dermansız yani. devası olmayan. merhem sarılamayan. bir umut ışığı kalmayan. seçme, tercih etme durumu çok az hatta hiç bulunmayan. kafayı iki avucun arasına alıp, bir mucize beklenilen an.
bir hastanenin , her iki tarafında belirli aralıklarla koyulmuş çiçekleri, oturacak bankları, sus işareti yapmış hemşirenin tabelaları ile dolu koridorunda bulursun kendini. bir bankın üstünde, ellerin şakaklarına dayanmış, yerde belirli belirsiz sıralanmış fayansları izlerken yakalarsın kendini. sorgularsın. geçmişten geleceğe, varlığının anlamından, kainatın oluşum sürecine. neden orda olduğunu, ne yaptığını. herşeyi.. çaresizlik bu değildir elbette. çaresizlik, birazdan ameliyat odasından çıkacak doktorun dudaklarından dökülecek bir kaç cümlede gizlidir. çaresizlik, birazdan, hayatının geri kalanı için yapacağın zorunlu planlardır. bir mihenk taşı olarak kabul edeceğin o hastanenin koridorunun sana dar geleceği andır. çaresizlik, tentürdiot kokulu o koridorun, aslında ayrılık koktuğunu bilip, bilmemezlikten gelmektir..
kalkıp oturduğun banktan, inerek o hastanenin dolambaçlı merdivenlerinden evine gidersin. üstünü değiştirmeden, uzanırsın dağınık yatağına. sigara küllüğü dolu, ama sen bir yenisini eklersin. bir yenisini daha. sağına dönersin, iç çekip bir müddet sonra soluna dönersin. tutmaz o hain uyku. saat gece yarısı ile sabah ezanı arası...
kalkıp gecenin bir vakti. saate bakmadan sahile inip kumsala bağdaş kurarsın. hani, saate bakmanın da bir faydası yoktur o an ki ruh haline. yaftalarsın geceyi. etiketlersin sahte diyerek tüm tabiatı, gözlerinin içine bakan şimal yıldızını. her yazdığım yazının içinde olduğu gibi, burda da yakarsın sigarayı. derin bir iç çekerek, başlarsın klavyeyi tıkırdatmaya.. yaş 28 olmuştur. beden 18 ruh 58. tüm sekizleri yan yatırıp sonsuzluğa uzanmak istersin. nereye uzanıyorsun ulan? otur oturduğun yerde. yok öyle japon animasyonu gibi atraksiyonlar. zamanın mı var? mesai saatin az geliyor herhalde? kabulleniş süreci başlar bu soruların karşılığı olarak. tutunmak istediğin hayat dalları birbir kırılıverir. sevgini sorgularsın. seviyorsundur. yamuk yapma olasılığını gözden geçirirsin. hayır. gemiler çok evvelden yakılmıştır. ölçersin. tartıp eşit şekilde poşetlere dağıtır, çıkan sonucu üçle çarpar beşe bölersin. sonuç, sen bu kızı seviyorsundur. vazgeçişlerinin bedelidir bu. yaktığın gemilerin diyeti, bu dünyada ki figüranlığının senaryo karşılığıdır. çaresiz kalmak bunca cümlenin arasında, onun seni üzmesine müsade etmene denk düşer. çaresizlik, kayıtsızca sevmektir. koşulsuzca bağlanmaktır. üzülmesine tahammül edememektir. çaresizlik, aynı nefesi almak, farklı vermektir.
çaresizlik; insanın olaylar, sözler, yapılanlar karşısında yapacak bir şeyinin olmamasıdır. gitme diyemezsin, giden sevgilinin ardından. sevdiğini söyleyemezsin son kez. sarılamazsın doya doya, öpemezsin, koklayamazsın. sadece gidişini izlersin, öyle olmasını istediğin için değil, öyle olmak zorunda olduğu için...
down sendromlu bir çocuğun sokakta tek başına ağladığını görüp yanına gittiğinizde, size bir şeyler anlatmaya çalıştığını anlamanız, fakat ne anlattığını bir türlü anlayamamanız. işte çaresizlik.
sevdiğinin annesinin 200 km uzakta hastaneye kaldırıldığını öğrenip, üç kuruş para kazanmaya devam edebilmek için o 200 km'yi katedememek ve insana hayattaki vasfının ne olduğunu sorgulatarak bir boka yaramadığını düşündürten, eli kolu bağlayandır.
