şiirimizde gelenek arama güçlüğünü küçümseyenler, ikide bir yunus emre'nin adını öne sürerler. oysa bu büyük ozanımız, divan şiiri gününde de, tanzimat ve servet-i fünun döneminde de saygınlık kazanmamış, kısacası okunmamıştır. mevlana'nın "nereye gitsem koca yunus çıktı karşıma" gibilerden bir söz etmesi, rivayetten başka bir şey değildir. türkçe söylediği için saray şiirinde adı bile geçmezdi onun. namık kemal, sahaflar çarşısı'nda bulduğu bir elyazmasını, şöyle bir göz gezdirdikten sonra, "derviş yunus'unmuş" diyerek yere attığını anlatır. bütün halk sanatlarımız gibi, yunus emre de, ancak cumhuriyet'ten sonra değerlendirildi. bu değerlendirmenin başında burhan toprak vardır. onun düzenlediği yunus divanı'ndan ve bu divana yazdığı önsözden sonra, o güne değin unutulmuş büyük bir türk ozanına kavuştuk. gerçi fuat köprülü'nün 'büyük mutasavvıflar' adlı kitabındaki iki kişiden biri odur; ne var ki, bu kitapta yunus, bir mutasavvıf olarak incelenmiştir.
o "seni sigaya çeken bir molla kasım gelir" der biz buna anlam veremeyiz. nezaman ki bir molla kasım gelir onun yazdıklarını anlamaya çalışmaz eleştirir o zaman yunus emrenin ne dediğini anlarız.
Yaşadığı dönemde yazdığı güzel şiirler, demelerin ünü *'ye kadar yayılan; bu ün sayesinde kendisinden sonra aynı mahlasla şiirler yazan şairlerin türemesine neden olan, Anadolulu büyük (bkz: enel-hak) 'çı şair.
Oruç, namaz, zekât, hacc cürmü cinayettir,
Fakir bundan azaddır, hassı heves içinde
diyerek bizlere orucun, namazın, zekatın ve haccın yerine getirilmesinin aslında cinayet ile eş değer olduğunu vurgulamıştır. Genel kanının aksine o, Enel-hak'çı bir ozandır. Hatta (bkz: Seyyid Nesimi) 'nin en çok etkilendiği ozandır.
"ilk bektaşi tekkeleri bir iş kolu, köy enstitüsü gibidir. Herkes bir iş görür orada. Kimi toprakta, kimi işlikte çalışır, kimi duvar örer, kimi aş pişirir: Yunus'a da odun taşıma işini vermişler. Kırk yıl sırtında odun taşımız Yunus tekkesinin ocağına . Hem ahlaya puflaya değil. Özene bezene. Her getirdiği odun dümdüzmüş. Neden diye soran birine: Bu tekkeye odunun bile eğrisi giremez demiş Yunus..."
"Uzun süre tekkeye hizmet etmiş sonunda bıkmış ve kaçmış. Yolda erenlerden yedi kişiye raslamış, yoldaş olmuş onlarla. Her akşam erenlerden biri içinden geçirdiği bir insan adına Tanrıya dua ediyor ve hemen bir sofra geliyormuş ortaya. Sıra Yunus'a geldiği akşam o da dua etmiş. Yarabbi, demiş, bunlar hangi kulun adına dua ettilerse ben de onun adına yalvarıyorum sana, utandırma beni. O akşam iki sofra birden gelmiş. Erenler şaşırıp kimin adına dua ettiğini soruyorlar Yunus'a. O da siz söyleyin önce diyor. Erenler Taptuk'un dervişlerinden Yunus diye biri var, onun adına, diyorlar. Yunus bunu duyar duymaz hiç bir şey söylemeden tekkeye dönüyor ve anabacıya, şeyhin karısına sığınıyor. Anabacı diyor ki Yunus'a: Yarın sabah tekkenin eşiğine yat. Taptuk abdest almak için dışarı çıkarken ayağı sana takılır. Gözleri iyi görmediği için bana: Kim bu eşikte yatan? diye sorar. Yunus derim ben de, Hangi Yunus derse çekil git, başka bir tekke ara kendine, başının çaresine bak. Ama Bizim Yunus mu? derse anla ki gönlünden çıkarmamış, hala seviyor seni. O zaman kapan ayaklarına, bağışla suçumu de ona. Yunus anabacının dediğini yapmış, kapının eşiğine yatmış ertesi sabah. Taptuk kim bu adam ? diye sorunca, Yunus diyor anabacı. Bizim Yunus mu? diyor Taptuk. Yunus ağlamış olmalı o zaman sevincinden."
