türk resmi ideolojisinin yarı gayrıresmi ideologu olan, türklüğün esaslarını yazmadan çok evvel 'kürtçülüğün esasları ve kürt lugatı' adlı bir kitap yazmış milliyetçi şahsiyet. ilgili kitabın orjinal ve tek nushası tam da 12 eylül 1980 günü bulunduğu sinop rıza nur kütüphanesinden acil koduyla ankara'ya aldırılmış.
medeniyet değişir, kültür değişmez diyen kişi.
bu sömürüde, bu küreselleşmede, bu talanda ve bu iç içe geçmişlikte kültür nasıl değişmez be gülüm.
eğer kendisi şimdi yaşasaydı ve "yenileniyor ama özde aynı" deseydi, yenilenmenin de bir değişim olduğunu anlatacaktık kendisine.
--spoiler--
Durma düşman durma, gücünü arttır.
Türklüğün başına hakaret yağdır.
Uyuyan bir kavme bu hakaret azdır,
Vur eski kölesi utandır onu,
Bırakma uyusun, uyandır onu...
--spoiler--
Türkiye'nin ilk sosyologu. Kadın, toplum, bilim, kültürel geçmiş, dil gibi pek çok konuyu kapsayan idealleri "yeni hayat" temini oluşturur. Atatürk Devrimlerinin alt yapısının da bu temler üzerine kurulu olduğu pek çok siyaset bilimci tarafından kabul edilmiştir. Yeni hayatla ilgili fikirlerini aynı ismi taşıyan şiir kitabında da dile getirmiştir.
ayrıca, bugün dilimize kazandırılmış olan pek çok deyim, atasözü, masal kendisinin derlemesidir.
bkz. Türkleşmek, islamlaşmak, muasırlaşmak
türkçülüğün esasları
yeni hayat
diyarbakırlıdır. kendisi "kürt değilim" dese de kürt olduğu iddia edilir. *
okuyunuz. ben böyle kürdün daşşağını yerim!
---alıntı---
Milliyetin tâyini, keyfe tâbi' bir mes'ele değil, ilmen halli lâzım gelen bir mes'eledir. Ben gençliğimde tahsil için, ilk defa istanbul'a gittiğim zaman, bu ilmî tahkikata (soruşturmaya) başlamak mecburiyetinde kaldım: Çünkü orada eskiden kalmış fena bir itiyada tebean, bütün Karadeniz Arnavut dedikleri gibi, benim gibi vilâyet-i şarkiye ahalisinden bulunanlara da Kürt milliyetini izafe ettiklerini gördüm. O zamana kadar, kendimi hissen Türk sanıyordum. Fakat bu zannım, ilmî bir tahkike [araştırmaya] müstenit değildi [dayanmış değildi]. Hakikati bulabilmek için, bir taraftan Türklüğü, diğer cihetten Kürtlüğü tetkike başladım. Evvel emirde lisandan başladım.Diyarbekir şehrinde, ana lisan Türkçe olmakla beraber, her fert biraz Kürtçe de bilir. Lisandaki bu ikilik, iki suretten biriyle açıklanabilirdi: Ya Diyarbekir'in Türkçesi bir Kürt Türkçesiydi yahut Diyarbekir'in Kürtçesi bir Türk Kürtçesiydi. Lisanî tetkiklerim gösterdi ki, Diyarbekir'in Türkçesi, Bağdat'tan ta Adana'ya, Bakû'ya, Tebriz'e kadar imtidat eden (uzanan) tabii bir lisandan, yani Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türklerine mahsus bulunan Azerî lehçesinden ibarettir: Bu lisanda hiçbir sunî'lik yoktur. Binaenaleyh, Kürtlerin tahrif ettiği (bozduğu) bir Türkçe değildir. (Diyarbekir lisanının Azerî Türkçesi olması, şehirlerin Osmanlı Hükümetinin tesiriyle Türkçe konuştuğu iddiasını da esasından çürütür. Çünkü öyle olsaydı, bu şehirlerde konuşulan lisanın, Osmanlı lehçesi olması lâzım gelirdi).
Diyarbekirlilerin mahdut kelimelerden ibaret olarak söyledikleri Kürtçeye gelince, bu lisanın köylerde konuşulan fasih Kürtçeden farklı olduğunu gördüm. Kürtçe, Farisînin akrabası olduğu hâlde, nahiv [sentaks] itibariyle hiç ona benzemez. Çünkü Farisîde bulunmadığı halde, Kürtçede, hem tezkîr [erkeklik] ve te'nis[dişilik] hem de Arapçada ve Lâtincede olduğu gibi, i'rab [kelime sonunda harf değişmesi] vardır. Demek ki, Kürtçe, Türk lisanına nispetle daha mürekkep, daha karışıktır. Türkler, kendi lisanlarında tezkîr te'nis, ı'rab gibi ahvale müsadif olmadıklarından, Kürtçenin bu gibi hususiyetlerine nüfuz edememeleri iktiza ederdi. Filhakika, vâkıalar bu suretle cereyan etmiş, Diyarbekirliler Kürtçenin tezkir, te'nis, ı'rab kaidelerini tamamıyla hazır edip, Kürt nahvini Türk sarfına [dilbilgisine] uydurarak, sunî bir Kürtçe icat etmişler. Bu Kürtçeye "Türk Kürtçesi" namını vermek gayet doğru olur.
