bugun kayda gittigim ve hayran oldugum sehir. bigayi gorunce 16 saatin verdigi bikkinlikla iyice umutsuzluga kapilmistim hatta otogara gelene kadar icimden vasat bir sey cikacak mi korkusu hala geciyordu. ta ki servis bizi meydana birakana dek. o aninda saci basi karistiran ruzgari hosgeldin diyor adeta, kordon kordon ne ki bizde de sahil var olmuyormus mesela onu da farkettim. sadece denizi izleyerek senelerimi gecirebilirim burda. evime 17 saat uzakta olmasina ragmen hic kotu hissetmeyip burayi 2. ev kabul edecegim sanirim. simdilik bu kadar.
Cumhuriyet kurulduğu yıllarda Biga Vilayetine bağlı bir Roman ve Yahudilerin yaşadığı bir köy* iken siyasi sebepler yardımı ile de* vilayet merkezi olan güzel şehir.
Şehrin nüfusunun neredeyse yarısı öğrencidir o yüzdende şehir öğrenci etrafında şekillenir.
Sanılanın aksine küçük bir şehirdir, nüfusu 100.000 civarıdır, üniversite yarın kapansa köye dönücek şehirdir.
Boğaz dolayısı ile rüzgarı serttir, adamı çarpar.
Türkiyede "medeni" sayılabilcek nadir illerden biridir.
Etnik olarak şehrin asıl sahipleri Romanlar ve Yahudilerdir ki şehrin en güzel yerinde otururlar.
Yahudiler israil'in kurulmasından sonra çoğu göçtü 3-4 aile kaldı* hala 1 havra mevcuttur şehirde.
Romanlar hala aynı yerde yaşamlarını sürdürüyorlar.
Günümüz gözüyle bakarsak ezici şehir merkezinde=
Türk = %94 (dönme Rumlar dahil)
Roman = %1
Pomak = %2
Türkmen (Alevi) = %1
Çerkes-Arnavut-Rum-Yahudi vd. = %2
Hüseyin nihal atsızın 1933 yılının son aylarında çanakkale'ye yapmış olduğu bir gezi sonrasında kendi kalemiyle naklettiği gezi izlenimleri şöyle:
"öğleye kadar çanakkkale'yi gezdik. türk tarihinde büyük bir dönümünün, şanlı bir müdafaanın, insanlığın gücü üstündeki kahramanlıklarının remzi olan bu şehir, ne yazık ki tam bir türk yüzü göstermiyor. şehirde ne kadar çok yahudi, ne kadar çok çingene, ne kadar da rum bozuntusu var!"
günaydııın! şahane bir güne uyandık hayatın getirdiklerine götürdüklerine şükrederek başladık yine.. bu kabulleniş duygusuna, sükünete bayılıyorum.
çanakkale'deydik hafta sonu unutmadan detaylandıralım gitmek isteyenleri de heveslendirelim. tekirdağ üzerinden gittiğimiz için önce şehitliğe uğradık. belediyeler çalışıyor maşallah türkiye'nin dört bir yanından akın akın yurdum insanı geliyor. gezi olsun diye gelmişler ama olsun. o çöpler, o selfiler kendini belediye parkında piknikte sanıyor insanlar. zaten onların amacı da çok çok başka. ondan sonra o tasarım, o mezar mermerleri ya ben bu işi bilmiyorum ya da kritik verecek değerde bile değil yapılan anıtlar. bu mu bizim minnetimiz? bir ülke, bir medeniyet kurtarmış bu insanlar..
tanıtım merkezine giriyorsunuz bir harita, bir yönlendirme bile yok. türk işi işte gelişi güzel her şey. bu ana kadar ben hiç mutlu olmadım gördüklerim de kültürel bir seviye yoktu çünkü muz kabuğunu yiyip kenara atan teyzeler beni uyuz ettiler. poşet açacaktım açlıktan ölmüşler hepsi tosun gibi zor yürüyen nineler.
baya gün batmaya başladı ama biz de pes etmiyoruz. anzaklıların mezarlarını da ziyaret ettik. allahım böyle düzen yok sanırım, her mezarın başındaki çiçekle ayrı ayrı ilgilenilmiş taze sulanmış. çöp kavramı galiba lugatlarında yok insanların. her şey çok sade ve düzenli. ne bu gavur özentiliği de diyebilirsiniz. keşke hep böyle şeylere özensek. hepimiz özenti olsak. belki azıcık bulaşır..