Bir masal ki insan arasındaki bağlılığı, ayrılıp kavuşmanın tadını bu kadar güzel anlatabilir. Yalnız Yunus'şa Taptuk arasında değil, bütün Anadolu'nun tekkelerinde kimi zaman iyiden, kimi zaman kötüden yana giden insan yürekleri arasındaki bağlılığı görüyoruz bu masalda. Gözleri görmez olmuş bir insanın, en güvendiği dostun, kendisini bırakıp gitmiş olduğu bir insanın bri sabah Bizim Yunus mu? derken duyabileceği ve bağışlanmaya can atan bir suçluya duyurabileceği sevinci düşünün. insanlık dediğimiz işte bu bizim sözünün içindedir. Bir ülküye canlarını koyanların hepsinin yaşadıkları bir insanlık dramıdır bu: inancımızı paylaşmaz olsun bir dostun yeniden yanımıza dönmesi ve dönen dostun kapıdışarı edilmemesinden duyduğu sevinç. Bugün bile dünyamızın her yerinde, her partisinde yaşanıyor olmalı bu dram.
Yunus insanın ağzına böyle her an, her gün ve her yerde yaşayabileceği sözler vermiştir. insanlığın bütün sözlerini söylemiştir gibime geliyor, canım türkçesiyle.
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu alem birdir bize
Sen sana ne sanırsan
Ayruğa da onu san
Dört kitabın manası
Budur eğer var ise
---
Gitti beyler mürveti
Binmişler birer atı
Yediği yoksul eti
içtiği kan olusar
Kerameti var diyen
Halka salusluk satan
Kendin müslüman etse
Var ise kerameti.
Haram ile hamir tuttu dünyayı
Fesat işler gören hürmetli oldu
Çalış, kazan, ye, yedir,
Bir gönül ele getir
Yüz kabeden yeğrektir
Bir gönül ziyareti"
selçuklu develetinin son dönemlerinde eskişehir civarlarında yaşamış . gönlünü , ruhunu bütün benliğini dolduran ilahi aşkın peişinden gitmiş , ilimi irfanı , Allah aşkını halka irşadı kendine borç bilmiş en önemli Allah dostu ,tasavvuf ehli kimine göre ozan kimine göre şair bana göre bağrı yanık büyük aşık derviş.
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni
Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni
Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni
Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni
Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
isteyene Ver anları
Bana seni gerek seni
Yunus'dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
iki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni
aynı zamanda rapper olan bir yunus emremizde vardır.. frekansla birlikte çalışmaktadırlar..
kapak tasarımlarını genellikle exelans yapmaktadır.. Ankara'nın en iyi isimlerinden diyebiliriz..
Şöyle kalam mı dert ile
Derde dermân bulmayam mı?
Geçti ömrüm göz yaşı ile
Bir gün ola gülmeyem mi?
Ne derde uğrattın beni
Ben ağlarım dünü günü
Bire dertli gönül seni
Dilim dilim dilmeyem mi?
Derdim kala bir uçmaya
Dostun eline göçmeye
Dosta hâlim arzetmeye
Halvetlerde bulmayam mı?
Âşık söylenir dillerde
Gözünden akan sellerde
Ben de bu garip illerde
Vâdem yetip ölmeyem mi?
Ayrı düştüm yarenlerden
Dost cemâlin görenlerden
Şol güzide erenlerden
Sır haberin almayam mı?
Yunus söyle ey sultanım
Fedâ olsun sana canım
Dolu dolu aşk kadehin
Dost elinden içmeyem mı?
yukarıdaki güzel dizelerin sahibi ve dahasına da sahip olan halk ozanımız. yukarıda ki dizeler 'hicazkar' adlı bir grup tarafından da gayet güzel yorumlanmıştır.
Az sözle, ayrıntılı düşünceleri, duyguları söyleyebilmenin büyük ustasıdır.
Varlık, yokluk, insan-Tanrı-ölüm kavramlarını, aralarındaki bağlantıları insancıllığı sevecenliği, barışı, verimliliği, hoşgörüyü dizelerinde yoğurarak, 13. yüzyıldan bu yana bizlere dek ulaştırabilen güçlü, etkin, saygın bir ozan olan Yunus Emre'nin geleceğe de aynı güçlülükle, dirilikle, yenilikle varacağından kuşku duyulmamalıdır.
Yalancı dünyaya konup göçenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Üzerinde türlü türlü otlar bitenler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Kimisinin üstünde biter otlar
Kimisinin başında sıra serviler
Kimi mâsum kimi güzel yiğitler
Ne söylerler ne bir haber verirler
Toprağa gark olmuş nazik tenleri
Söylemeden kalmış tatlı dilleri
Gelin duadan unutmadan bunları
Ne söylerler ne bir haber verirler
Yunus der ki gör takdirin işleri
Dökülmüştür kirpikleri kaşları
Başları ucunda hece taşları
Ne söylerler ne bir haber verirler.