nur içinde yatsın, mekanı cennet olsun.
o gerçek bir sanatçıydı, büyük bir sanatçıydı. sanat güneşimizdi, büyük bir vatansever, hayırsever, aynı zamanda vergi rekortmeniydi.
ne mutlu bize ki zeki müren'li yıllara şahit olduk, onu dinledik, onu izledik, onu yaşadık...
o her yönüyle halkın sanatçısıydı.
paşaydı.
bildiğin paşa.
Vefatının üzerinden tam 23 yıl geçmiş gerçek bir müzik dehası, gerçek bir fenomen... sadece sesi değil; duruşu, karizması, yeteneği, farklı giyim kuşamıyla bile her daim ilgi çekmeyi başarmış, kelimenin tam anlamıyla bir yıldız.
bodrum'da son yıllarını geçirdiği ev, hâli hazırda müze olarak kullanılmaktadır. burada sanatçının kıyafetleri, eşyaları, notları kısaca hayatına dair iz bırakan birçok şey sergilenmektedir. bu türk müziği'nin büyük ismini daha yakından tanımak isteyenler mezkûr müzeye bir uğrasınlar derim, şayet yolları düşerse.
Ruhu şad olsun. O dupduru, inci gibi ses unutulmaz.
Kıbrıs harekatı sırasında kendisine ait 27 daireyi satarak parasını Türk silahlı kuvvetlerine bağışlamıştır. Ayrıca ölümünden 6 ay önce gördüğü bir rüya üzerine tüm mal varlığını yine Türk silahlı kuvvetlerine bağışlamıştır.
Fotoğrafta meşhur kırmızı impala’sında. 1972 Şişli/istanbul
tesadüflerin ne kadar ilginç ve aynı anda ne kadar da dehşet verici olabileceklerini başarıyla gösteren bir anının başkahramanıdır zeki müren ayrıca benim gözlerimde. bu anıyı yıllar önce kendisine adanmış bir sitenin* forum kısmında okumuş, fevkalade etkilenmiş, birkaç gün önüme gelen herkese anlatmıştım. uzunca bir süre beynimde bilinmez yerlerde konaklayan bu anekdotu bu gece neyin tetiklemesiyle hatırladım bilmiyorum, ama sizinle de paylaşmak isterim:
anısını nakleden aysel adlı veya kodadlı bayan sözlerine zamanında bir dergide okuduğu zeki müren röportajından yaptığı alıntıyla başlıyor. şöyle demiş rahmetli:
"annemi çok severim. annemi yüzde yüz, babamı yüzde yetmiş severim. babam çok beyefendiydi, ama ben anneme çok yakındım. genelevle ilgili bir de çok neşeli bir anım var [o iki cümle arasında gerçekten de korkunç bir zihin sıçraması yapmış müren]. ankara'da şahap koptagel diye çok kıymetli bir arkadaşım var. müşterek arkadaşlarımız var, dünya iyisi bir validesi var. yedek subayken bir cumartesi gecesi onda kaldım. aklımıza abdullah yüce'nin "bu ne sevgi ah bu ne ızdırap" adlı taş plağının b yüzü takıldı. uyuyamayacağız. "soralım" dedik. rahmetli muzaffer ilkar hoca'nın evini aradık. fişini çekmiş. nevzat sümer bey evinde yok. "şahap", dedim. "gel bentderesi'ni çevirelim, genelevi arayalım. ordakiler uyumamışlardır."
birinci evi çevirdik. anan, baban, sülalen... kapandı. ikinci eve "ben zeki müren'im dedim, bir sinkafa vurdu, sülale dümdüz... üçüncü ev "zeki müren senin anneni de babanı da halletsin" dedi. en son ev, pek neşeli bir kadın, inanmadı zeki müren olduğuma, ama şarkının adını söyledi. "hiç mi gülmeyecek benim de yüzüm?" ohhh, şarkı o..."
sanat güneşi bunları diyordu, peki aysel hanım'ın buna ekleyecek nesi vardı? maksimum etkiyi sağlamak adına (hayır bir de kolay oluyor biliyor musunuz) ben sözü doğrudan ona bırakma taraftarıyım:
"dergide bu satırları okumak beni çok şaşırtmıştı. nedeni ise şu: seneler seneler önce rahmetli nenem bu şarkıyı söyler ve aynı hikayeyi "bir zamanlar gençken ve güzelken işyerine bir delikanlı telefon etmiş, bu şarkının adını sormuştu bana ve hiç de unutmam kendini de zeki müren olarak tanıtmıştı" diye anlatırdı. o zamanlar hep gülerek dinlemiştim. ama aynı şeyleri bir dergide zeki müren anısı olarak okumak ve rahmetli nenemin sık sık bahsettiği o işyerinin bir genelev olduğunu öğrenmem dehşet verici olmuştu bana. sevgili nenemin senelerce başarı ile sakladığı bu kara sırrı sayın zeki müren'den böylesine öğrenmem hayatım boyunca unutamayacağım bir anıdır."
nasıl? gerçekten afallatıcı, değil mi? her gün gazeteleri, dergileri açtığımızda bizi bekleyen tehlikelerin, ifşa edilmemiş sırların çokluğunun yeterince farkında mıyız onu merak ediyorum.
Ölünün arkasından konuşulmaz der annem.
Ama iyi bir ses sanatçısıydı daaaaa kimliğini bulamadı sanki diyesim var lakin demiyorum.
Yanlız yaşıyorsan korkacan yaşayan ruhlardan.
"kafasına göre" dergisinin bu ayki konusu. Lakin umduğumu bulamadım diyebilirim. O kadar çalkantılı ve şatafatlı bir sanatçının hayatı ancak bu kadar sığ kalabilirdi. Yine de son sayıya benden on. Konu zeki müren sonuçta.
aksini söyleyende çok olsa da, fiili duruma bakıldığında, öldükten sonra türk sanat müziği popülarite anlamında gerilemiştir. Tsm'nin halk nezdinde popüler kalmasını sağlayan sanatçıydı.
Bursa'ya ne zaman gitsem mezarına mutlaka uğrarım, ot çöp varsa temizlerim. Allah rahmet eylesin. Öldükten tam 23 yıl sonra bile bir yerlerde yaşamak herkese nasip olmaz.