galatasaraylı futbolcuların, fenerbahçe maçından önce, daha önceki maçlarda aldıkları sonuçlar akıllarına gelmekte (6-0, 4-0, 3-2, 4-3 ...) ve galatasarylı futbolcular 'ne yaparsak yapalım yine kazanamayacağız' diyerek, daha az çalışmakta ve yine başarısız olmaktadırlar. buna psikolojide çaresizlik denir. ama nasıl çaresizlik? Öğrenilmiş çaresizlik.
büdüt: puhahhh *
tilkiler dolanır beyninizin içinde, kurtlar içinizi dışınızı kemirir. elinizden bir şey gelmez, gelemez. sevdiğin adam yurt dışına çıkmıştır ve yanında sizi huzursuz eden bir bayan vardır.
7/24 telefonu açık olan adam, asla ve asla telefonunu bir yerde unutmayan adam telefonunuza cevap vermez. mesajlarınız karşılıksız kalır.
sonra ha gayret (ya da sabırsızlık) bir daha ararsınız. cevap verir. "telefonumu odamda unutmuşum dışarıya çıkarken, şimdi mesajlarını okuyordum, aradın." der. güzel güzel konuşursunuz. içiniz rahatlar.
şirket herkese ikişer kişilik odalar ayarlamışken adam "başkasının horultusuyla mı uyuyacağım?" der ve kendi parasıyla single oda tutar otelde.
ertesi gün olur...
sınav sonucunu merak edip bir sms atarsınız. beklemede kalır sms. ararsınız defalarca, neye faydası varsa. sanki çok arayınca telefonunu mu açacak.
36 saattir ayaktasınızdır. yorgun, bitkin, uykusuz ve huzursuz. onca bitkinliğe rağmen uyumak mümkün olmaz.
"beraber mi kalacaklar?!" düşüncesi iyice kemirir içinizi, beyninizi, her yerinizi.
çaresizliğin en büyüğü ölümdür ölüm...önünde eriyip giden biri acıdan kıvrım kıvrım kıvranan ' ben ölüyorum ' diyen bir deden var mesela sen öyle mal mal yüzüne bakıyorsun senden bir umut ışığı bekliyor ve sen susup kalıyorsun tek bir kelime bile edemiyorsun. 'niye susuyorsun birşey söylesene ' diyor dermansız bir ses tonuyla sen sadece önüne bakabiliyorsun.allahım belki aklıma iyi birşey gelir de söylerim derken ' bir yudum su ' diyor.elini sımsıkı tutuyor öylece uyuyor.işte o el çaresizlik değil de nedir bilmiyorum..
bu meret insana saçlarını çekiştirerek ağlama yeteneği kazandırır. bütün gün yakararak dua etmeyi öğretir. çare nedir , oysa ki sunjektif bi kavramdır. çare herkese göre değişir. çaresiz kalmayı sçer bazan insan .bir de gerçekten çaresiz kalır ki insan o an anlar ''insan '' olduğunu , aciz olduğunu ,tanrının getirdikleri karşısında bazan akıbeti ayak altında kalmak olan rüzgarda savrulan kuru yaprak kadar çaresiz olduğunu .o zaman varır şu dünya denen yere hükmettiğini sanan ırkının ,bazan yaratana kafa tutan ırkının yaratan karşısdaki konumunun bilincine.
inanması zor gelebilir ama kimi zaman sadece bir tercihtir, bilinçli ya da bilinçsiz yapılan.
karşınızda eli sağlam bir rakip varsa, mesela hayat gibi ve önünüze çıkardığı kurşun askerleri "erkekseniz teker teker gelin huleeeeeyn!" sözünden bihaberse; o zaman devreye geçen savunma mekanizmanız kısa devre yapıp "çaresizlik" kutusunu işaretleyebiliyor.
"ya çaresizsiniz, ya çare sizsiniz" mi?
okuyunca pek bir güzel de, bu işler o kadar kolay değil be hocam!
cevap gelmeyeceğini bile bile vefat etmiş olan iki kişiye mesaj atmak, biri sevgili diğeri arkadaş.. çaresizlik tam da bu olsa gerek.. hiçbir şey yapamayıp okuyamayacaklarını bildiğin halde yine de yanında en çok olmasını istediğin kişilerle iletişime girmeye çalışmak çaresizce..