2 yıl öncesinde bir masa etrafında konuştuğumuz mevzuydu yunanistan. yunanistan seçimlerinde muhalefet parti ykp türkiye'de hayal bile edemeyeceğimiz yüzdelere ulaşıyordu ancak devrim olmuyordu sebebini de elimizdeki lenin'in kitabı açıklıyordu; "bir yerde alt sınıfın başa geçmesi için, alt sınıfın güçlenmesi yetmez. üst sınıfın da güç kaybetmesi şarttır." belki ernesto che bunu böyle yapmadı ama yunanistan sosyalistleri bunu böyle görüyordu. yani avrupa'da kapitalizmin sarsıldığı günler bekleniyordu.
2008'in sonlarına doğru -yani bugünlerde- kapitalizm sarsıntıya uğradı. marx'ın haklı olup olmadığı tartışılmaya başlandı. ekonomi giderek geriledi ve beklenen günler yaklaşıyordu yunanistan'da. kapitalizm sarsılıyor ve üst sınıf, alt sınıf tarafından bozguna uğratılmayı bekliyordu. aleksandros adında 16 yaşındaki bir gencin ölümü de bir kıvılcım oldu ve ülkede karışıklıklar başladı.
yunanistan ve bugün, bugünün beklenişi bundan ibaret ancak bunun türkiye'ye katkıları da konuşulması gereken konular arasında. yunanistan bir kişinin canı bu kadar kıymetliyken bizim tersanelerimiz, işkencelerimiz bu kadar basitleşmişken artık halk düşünmeye başladı. televizyonda bir ölüm gördüğümüzde aile tepki göstermeden izlerken, şimdilerde "ulan bi komşuya bak, bir de şuraya bak. yazık, yazık." sesleri alıyor ölümün sessizliğini. bu iyi bir şey ve eminim buna benzer çok iyi yönde etkilenme olacaktır türkiye'de. zaten 2 sene önce konuştuğumuz şey de yunanistan'da olacak olan ayaklanmaların avrupa ve türkiye'yi nasıl etkileyeceği üzerineydi. biz istesekte istemesek de bugün türkiye'de ve dünya'da sol görüş kitlesi artacaktır çünkü bütün bu olanlar bu ilerlemeyi olanaklı kılıyor.
yunanistan sol hareketi üzerine pek bir şey bilmesem de, ykp'nin tkp çizgisinde bir parti olduğunu tkp'nin seçim mitinglerinde gördüm ve umarım sol hareket hata yapmayacak ve yanlış çizgide yürümeyecektir.
insanlarının bizim yapamadığımızı yaptığı ülke. Polisin 16 yaşındaki bir genci haksız yere öldürmesi iddiası yüzünden ülkede ayaklanma çıktı resmen. Bir de bize bakın her sene nerdeyse bu tarz olaylarla karşı karşıya kalıyor bırakın ses çıkarmayı itiraz etmeyi, her defasında açılan davalar zaman aşımına uğrayıp suçlar örtbas ediliyor biz de kuzu gibi ses çıkarmıyor izliyoruz olanları. Belki bize biraz da olsa ders vermiştir bu olaylar. Öyle umut ediyorum en azından.
ne birinci, ne ikinci dünya savaşında, ne de şimdi dünya ölçeğinde aktör olmayan ülkedir. birşey yapmışsa bile, ona yaptırılmıştır çünkü çapı aktör olacak ölçekte hiçbirzaman olmamıştır.
400 beraber yaşadığımız insanlar galyana getiren ingilizlere uyup kapı dışarı ettiğimiz insanların yaşadığı ama keşeke o mubadele olmasaydı dediğimiz konuyu içine alan Memleket.
yunanistan'da üslenen uluslararası terör örgütlerini birleştiren üç özellik vardır : iflas etmiş komünizm, natoyu parçalamak ve emperyalizm düşmanlığı...
Aramızdaki ilişkilerin bana çok sahte geldiği komşumuz olan ülkedir. Belki güzeldir belki hakikatende insanları cana yakındır ama en ufak bir savaş çatırtısında bizi satacaklar, o zaman sözde komşuluğumuz tarihtede örnekleri olduğu gibi, bir taraflarımıza kaçacak diye düşünmekten kendimi alıkoyamadığım, onların içlerindeki milliyetçilerinde bizi baş düşmanları olarak gördüklerinden %100 emin olduğum ülkedir.
hiç bir antlaşma bir ülkeyi savunma tedbirleri almak hakkından mahrum edemez sloganı ile açık ve kesin hükümlere aykırı olarak ege adalarını silahlandırmıştır...
onları sapanlarla, mahalle savaşları ile kovduğumuzdan olsa gerek...
sanayi üretiminin sıfır olduğu ülke. tek ihraç ürünleri zeytin yağıdır. gelirlerinin büyük bir kısmı turizm ve avrupa birliği fonlarıdır. yılda yaklaşık 40 milyar dolar fon yardımı alırken, avrupa birliği fonlarına sadece 15 milyar ödemektedir. bunun nedeni de türkiye düşmanlığı değil, tarıma ayrılan fonların çok büyük olmasından kaynaklanır.
