır.
senden daha yetersiz olan birçok erkeğin fethedemediğini fethetmişsindir, harika bir kadının bir başkasına sunabileceği en kırılgan varlığını, kalbini...
Ölüm aklının içinde dolaşmaz artık. korku artık kalbini gölgelemez. tek gerçekliğin yaşamaya ve sevmeye duyduğun tutkudur. bu kolay bir iş değildir, yenilmez bir cesaret ister.
ama şunu aklından çıkarma, hakiki anlamda harika bir kadınla seviştiğin anda kendini ölümsüz hissedersin.
*************
orjinali;
All men fear death. It's a natural fear that consumes us all. We fear death because we feel that we haven't loved well enough or loved at all, which ultimately are one and the same. However, when you make love with a truly great woman, one that deserves the utmost respect in this world and one that makes you feel truly powerful, that fear of death completely disappears. Because when you are sharing your body and heart with a great woman the world fades away. You two are the only ones in the entire universe. You conquer what most lesser men have never conquered before, you have conquered a great woman's heart, the most vulnerable thing she can offer to another. Death no longer lingers in the mind. Fear no longer clouds your heart. Only passion for living, and for loving, become your sole reality. This is no easy task for it takes insurmountable courage. But remember this, for that moment when you are making love with a woman of true greatness you will feel immortal.
inançla alakalıdır. ama inanç derken ölümden sonrasına olan inançtır. ölümden sonra ne olacağı insanı korkutur, çünkü bilmez. ya ölümden sonra hayat yoksa diye düşünmeyen yoktur. ** hani diyorlar insan anlamlı bir varlıktır, ölüm sadece bedenin gitmesidir falan diye ama ya ölünce artık hiç var olmamışız gibi olursak, ya hissetmezsek? belkide ölünce cennet ve cehenneme gitmekten kasıt başka bir şeydir,yani düşündüğümüz gibi cehennem ateşler içinde yanmak ya da cennet bütün güzelliklerle mutlu bir sonsuzluk değildir belki. hem insan ne cehennemin sonsuzluğun dayanır ne de cennetin sonsuzluğuna. tamam cehennemin sonsuzluğuna dayanamamak doğal ama cennetin sonsuzluğunu düşünsenize, her şey çok güzel çok iyi mükemmel, hiç üzülme yok dert yok para yok yeme içme yok hem de sonsuza dek... çok sıkıcı değil mi? işte insan biraz bundan da korkar bence ölümden. sonsuza dek yaşlanmadan bu dünya da kalsak hem dert hemde mutluluklar içinde sevdiklerimizle beraber, çok güzel olurdu...
ölümden korkuyorum çünkü ben öldüğümde beni diğer tarafta beklicekler ve hesap sormaya çalışacaklar, çok büyük kavgalar etmem gerekecek. tanrınızı öldürmekten korkuyorum.
iğneden korkardım. bi' gün bir rahatsızlık geçirdim, sürekli iğne yedim. ve anladım ki herkesin iğne yemesinden korkmaması gerekiyordu. çünkü onlar gibi bissürü insan bundan müzdaripti...
bedenin; soğuk toprak altında kalmasının insana vereceği ürpertinin sebebinden çok, doğurduğu sonuçtur.
karanlığa, bilinmezliğe gitmek dışında sebepleri de vardır. siz gidince geride kalan ailenizin hali gözünüzün önüne gelir. annenizin ağlamaktan kızarmış, ancak artık kurumuş ve hüznü kabullenmiş, yeri seyreden bitkin gözleri. ve onun elini tutan arkadaşları, akrabalar. siz yine onun kaybettiği, kendini savunamamaış bebeği olarak kalacaksınız. o sizi toprağın altında üşürken hayal edecek. sarıp sarmalayıp ısıtamayacak olması onu küle çevirecek. ama öyle gerekir ya, yanıp yanıp neşesini yok edecek... dizinin dibinden ayrılmanıza izin verdiği için o sürekli kendini suçlayacak, kahredecek. sığınacağı bi eş, babanız hayattaysa kendini şanslı saymalı. çünkü benim annemi teselli edecek, aynı acıyı hissedip ona sıkıca sarılabilecek hiçkimsesi olmayacak.
küçük kardeşinizin elinde sizin fotoğraf albümünüz. sizin fotoğraflarınıza bakarkense onun aklında düşünceler. siz artık ölüsünüz. oysa yaşını almaya devam edecek. 25ine de gelse; ondan daha büyük yaşta olan kadına, yahut adama bakıp ablam, yahut abim diye bakıp iç geçirecek. ilk öpücüğü için danışamayacak, babalar gününde hediye almak için cebinizden aşıramayacak. sevgilisiyle buluşmaya giderken kedi gözleriyle bakıp bi onluk isteyeceği bi yardakçısı olmayacak. bütün ergenliğiyle evi ailenin başına yıkarken onu alıp hava almaya hiçkimse çıkarmayacak. eğer küçük bi kardeşiniz veya abiniz varsa anneniz yine kendisini şanslı saymalı. ömrüne tutunması için kalbini pay ettiği başka insanlar da olacak. çünkü benim kardeşim de yok.
ve ister inanın ister inanmayın, veyahut da hiç üzerinde düşünmüş olmayın. hiçkimse anneniz kadar üzülmeyecek.
bu yüzden korkmalı insan ölümden. kendisinden çok, geride bırakmak zorunda kaldığı can tanesinden.
bencilliktir. korkutan ölüm değil sizden sonraki yaşama bıraktığınız şeylerdir. hayatın sizsizde devam edeceğini bilmek canınızı acıtır.
"nice güneşler doğacak,
göremeyeceksin.
yaz yağmurları yüzünü okşayamayacak,
karpuz dilimlerini ısıramayacaksın.
hanımelilerin kokusu
senin için artmayacak
karanlık basarken.
kurumuş bir yapraksın sen,
toprağa karışacaksın."
tek iyi yanı her şeyden aşırı derecede zevk alıyor olmanız. sıradan bir insanın sıradan gördüğü şeyler size zevkli ve hoş gelebilir çünkü altında hep son kez olma ihtimali vardır. bir şeyin son olmasındaki haz hiç bir şeyde yoktur.
dedikleri gibi; korkunun ecele faydası yok, ve kesinlikle öleceğiz, size hayat verirken sormadılar, bu hayatı sizin için tazmin eden ve sizi bu kadar muhteşem yaratan rabbiniz size bu hayatı ve bu donanımı, çocukluğu ve yaşlılığı çık 30-40 sene yaşayıp toprak olasınız diye vermedi, kışın ardından baharı haşreden, ölümünün ardından ağaçları tekrar dirilten sizi de öyle diriltecek ve bilesiniz yaptıklarınızı size tek tek soracak,
bu videoyu izlemek için o çok değerli vaktinizi ayırırsanız mevzu hakkında ufak ta olsa bir fikriniz olacaktır.