Lisaniyat (Lengüistik) nokta-i nazarından gayet mühim olan bu vakıa, Diyarbekirlilerin Türk olduğuna en büyük bir delildir.
Bundan başka, Diyarbekirliler bu lisanı yalnız Kürtlerle konuştukları zaman kullanırlar. Kendi aralarında yalnız Türkçe konuşurlar. Diyarbekirlilerin gûya bildikleri bu düzme Kürtçenin kelimelerine gelince, bunlar da gayet mahduttur. Bu sebeple, boşlukları Türkçe kelimelerle doldururlar. Zaten, Birçoğunun bildiği Kürtçe kelimeler "gel, git" gibi birkaç tabire münhasırdır.
Diyarbekirlilerin Türk olduğunu ispat eden delillerden birini de mezhep sahasında buldum. Diyarbekir'in hakikî ahalisi bütün Türkler gibi Hanefi'dirler. Kürtler ise, umumiyetle Şâfiîdirler. Bu iki alâmet-i mümeyyize, yalnız Diyarbekir halkına mahsus değildir. Şark ve Cenup vilâyetlerimizdeki bütün şehirlerin ahalisi Kürtçeyi Diyarbekirliler gibi tahrif ederek söylerler ve Hanefî olmak alametiyle Şâfiî Kürtlerden ayrılırlar. Bunlardan başka, elbise, yemek, bina ve mobilya gibi harsa veâdetlere taalluk eden hususlarda da, arada derin farklar
vardır.
hakkında kürt olduğu konuşulan büyük türk düşünürü. atatürk, kendisi için ''fikir babam'' demiştir. kendisi, kesinlikle ve kesinlikle yüzde yüz türktür.
torunundan duyduğum kadarıyla hakkında söylenen kürt kökenli ifadeleri asılsızmış fakat kendisi gibi torunu'da ırksal türklük durumunu sallamamaktadır,
sırasıyla türkçülük, oğuzculuk ve turancılık fikirlerini desteklemiştir. düşüncesinin temeli; türk toplumuna özgü kültürel ve ahlaki değerlerle, batının bazı değerlerini kaynaştırmaktır. bu yaklaşımının ögeleri kültürel anlamda türkçülük, ahlaki anlamda islamcılıktır. liberalizm ve marksizme karşı en son kendisi solidarizm de karar kılmıştır.
her kürt bu şairimiz gibi olsa ne isterizki başka?, istediği sadece turancılık ilkesiyle tüm türkleri tek bir bayrak altında toplamak ve hep bunu düşleyen şair şu dizelerle dile getirmiştir:
'' vatan ne türkiye'dir türklere ne türkistan
vatan büyük ve müebbet bir ülkedir : turan! ''
eserleri: kızıl elma, yeni hayat, altın ışık, malta mektupları vs...
Sanırım kimse yazmamış, değerli Türk büyüğümüzün ebedi istirahatgahı bugün, Çemberlitaş'taki Basin Muzesi'nin yaninda bulunan eski Osmanli Mezarligi'nin içindedir.
türk dünyasının en büyük sosyoloğudur. ve ayrıca ziya gökalp fransız etkisi altında kalıp orjinal bir şey ortaya çıkaramadı demek gafilliktir. gökalp "türkleşmek, islamlaşmak, muasırlaşmak" fikriyatını teori ettiği fikirlerinde de birebir uygulamıştır, o durkheim'in metodunu benimseyerek, bunu türklüğe uygulamıştır. türk medeniyeti ve aile yapısı üzerinde büyük araştırmalar yapmış ve türk medeniyet tarihini sistematik bir şekilde incelemiştir. muasırlığın gereğini yapmıştır.
aslında sosyolojinin bir kürsü olması dışında, sosyoloji namına katkısında bütün fikirleri fransız etkisi altında kalmış olan sosyolog. orjinali için, (bkz: durkheim)
edit: kendisi sosyoloji adına verdiği bütün yapıtları durkheim etkisi altındadır, türk bilim dünyası için en büyük olabilir ama durkheim etkisi altındadır, fransız eserleri çevirmiştir ve onları uygulamıştır. zamanının bütün sosyologları için geçerlidir bu, prens sabahattin'de le play'den etkilenmiştir. büyüktür, büyük katkısı olmuştur, ama doğal olarak sosyoloji fransa'dan henüz çıktığı için dünyanın çoğu yerinde olduğu gibi durkheim' uyarlamaları yapmıştır. büyük ihtimalle ziya gökalp gibi pek çok insanın etkisinde kaldığı gibi yani. bu gafillik değil mantıklı bi şekilde doğruyu söylemektir. hallağ hallağ...
diyarbakır ın 1980 yıllarına kadar %70 oranında türk olduğunu bilmeyen bir takım zavallıların; sadece ve sadece memleketine bakıp "kürt" ilan ettiği büyük türk.
türk oğlu türk tür. turancılığın fikir babasıdır.
diğer taraftan türk/turancılık m.s.700 yıllarında göktürk kitabelerinde belirtilmiş olan bir ideolojidir; ziya gökalp tarafından tekrar gündeme getirilmiştir. milliyetçiliği fransız ihtilali ile başlayan bir akım olarak gören sığ zihniyetlerin bunu bilmesi mühimdir.
Recep Tayyip erdoğan denen işine gelen şekilde işine gelmediği şeyleri saptırtan adamın Şiirini okumadığın Türk'ü Türklüğüne yeniden bağlayan büyük Düşünür. Adı gibi Gökalp olan kişi.