when you think that we've used all our chances
and the chance to make everything right
keep on making the same old mistakes
makes untipping the balance so easy
when we're living our lives on the edge
say a prayer on the book of the dead
çapraşık hayatla barışık, köhne umutların kikaresini alacak kadar sapıtık, öyle lambaya püf deee diye bağıra çağıra üfle diyorum. dileğin makbul ve kabul olsun. iyi ki doğdun ve konuşulacak oldun..
yine yıldızlar gökyüzünde
karanlık güneşe emanet
yine döner bize yüzünü
yeşerir mutluluk tohumları
umutla parlayan gözlerden
birer birer dökülür sevgi sözcükleri..
- kaç ölü vardır abi bu kitabın içinde? yaklaşık yani?
+ efendim?
- almayı düşünüyorum da, kaç ölü var ki?
+ arkadaşım kafa mı kırıyon, harbi manyak mısın?
- diklenme lan müşteriye! bilmiyorsan bilmiyorum de, artis! 3-5 ölü için mi para verecem bu kitaba! kurtaracak mı verdiğim parayı?
Yakınlarımı bahtsızlığa sürüklemedim.
Gerçek evinde alçaklık etmedim.
Kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım.
Benim yüzümden kimse korku duymadı,
yoksulluk ve acı çekmedi, bahtsız olmadı.
Tanrıların kötü gördükleri şeyleri hiç bir zaman yapmadım.
Kölelere kötü muamele etmedim ve ettirmedim.
Kimseyi aç bırakmadım.
Kimseye göz yaşı döktürmedim.
Kimseyi öldürmedim ve kimsenin
kahpece öldürülmesini emretmedim.
Kimseye yalan söylemedim.
Hiç bir utandırıcı davranışta bulunmadım.
Zina etmedim.
Yiyecekleri pahalı ve eksik satmadım.
Terazinin dirhemi üzerine hiç bir zaman elimi bastırmadım.
Teraziyle tartarken hiç bir zaman hile yapmadım.
Süt çocuklarının ağızlarından sütü uzaklaştırmadım.
Hayvanları çalmadım.
Tanrının kuşlarını avlamadım.
Ölmüş balığı tutmadım.
Hiç bir arkın suyunu başka yöne çevirmedim.
Ben temizim, temizim, temizim...
Ölüler kitabının girişi.
Bireyler ahlaklı değilse, bireylerin oluşturduğu kurumlarda ahlaklı olamaz.
onuncu köyün muhtarı. siz şimdi bunu laf sanarsınız. zaten öyle çok şeyi "laf" sanıyorsunuz ki...
laf laf üstüne binince alttakinin canı çıkıyor. liseden kalma bir oyun bu söylediğim. altta kalanın canı çıkarken, ağzıdan da laflar çıkıyor. bazıları bu lafları ederken sadece ağzını kullanıyor, bazıları da önce beynine uğrayıp bir çay, kahve içiyor.
düşünmenin ne kadar zor bir iş olduğunu öğretiyor bu adam bize. muhtarı olduğu köyün halkı pek severken onu, diğer köy hanelerinde fotoğrafına tezek atılıyor. eser miktarda sürüden ayrılan koyun besliyor onuncu köyü. diğer köylerin kara koyunları kurtlar tarafından sürülürken onuncu köyün koyunları kendi bacaklarından asılıyor.
götüne maydanoz tıkanmış kara koyunlar kasap vitrinlerinde görsel zevkimizi bozma görevini üstlenmişken bu adam çıkıp cama bir taş atıyor... yok yok anarşist diye değil -ki öyle- sırf birileri yapmalı diye üstleniyor bu görevi. sonra eli çomaklı adamlar kovalıyor bizim muhtarı. ulan dev gibi bir adam bu, bilmiyorlar ki bir osmanlı tokatı yapıştırsa yerle yeksan olurlar. hadi onu geçtim, bizim köyün delileri bile yeter hepsine.
ama koyun hep aynı koyun olunca değişen bir şey olmuyor. bizim köyün muhtarını onuncu köyden bile kovmaya kalkıyor diğer köyün kara koyunları. biz ise seyrediyoruz.