genelde yakın çevreye mensup kişilerdir. seneler geçtikten sonra onları gördükçe çocukluğunuza gider nedensiz bir gülmeye bürünürsünüz. hele bilinen bir durumsa anlatıldıkça güldürür.
asklarin en guzeli, en masumu, en unutulmayanidir. Yillar sonra gördügünüzde iciniz yanar, yureginiz sizlar. Keske herkes cocukluk askiyla bir omur gecirebilse. tabiki karsındaki kisi seni seviyorsa...facebookta ilk onu aramıstım. Keske bulmasaydim. Allah belani versin facebook...
--spoiler--
tarif edilemez mutluluktur çocukluk aşkı. zaten yerinizde duramıyorsunuzdur bir de üstüne aşkı hissetmeye başlamışsınızdır kılcal damarlarnıza kadar ha işte o zaman halının üzerinde parmak uçlarınızla durmadan zıplamak gelir içinizden tekrar. anlamsız bir gülüş, tebessüm, oğlum evladım iyimisin sualleri niye gülüyon hanım bizim çocuk kafayı bozmuş galiba paranoyakları. daha nasıl anlatılırki tarif edilmez mutluluktur çocukluk aşkı keşke hep o aşkta kalsaydık.
--spoiler--
çocukluk aşkını yıllar sonra görunce göğüslerin ne kadar büyümüş kız deyiverir insan en son görduguyle yeni gördugun arasında dağlar kadar fark olabiliyor ben bunu öğrendım bunu söleyınce karşıdakide patlatabiliyor espirileri sen de yıllar önce salaktın hiç gelişip aptal olmamışın yıne hala aynı salaksın geri zekalı siktir be deyiverir ne aşk kalır ne sevgi yapışırsın saçına tekme tokat döversın hatta geniş ailedeki kütük gibi indirirsin kafayı vurun kahpeye.
okul değiştirmiştim, yeni okuluma da -ilk gece hepimiz yazlık dönüşü yol yorgunu olarak uyuyakaldığımız için- ikinci gün gidecektim. 15-20 dk gecikme ile sınıfı bulduk, tahtada mehmet hoca vardı. okulun ikinci gününden vermeye başlayacağı matematik ödevini açıklıyordu. annem mehmet hoca ile konuştuktan sonra beni sınıfa alıp, kısaca tanıttı.
orta sırada 3-4-5. masalardan birisi, tahminen 4. sırada bir kız oturuyordu tek başına.
mehmet hoca onun yanına oturttu beni.
sonra yavaş yavaş tanıştık, iyi arkadaş olduk, ben onu her gün eve gitmeden önce evine bıraktım 1.5 sene boyunca.
zaten evlerimiz arası hınzır-deparı hesabıyla 2-3 dakika mesafedeydi.
bu sırada tüm sınıf bizi biliyordu, öğle tenefüslerinde bizim için nikah masası kurarlar; her gün bizi tekrar tekrar evlendirmekten mutluluk duyarlardı. biz de buna karşı çıkmazdık.
sonra bir gün mehmet hoca yerleri değiştirdi. benim yanıma burak2 geldi, onun yanına ise bilal.
artık yanımda o yoktu, burak2 ile oturuyordum. başlarda ayak alışkanlığı onun yanına oturuyordum, sonra hatırlayıp kendi yerime geçiyordum.
sarışının ne demek olduğunu, yeşil gözün ne kadar güzel göründüğünü o günlerde onda fark ettiğimde anlamıştım. hala yeşili maviye tercih edebiliyorsam, sebebi o'dur.
sonra aklıma bir fikir geldi. bilal ile burak2nin çok iyi arkadaş olduklarını göz önünde bulundurarak bir teklif yaptım; bilal-burak2 ile oturacaktı, ben şebnem ile. bu uğurda 1 kırmızı kalem ve 1 silgi de bilal'e verildi. *
her gün kalem-silgi kaybeden bir çocuk olduğum için annemin pek umrunda olmamıştı bu durum doğal olarak.
sonra 4. sınıfta yavaş yavaş küçük sevgililer gibi olmaya başladık, artık evine bıraktığımda yanağıma bir buse ödül alıyordum.
derken bir anda gitti.
ne bir adres, ne bir telefon bıraktı. ne elveda diyebildim, ne de ardından ağlayabildim.
lisede aklıma geldiği sürece defalarca aradım kendisini facebookta, ama bulamadım.
ama hatırladıkça gülümserim, şu anda yaptığım gibi.
o zamanlarda daha 6-7 yaşlarındaydım, bizim mahallede oturuyordu, doğal sarı saçları bembeyaz ve pürüzsüz bir tene sahipti, benden neredeyse 18 yaş büyüktü, ilk okul zamanlarım dı, matematik dersim biraz zayıftı, annem rica etmiş biraz gösterir misin diye oda kıramamış haftada 4 gün 1 saat olmak üzere matematik dersi öğretiyordu, o yüzden matematiğim hep zayıftır, nedeni ise o beni çalıştırırken ben ders yerine onun saçlarına onun tenine dikkat ederdim, onun yüzünden hep okula geç kalırdım, o 8 gibi evinden çıkardı bende onu yakalamak için aynı saati denk getirmeye çalışır sokağın sonuna beraber yürürdük, okulun başlama saati ise 7:30 du, güzel duygulardı, çocukluktu işte saf ve temiz, öyle sevmiştim.
aradan geçen 1 yılın ardından kendisi evlendi, o gün çok ağlamıştım hiç kimseye belli etmeden. bu olayı aslında bir kliple daha iyi anlatacağımı sanıyorum, bu klibi izlediğimde kendimi buluyorum ve gayet iyi anlıyorum.
o günleri düşünüyorum da bazen gülüyorum kendime. böyledir işte çocukluk aşkı.
dansa davet oyununda değişmez eştir. masumdur. çokta utandırır.
o değil de çocukluk aşkım maima ye yerleşmiş. daha doğrusu türkiye den kaçmış. te o zamandan geliyor benim yanlış tercih kapasitem. çocukluğuma inesim var!