oradan conkbayırına çıktık. hayatımda gördüğüm en güzel doğal manzara. o vadi, o denizle karanın kavuşması, sarılması, o denizin ihtişamı, o güneşin cilveli halleri ben oraya aşık oldum. aldığım duygu muhteşemdi. tabi yine le le leey teyzeler vardı ama alan büyük olduğu için onlardan uzak durdum. hava karardı zaten.
sonra feribota binip çanakkale'ye geçtik. gecelere mi aksak diye düşünürken. yemek yemeye bile takatimiz kalmamıştı aslında. otele gittik. ben de normal bir oda bekliyorum. içeri bir girdim deniz manzarası, balkonu, oturma odası ayrı yatak odası ayrı jakuzili bir oda ve karşımda dur yolcu... bu gece çok özeldi.
sabahına sağlam bir kahvaltıyla başladık, domates reçelini özellikle tatmamı istedi oteldeki personel. tadını sevdim. sonra yine yola koyulduk. bu sefer istikamet truva antik kent. hep okuduğum, hayalini kurduğum yerleri canlı görmek dokunmak da ayrıcalıktı. oradan bozcaada feribotuna yetiştik. yolculuk yarım saat kadar sürüyor. ada uzaktan kara kuru ıyy nereye gidiyoruz havasında gittik. ama ayak bastıktan sonra adada bir şenlik havası var. türk rum karışımı bir kültür. butik otelleri, daracık sokakları, denizi, havası, mekanlarına ben bayıldım. ufak tatillerin adresini buldum.
oradan yine çanakkaleye döndük. aynalı çarşı, deniz müzesini gezdik sahilde yemek yedik. sonra yine feribot güneş batmamıştı bir çılgınlık edip yine conkbayırına çıkalım mı dedik.
önce anzak koyuna uğradık. sessizce çimenlere uzandık. hayaller kurduk.. conkbayırına çıkıp atamızla vedalaştık.
eve dönüş başlasın dedik ve kaç saatte geldik bilmiyorum zaman kavramım kayboldu çünkü. avaz avaz şarkı söyledim sonra uyumuşum. gözlerimi açtığımda kapının önündeydik.
çanakkale gezimiz güzeldi. oyle uzun uzun plan program yapmadık. iki gün önceden hadi dedik ve yaptık. hayat uzun uzun plan yapmaya, beklemeye gelmiyor. bu gün yaşayın, bu gün söyleyin, bu gün çıkın gidin.
kendinizi iyi hissedeceğiniz yerler sizi bekliyor.
hafta sonu gideceğim şehir. bir konuşma esnasında ''ben hiç gitmedim ki'' dememe kalmadı hadi hafta sonu gidiyoruz dendi.
ya hemen mi falan dememe kalmadı.. gerçekten gidiyoruz rota çizilmiş, otel tutulmuş. bocaada'da varmış.
mutlu da oldum bir yandan. *
gelince evliya çelebi misali yazıcam yine size..
günün her saatinde kafanızı dinleyebileceğiniz, herkesin boğaza karşı çayını içebileceği, genel itibariyle insanlarının gayet anlayışlı ve hoş sohbet olduğu, dört yıllık deneyimlerime dayanarak huzuru arayanlara önerebileceğim birinci şehirdir.
fakat maalesef güzel olan her şeyi bitirdikleri gibi çanakkale'yi de beş yıl içinde bitirecekler gibi görünüyor. (bkz: kaz dağları)'nda ki altın arama faaliyetleri, (bkz: bozcaada)'nın otellere açılacak olması, son bir yılda mantar gibi türeyen alışveriş merkezleri bunu gösteriyor.
Müthiş bir şehir kafa dinlemek için. Akşama doğru kordona gidip manzaranın keyfini çıkarmak neredeyse her gün yaptığım şey ve bu ders çalışma yoğunluğunda çok iyi geliyor. Boğazın herhangi bir köprüsünün olmaması vapura binerek boğazın keyfini cıkarmak için büyük fırsat. Yazdıkça içim kıpır kıpır oldu, en iyisi karşıya geçip balık ekmek yiyeyim.