cevap gelmeyeceğini bile bile vefat etmiş olan iki kişiye mesaj atmak, biri sevgili diğeri arkadaş.. çaresizlik tam da bu olsa gerek.. hiçbir şey yapamayıp okuyamayacaklarını bildiğin halde yine de yanında en çok olmasını istediğin kişilerle iletişime girmeye çalışmak çaresizce..
inanması zor gelebilir ama kimi zaman sadece bir tercihtir, bilinçli ya da bilinçsiz yapılan.
karşınızda eli sağlam bir rakip varsa, mesela hayat gibi ve önünüze çıkardığı kurşun askerleri "erkekseniz teker teker gelin huleeeeeyn!" sözünden bihaberse; o zaman devreye geçen savunma mekanizmanız kısa devre yapıp "çaresizlik" kutusunu işaretleyebiliyor.
"ya çaresizsiniz, ya çare sizsiniz" mi?
okuyunca pek bir güzel de, bu işler o kadar kolay değil be hocam!
bu meret insana saçlarını çekiştirerek ağlama yeteneği kazandırır. bütün gün yakararak dua etmeyi öğretir. çare nedir , oysa ki sunjektif bi kavramdır. çare herkese göre değişir. çaresiz kalmayı sçer bazan insan .bir de gerçekten çaresiz kalır ki insan o an anlar ''insan '' olduğunu , aciz olduğunu ,tanrının getirdikleri karşısında bazan akıbeti ayak altında kalmak olan rüzgarda savrulan kuru yaprak kadar çaresiz olduğunu .o zaman varır şu dünya denen yere hükmettiğini sanan ırkının ,bazan yaratana kafa tutan ırkının yaratan karşısdaki konumunun bilincine.
çaresizliğin en büyüğü ölümdür ölüm...önünde eriyip giden biri acıdan kıvrım kıvrım kıvranan ' ben ölüyorum ' diyen bir deden var mesela sen öyle mal mal yüzüne bakıyorsun senden bir umut ışığı bekliyor ve sen susup kalıyorsun tek bir kelime bile edemiyorsun. 'niye susuyorsun birşey söylesene ' diyor dermansız bir ses tonuyla sen sadece önüne bakabiliyorsun.allahım belki aklıma iyi birşey gelir de söylerim derken ' bir yudum su ' diyor.elini sımsıkı tutuyor öylece uyuyor.işte o el çaresizlik değil de nedir bilmiyorum..
tilkiler dolanır beyninizin içinde, kurtlar içinizi dışınızı kemirir. elinizden bir şey gelmez, gelemez. sevdiğin adam yurt dışına çıkmıştır ve yanında sizi huzursuz eden bir bayan vardır.
7/24 telefonu açık olan adam, asla ve asla telefonunu bir yerde unutmayan adam telefonunuza cevap vermez. mesajlarınız karşılıksız kalır.
sonra ha gayret (ya da sabırsızlık) bir daha ararsınız. cevap verir. "telefonumu odamda unutmuşum dışarıya çıkarken, şimdi mesajlarını okuyordum, aradın." der. güzel güzel konuşursunuz. içiniz rahatlar.
şirket herkese ikişer kişilik odalar ayarlamışken adam "başkasının horultusuyla mı uyuyacağım?" der ve kendi parasıyla single oda tutar otelde.
ertesi gün olur...
sınav sonucunu merak edip bir sms atarsınız. beklemede kalır sms. ararsınız defalarca, neye faydası varsa. sanki çok arayınca telefonunu mu açacak.
36 saattir ayaktasınızdır. yorgun, bitkin, uykusuz ve huzursuz. onca bitkinliğe rağmen uyumak mümkün olmaz.
"beraber mi kalacaklar?!" düşüncesi iyice kemirir içinizi, beyninizi, her yerinizi.
galatasaraylı futbolcuların, fenerbahçe maçından önce, daha önceki maçlarda aldıkları sonuçlar akıllarına gelmekte (6-0, 4-0, 3-2, 4-3 ...) ve galatasarylı futbolcular 'ne yaparsak yapalım yine kazanamayacağız' diyerek, daha az çalışmakta ve yine başarısız olmaktadırlar. buna psikolojide çaresizlik denir. ama nasıl çaresizlik? Öğrenilmiş çaresizlik.
büdüt: puhahhh *
sevdiğinin annesinin 200 km uzakta hastaneye kaldırıldığını öğrenip, üç kuruş para kazanmaya devam edebilmek için o 200 km'yi katedememek ve insana hayattaki vasfının ne olduğunu sorgulatarak bir boka yaramadığını düşündürten, eli kolu bağlayandır.
down sendromlu bir çocuğun sokakta tek başına ağladığını görüp yanına gittiğinizde, size bir şeyler anlatmaya çalıştığını anlamanız, fakat ne anlattığını bir türlü anlayamamanız. işte çaresizlik.