tadın çileğe benziyor diyordu lost'ta sawyer kate'e, onca sıkıntının, ne olacağını, neler oluyor olduğunu bilememe hali içinde tadını alabiliyor, onu öpmek isteyebiliyor. her ne olursa olsun hayata tutunmak bu mu acaba?
yenilenen doğa nın biricik tadıdır.
anavatanı şili dir. 1700 lü yıllarda bir fransız askerin sayesinde avrupa ya adımını atan meyvedir. sapları yerden fazla yüksek olmayan ve çiçekleri beyaz olan bir bitkinin yemişleri önceleri pembe, geliştikçede daha koyu bir renk almaktadır. afrodizyak etkisi olduğu inancıyla özellikle avrupa da yeni evlilerin ilk kahvaltılarında çorba şeklinde yapılıp verilirdi, hatta almanya da hayvancılıkla uğraşan çiftçiler, ineklerin boynuzları arasına içi çilekle dolu sepetler yerleştirerek onlardan daha fazla verim almayı düşünüyorlardı. çileği seven periler gelip çilek yesin ve ineklerde bol süt versinler mantığını daha sonraları çözüp inekleri baş başa bırakmaları ile bu sevdadan vazgeçmişlerdir.*
türkiye de ise başlıca çilekler, arnavutköy çileği*, karadeniz ereğli çileği * ve en çok yetiştirilen yer olan bursa çileği dir. tarsus ta da çilek eskisi kadar olmasada yetiştirilmektedir.
gülgiller familyasına ait olduğu doğrudur. vücudu serinleten, güçlendiren, toksinlerden arındıran, sinirleri kuvvetlendiren bir meyve olmakla beraber A,B,C ve K vitaminleri, protein, şeker ve çeşitli mineraller de içerir. kromozom sayısı büyük olan türleri iri ve gösterişlidir ancak bu türlerde aroma oranı minik türlere göre daha azdır. 14 kromozomlu miniminicik dağ çileği türü ise kokusuyla ve tadıyla kendine mübtela kılar insanı.