Dedemin Din ile hiç ilgisi yoktu. Hatta zamanında başını kapattığı için halamı evden atmışlığı var.
Dedem ölmeden önce uzunca bir süre yatalaktı ve alzheimer oldu. Sonra ölüm döşeği dedikleri aşamaya geçti. Arada bilinci geliyordu ancak genellikle bilinçsizdi. O günlerde çok ilginç şeylere şahit oldum; 1. Hiç dua bilmeyen Dedem bir çok ayet okudu. 2. Cehenneme gidecek insanlara ölüm döşeğinde kötü şeyler gösterirler derlerdi, Dedem de "bana sidik içiriyorlar" diyordu. 3. Özellikle evden kovduğu halamı yanına çağırttı helallik almak için. 4. ise öleceği gün "sırtıma vuruyorlar" demişti ki bizim dinimizde böyle de bir şey var ; "öyleyse melekler yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak?" (Muhammed suresi)
Dedem 1.80 boyunda bir adamdı ve ölüm anında 1 metre gibi kalmıştı. Can vermek çok zordu gerçekten de bunu birebir izledim diyebilirim.
aslında hep istediğim boşluklardan birinde çıkıp çarşıyı gezebilmek gibi bir vaktim varken donanımsızlığımın beni kendime bir şeyler katmak için söz geçirme uğraşıyla baş başa bırakmış olmasından nefret ediyorum. kitap oku, film izle, sohbet et...
1 saat sonra ölebileceğimizi düşünmek gibi bir kaygıyla, "tutmayın beni intihar edeceğim" diyen kıçı kırık bir major depresifin arasında çok ince bir çizgi var.
henüz cevaplanmamış sorular, yaşanmamış hayaller ve yerine getirilmemiş onca söz arasında kıçımıza takılacak pamuğun yeri yok kabul edilir. oysa öldüğümüzde, yaşamla ölüm arasındaki o çizgide dışkımızın içerde çürümeye bırakılması kadar belirgin bir fark vardır.
1 saat sonra ölebileceğini düşünen biri için cevaplanması gereken temelde bir soru vardır; ve üstüne kurulu diğer sorular... herkesin zaman zaman kendine sorduğu "neden ahlaklı olmalıyız?" "neden bir düzen olmak zorunda ve neden hep bilgili ve kültürlü ve asil olmamız gerekiyor? sosyal inceliklere sahip iyi eğitimli insanlar arasında mıyız?" diye henüz sorabiliyorken bu sorular ve dışkısını çıkarabilecekken bunun değerini bilmek yerine daha da donanımlı ve daha da ahlaklı insanlar onlar..
oysa major depresiflerin farklı bir tarzı var. cır cır konuşan ve geçmişinde yaşadığı saçma ve gördüğü gereksiz ayrıntılarla bezeli garip tesadüfler ve örüntülerle dolu rüyalarında var olurken, içinde çürüyüp kalanlarla yaşamayı kabul ederken, çok da farklı bir şey değildir onlar için ölmek.
ölmek sempatik sistem etkisiyle dış sfinkteri gevşeyemeyen bizler için sıkıntılıdır. oysa rahat insanlar çoktan bazı şeyleri kabullenmişlerdir.
boğulma tehlikesi geçiren bendenizin gözünün önünden o film şeridi geçti. ne gördün diye sorarsanız; ilk olarak kardeşimin yüzü geldi, bilmiyorum belki de onunla birlikte yüzdüğüm içindi, daha sonra şerit hızlandı, en az yirmi dakikalık slayt gibi düşün, zihnin hızlı bir şekilde scan/copy/paste yapıyor heralde.