katlanmaktır çok sevmek. kavgaya, gürültüye, yalanlara, belki aldatılmaya..
yeminler etmektir, sözler vermektir. bazılarını tutamayacağını bile bile. affetmektir yeminini bozanı. tekrar tekrar güvenmektir ona. çok sevmek, hem cesurluk ve hem korkaklıktır.
ezilmektir. seni azarlamasına katlanmak, herkesin ortasında küçük düşürse bile unutmaktır. bazen bu konuda kızsan ve onu kırsan da, bir saat sonra pişman olmaktır.
güvenememektir çok sevmek. hep gitmesinden korkmaktır. kaybetme korkusuyla yanıp tutuşmaktır.
çok sevmek, güvenmektir. ölesiye güvenmek... seni aldatmış olsa da, çok acı çektirmiş olsa da onun gözlerine inanmak, tekrar yapmayacağını bilmektir. aşkın ateşinin her kötü anıyı yakmasını beklemektir.
affetmektir. defalarca sözünü bozsa da, seni üzse, çok kırsa da "git" diyememektir.
"kal" diyebilmektir çok sevmek. içten içe gitmeni istediğini bilsen de, ona muhtaç olduğunu gösterebilmektir.
çok sevmek, çok pişman olmaktır. ayrılmayı, ona dair eşyaları yok etmeyi düşünmekten utanmaktır. söylediğin sözlerden pişman olmak, zamanı geri çevirebilmek için anlamsızca tanrı'ya yakarmaktır.
çok sevmek, iliklerine kadar hissettiğin bir duygu, gözlerinden akan tane tane yaşlardır...
birbirinin en gizilini belki en uç düşünü bilsen bile sevmeye devam etmektir. hoşgörünün dibine vurabilmektir. birdigerine temas etmeden oturamamaktir. sevismekten filmin devamını izleyememektir.
onunlayken onu deliler gibi, sayısız kere öpmektir. ciğerleriniz dolana dek tüm gücünüzle kokusunu içinize çekmektir.
yanınızda o olsun ya da olmasın kimseye bakmamaktır.
kalkar kalkmaz, mesaj atın ya da atmayın: aklınızda, beyninizde, kalbinizde onunla uyanmaktır.
onun haberi olsun ya da olmasın, ona sürekli hediyeler bakmaktır.
herhangi bir şarkıda sözleri ne olursa olsun, o şarkıya onu yerleştirmektir.
ne izliyorsanız, o hikayeye onu koymaktır.
kavgalıyken bile, o benim canım demektir. o an kavgalı olmanın sevginizden bir gram bile bir şey düşürmediğini en içten bir şekilde bilmek, onun için de öyle olduğuna emin olmaktır.
gördüğünüz her gelinin yerine onu koymak, her gelinliğin içine onu yerleştirmektir. duvağını açıp alnını öptüğünüzü hayal etmektir.
bir gün kucağına çocuğunuzu ilk aldığı andaki, hastanedeki size o ilk bakışını; yorgun, mutlu, gururlu, şaşkın, ama o çook mutlu halini, hastane yatağında kollarında sizin yavrunuzu taşıdığı o anı hayal etmektir.
bir gün çok kavga ettiğinizi, eve girdiğinizde birbirinizle konuşmamanızı, aynı evde olmanıza ve evli olmanıza rağmen küs olduğunuzu, sonra içinizden ulan ben napıyorum, biz napıyoruz diyip çat diye onu öpüp kucakladığınızı hayal etmektir.
berbat yaptığı bir yemekten sonra bile mutlu olduğunuzu, ne farkeder ki birazdan sarılarak televizyon izlicez dediğiniz günü hayal etmektir.
çalışmadığınız ve tatil gününüz olan bir sabahta, uyanıp onu öpüp izlesem mi yoksa sarılarak uyamaya devam mı etsem, hangisi daha güzel ki çelişkisini yaşamayı hayal etmenizdir. hangisi daha güzel bilmiyorum...
işte çok sevmek budur. değildir. bunlar o varken hayalini kurduğunuz güzel şeylerdir. çok sevmek nedir peki? tüm bunların olma ihtimalinin hayalini kurduğunuz o kişinin artık olmamasıdır. sizi öylesine bırakıp gitmesidir. ama sizin içten içe, şu an yok ama ben onu sevmeye devam edeceğim. belki bir gün geri gelir demenizdir. o yokken de onu sevmektir. sadece o varken onu sevmek değil. yani o yoksa şöyleydi böyleydi, başkasını bulurum zaten demeniz değil, onu sevmeye devam etmenizdir. o yoksa ve hala onu deliler gibi seviyorsanız, sevmeye devam edecekseniz, işte çok sevmek budur. çok seviyorsunuz. tebrikler.
yapılmaması gereken olay. hele birde bağlandıysanız yarağı yediniz demektir. ya o kıza sahip olmalısın yada o kızı vurmalısın. en azından düşüncem bu yünde. haya tam bir zehir oluyor. detayları ilerleyen günlerde yazarım zaten.