aspendos konseleri'ndeki performansı hayranlık uyandırıcı olan muhteşem sanatçıdır.bu konserlerindeki hayriye yorumu ise kendisinin aynı zamanda kalabalıkları nasıl gaza getirmeyi bildiğinin açık ispatıdır,dertli gönüllere giren zeki müren ,eksikliğindir bizi üzen.
babamın anlattığına göre konserlerinde kostümünü değiştirmek üzere kulise giderken 'az sonra şıkır şıkır fıkır fıkır kıyafetlerimle hazır olacağım' diyen güneşimiz.
muhteşem türkçesi ve muhteşem sesi ile icra ettiği tüm şarkılar onunla yer etmiştir türk halkının gönlünde. bir (bkz: bulamazsın benim gibi seveni) şarkısı vardır ki, dinlerken bir de ayrılık acısı çekiyorsanız ciğerleriniz pul pul dökülür sanki.
bir insan bir eserin içine bu kadar mı girer.. bu kadar mı hisseder.. bu kadar mı hissettirerek teleffuz eder kelimeleri.. tek,tek.. nefes alışı, verdiği esler, nameleri.. ağlatışı bile farklıdır zeki müren'in. söylediği şarkıları kendisinden daha iyi söyleyebilen herhangi biri olduğunu sanmıyorum. ayrıca şiirleri de kendi sesinden dinlenesidir.. özellikle 'gözümden öpme ayrılıktır derdin' ve 'alfabem 23'e indi'şiiri mutlaka ama mutlaka dinlenmeli..
öyle duygulu ve kaliteli söylerki etkilenmemek elde değil!
türk sanat musikisinin üstadıdır.
eşi benzeri bulunmayan bir sese sahip olmakla birlikte unutulmamış ve unutulmayacak bir sanatçımızdır.
çok da güzel şiir okuyan tam anlamıyla sanatçı. geçenlerde şarap içilirken dinlenmiştir bu şiirler. mest olmamak elde değil. her dem seviyoruz kendisini.
bir rivayete göre kendine neden paşa denildiği sorulduğunda , ankaradakilere ibne diyemedikleri için sanırım diyerek ayarın allahını vermiş , yıllarını türk sanat müziğine adamış üstad...
1960lardan bu yana arka taraftan saçı tamamen döküldüğü için peruk takan rahmetli sanatçı. bunu eskiden müşterisi olduğu ankara'lı kuaför hakkı kutlugün açıklamıştır.
beni bursa sokağında vurdular
güneşi olmayan bir sabahta
yeşil şarap aktı bileklerimden
bir çöpçünün nasırlı eli saçlarımda
"picadilly" kızları öbek öbek pınarlarımda
sarhoşlar avuçlarımda yürüdü
ömür çizgim bir postalın kabarasında
güneşi olmayan bir sabahta
beni bursa sokağında vurdular
küf kokan kızlar taşıdı kollarımdan
terli köy çocukları
işkembe işkembe eller
sarımsı sarımsı dişler
tüm sarı ne varsa, tüm solgun her şey
eflatun gözler, siyah dudaklar
"picadilly" kızlarında
beni bursa sokağında vurdular
bir akşam gazetesinde sayfa sayfa ismim
karakol taşları hep soğuk mudur?
ağustos'ta da nem nem midir merdivenler?
o günden beri güneşsiz sabahlardan korkarım
o günden beri...
o sokağın her taşında ben varım... *
şiiri ile beni benden alan sanat güneşi.
küçükken osmanlı padişahı sandığım,pipimle birlikte beynim de büyüyünce dinlemeye doyamadığım sanat güneşi,paşa. duruşu,tavırları örnek olması gereken rahmetli sanatçı.
müzikten anladığını iddia eden ve zeki müren' in sesini beğenmeyen insana 'müzikten anlıyor' denmez mesela. dinlediği tarz ne olursa olsun, zeki mürenin sesini, sözünü beğenmeyen müzikten anlamıyordur.
başka bir örneği için: (bkz: müzeyyen senar)
kendi cinsinden hoslanmayan insan, onu zamaninda üzen kadina acirim.
asla dinlenmekten vazgecilmeyecek ses, vefatindan yillar sonra cikartilan bildircin yagmuru siir albümü mükemmel ötesi olan tek sanat günesimiz.
saygı'nın ne olduğunu ve nasıl kazanıldığını anlamanıza yol açacak bir isim. türkiye gibi eşcinselliğe hiç ama hiç sıcak bakılmayan bir ülkede ,hele ki döneminde insanların saygı ve sevgisini kazanabilmiş olması mutlaka incelenmesi gereken bir konudur. bunda da en büyük pay cinsellikle ilgili bu tercihini şimdi örneklerini gördüklerimiz gibi açıkça yaşamaması sadece işini yapmasıdır. hem de oldukça iyi yapmasıdır.
türk eşcinsellerinin çok şey borçlu olduğu insan. öyle ya da böyle, bu toplumun bir eşcinsel şarkıyı "sanat güneşi" olarak taçlandırması çok önemli bir şeydir. birçok insana "insanların cinsel kimliği kimseyi ilgilendirmez" dedirtebilmiştir. fatih ürek'le dalga geçip zeki müren'i göklere çıkarmak nasıl bir şeydir, orası tabii ki halen çözülememiştir.
zeki idi, müren idi, arabayı süren idi, bahçe idi, bahçevan idi, mesut idi, bahtiyar idi... mesut yaşadı, yaşamadı, bahtiyar öldü, ölmedi.
memleketin yetiştirdiği -neredeyse tek- sahne sanatçısı idi. sahnede devrim yapmış idi, sahneye kostüm olayını, gösteri olayını, heyecanı katmış idi. sesi ve icrası ise geri getirilemez idi. yaşamının belli dönemlerinde popüler musiki eylemişse bile "hakkıyla" eylemiş idi. eski dost düşman olmaz idi, bir demet yasemen idi, şimdi uzaklardasın idi, dilek çeşmesi idi, ah azize vah azize idi, avuçlarımda hala sıcaklığın var idi, menekşelendi sular idi, sen aşk nedir bilmezsin idi, benim güzel manolyam idi... saymakla bitmez idi, ölmekle bitmedi! er idi, paşa idi!
anlatırlar idi, gerçek olmasını diler idim, yakıştırma olması muhtemel idi: "zeki bey size niye paşa diyorlar" diye sormuşlar idi, "ankara'dakilere ibne diyemiyorlar, bana paşa diyorlar" demiş idi. güzel idi, mükemmel idi. kalabalık yaşamış, yalnız ölmüş idi. sahnelere o kadar yakışırdı ki, artık o kadar olur idi...