Teorik olarak üzerine düşünmenin anlamsız olduğunu, sanki başımıza gelmeyecekmiş gibi yaşamanın gerektiğini kabul etsem de pratikte bazen pek de uygulayamadığım şey. Cidden inancı da olmayan biri olarak ölümle beraber yok olmak; benim için tahammül etmesi zor bir durum. Yokmuş gibi, değilmiş gibi yapamıyorum. Üzerinden yapılan şakalar komik değil. Asıl komik olan ölümü hafife almaktır. Bu konudaki "aman ya" kafası ise fazlasıyla sinir bozucu. Elbette ciddi olarak ele alınsa da kimsenin çözümünü bulamayacağı bir gerçekliktir ölüm.
ölüm, ölümden sonrasında bir yerlere gideceğine inananlar için başlangıç;
ölümden sonra ne olacağını bilmeyenler için güzel geçirilmesi gereken zamanın sonudur.
hayatı yaşadıktan sonra, ölüm çok büyük bir anlam ifade etmez.
insan denen hedonist ve bir o kadar da aptal varlığın gözlerini sürekli kaçırdığı şey.
bir gerçeklikten bahsediyoruz, nefesinizin kesilip artık sevdiklerinizi bir daha asla göremeyeceğiniz gibi acı gerçekliklerden.
hayat bu kadar cazibedar bir şeydi oysa ki? öleceksin insan... kaçarın nerede?
dünyaya, nefsine kendinden çok daha bağlı insanların kuracağı bir deyimdir. insanlar birazcık gerçeği sorgulamalıdırlar. koskocaman, sonsuz, sınırsız bir evrende var olmuşuz. yüz milyarca galaksi ve her galakside yüz milyarlarca güneş sistemimiz gibi yıldız sistemleri mevcuttur. 13.7 milyar yıldır(önemsiz) var sayılan evrenin yanında 60 70 yıllık bir ömre sahip insan sanki her şeyi kendisinden ibaret sayar. Evrensel zamansal çizgide insanın ömrü bir andır sadece. bu gerçek karşısında kendisini sorgulamaz. "madem varım neden varım?" demez. "benim yerim nedir bu evrende?" demez. dünya hayatına kendisini o kadar kaptırmıştır ki gözü buradan başka hiçbir şeyi görmez. varı yoğu ailesi, arkadaşları, sanal alemde sahip olduğu koltuğu, dünya aleminde sahip olduğu koltuk ve eğlence araçları olmuştur. veya bu insan sınıfının bir üst seviyesindeki insan sınıfı da duruma dinsel açıdan yaklaşır. bir tanrıya tapınmakla görevli olduğunu zanneder. fakat en basitinden bir müslüman kul=abd=aşık gerçeğini bilmez. Allah'ın insanlara aşığım diye seslendiğini bilmez. "Her nefs ölümü tadacaktır." ayetindeki tadacaktır kelimesini zevkle tadılacak bir şey olduğunu anlayamaz. Ölümün sadece hak edenlerin paltolarını çıkaracağı bir değişim olduğunu anlayamaz. ve dünyaya bağlılığı yok olmadıkça ölüm anında dünyada onu bırakmayacaktır. Hz. Muhammet'in "Alimin mürekkebi şehidin kanından daha hayırlıdır." veya "Bir anlık tefekkür bin yıllık nafile ibadete bedeldir." hadislerini anlayamaz. Kısacası ilim'e sahip olmayan hiçbir insanın anlayamayacağı bir gerçektir.
gerçek nedir? Hiç düşünmek gelmedi değil mi? Ya gerçeklikten sıyrılırsak? O zaman ölüm ne olacak? Görülenden çok gösterilmeye çalışılanı sorgulamak önemli.
Ölmek çok garip aynı doğmak gibi. Fakat insanlar bunun farkıda olmazlar yani ölmek fiili normal karşılanır. Hatta çoğu felsefeci insanlar doğar ve ölür demişlerdir. Ama insanların neden ölmemesi gerektiğiyle alakalı bi düşünce gerçekleştirmemişlerdir. Garip olan tarafda bu nokta. insan ölmek zorundamı? Doğmak bizim elimizde olmayan bi eylem fakat ölüm bizim eger bi sorunumuz yoksa akli dengemiz yerindeyken gerçekleşen bi eylem. Fakat bunu durduramıyoruz. Ne kadar garip değilmi insan doğar ve ölür.
her gün dünyaya veda eden ortalama üçyüz bin kişinin şahitliği ile yaşayanlara unutturulmayan gerçeklik. ne ilk çağın ölümsüzlük iksirleri, ne de günümüzün en modern tıp teknikleri hayatın bu amansız takipçisiyle baş edememekte. meslek, mevki, servet, şan, şöhret, sosyal statü, yaş, cinsiyet farkı gözetmeyen ölümün belki de en dikkat çeken özelliği bütün insanlara eşit davranıyor olması. hiçkimseyi ayırt etmeden vakitli, vakitsiz kapıları çalmaya devam ediyor.
yorgun ruhları dinlendiren ilahi yolculuktur. iyi ki var. uyumak istiyorum. insanlar yoruyor, hayat yoruyor. yaşa yaşa nereye kadar. her filmin bir sonu mutlaka vardır.