o dönemde anlamını bildiğim tek ingilizce cümleyi * yazıp sırasına bırakmıştım ben. hiç birşey anlamamıştı. üstüne üstlük kağıdı ters çevirip börtü böcek çizmişti vicdansız.
bana aşık olan kızın bana ilkokulda, ufak, oynar başlıklı oyuncak adam vermesi. bir müddet cebimde taşıdım, sonra okul kapısından acaba bahçeden dışarı atabilir miyim denemesi yaptım. denedim, bahçenin dışına düştü...*
siniftaki masanin örtüsünü toplarken bi tarafta o bi tarafta siz cekistirip kavga etmek, sürekli didismek, sonrasinda kendinizi müdürün odasinda bulmak.
eee evet sevgimi garip bi sekilde gösteriyordum ben.
benim sınıf başkanı, onun yardımcı olduğu günlerde, zavallıya yapmadığım işkence kalmamıştı. montumu ters giyip görmüyormuş muamelesi yapıp sarılmalar, öpmeye çalışmalar ,sağlam bi depardan sonra üstüne atlayıp yeri öpmesi, hatta olayı abartıp kızı merdivenden inerken itmem ve daha niceleri...bu yüzden az dayak yemedim ilkokul öğretmenimden, dövdükten(kulağını 10-15 sn olanca gücüyle sıkıp, iki eliyle yüzüne feleğini şaşırtan vuruşundan sonra) şunu derdi: "ulan sınıfın en akıllısı bunu yapıyorsa, diğerleri ne yapar?"...seni seviyorum örtmenim, seni de ilkokul aşkım...
beni seviyor mu diye testler vardı bizim zamanımızda.onları yapardık kendi adını yazardın love onun adı o günün tarihi sonra aynı harfleri sırayla topluyordun en son 2 basamaklı sayı seni sevdiğini gösteriyordu.bir gün yüzde doksanlarda olur birgün yüzde otuzlarda.hey allam.