80lerde çocukken sebepsiz düşman gösterilen ülke. oyunlar oynardık ve cezalı olanlar yunan askeri olur, cezalı olmayanlar ise mehmetcik olurdu. bilmezdik o zamanlarda akdeniz sıcaklığında, aynı bize benzeyen ve bizim gibi, bizden habersiz, bize kin güden toplum olduğunu. sonradan bağımsız sinema, diziler, ismail cem ve hatta turgut özal vasıtası ile yunanistan ulusunun öcü olmadığını, hatta sirtakilerinin bizim kasap havası ile aynı olduğunu, uzolarının rakı tadında tad verdiğini, türk kahvesi dediğimiz şeyin ise onların geleneği olduğunu öğrendik. denyo gibi iki askerin, bir kaç siyasinin gazı ile, kardak denilen bir kaya parçası için uçaklar kaldırıp it dalaşı yaptık .. bizim uçakların benzin parası bizden; onların ki onlardan gitti.. yine bir sıkıntıya ortak olmuştuk , uçaklarımıza benzin koymuştuk . 1. dünya harbinde de ingiliz birbirimize kırdırmıştı bizi.. ama nazım demişti en güzelini "nurettin dedi ki : teselyalı çoban mihail,/nurettin dedi ki : seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni..."
ve sonra o talihsiz zaman; 17 ağustos..deprem.. ilk koşan yunanistanda ki bizim yıllarca kin güttüğümüz halk oldu; daha sonra da biz aynı insaniyeti gösterdik, kaldı ki ilk deprem yunanistan da olsaydı biz de onlar gibi koşardık "komşu yaralanmış" diye ..
herşeyi bir kenara itersek, çok sıkı iki dost ülke olacağımıza ingilizi, amerikalısı bizi hep düşman kardeş yaptılar.. umarım artık uyanır ve iki kardeş oluruz; zaten anatomik olarak iki kardeşiz aynı göbekten kesilmişiz (bkz: avrasya)
bir türkle arasında hiçbir fark olmayan ama birileri para kazanmalı bizi daha iyi sömürmeli diye 100 yıldır karşılıklı bir düşmanlık yaşanılan insanların yaşadığı ülke.
belli aralıklarla aramızda istanbul-konstantinapol krizi çıkaran ülke. o diilde, bütün yunanistan'ın toplam nüfusu 10milyonküsur, oysa sadece istanbul'un tek başına nüfusu, 10milyonküsur. hadi diyelim ki içimizden geldi hediye ettik istanbul'u, o zamanda yunanistan'mı istanbul'a bağlıyoruz yoksa istanbul'mu yunanistan'a bağlıyoruz? nedir olayınız? çok kafamı kurcalar bu sorun sözlük.
türkiye'nin olumsuzluklarından sıkılan, fakat türk kokusundan da vazgeçmek istemeyen insanların bir numaralı uğrak yeri olan muhteşem memlekettir. internet hızının düşüklüğünden, gençlerin başıbozukluğundan falan yakınırız ya hep; "ulan gidicem almanya'ya" triplerine gireriz. bu triplerin cevabı yunanistan'dır. hem türkiye standartlarından daha iyi bir ortamda hayat sürebilir, hem de türkiye'deymiş gibi hissedebilirsiniz. sabah kahvaltısında zeytin peynir yiyip çay içebilir, akşamları uzo sofrasına** oturabilirsiniz. genelde kahve içerler gerçi, ama çay içiyorsunuz diye sizi de dövmezler. tek eksiği benim için kar yağmıyor oluşudur. insanları sıcak, kendisi sıcak şirin mi şirin bir ülkedir. kimi zaman büyük pürüzler çıkar, onun dışında hiçbir şey olmaz. polis-sivil çatışmaları, futbol maçı kavgaları en büyük sorunudur, onun dışında ot gibidir insanları, türk insanına da benzerler hani. kendinizi yabancı yerde hissetmezsiniz.
türk insanına önyargılı da yaklaşılmaz bu diyarda. kimisi çok sever kimisi hiç sevmez, ama hiçbirinin aklından "lan dur şunu bi döveyim" düşüncesi geçmez, herkesle gayet iyi ilişkiler içinde olabilir ve sevilen bir simaya dönüşebilirsiniz. en az bir kere gidilip görülmesi, hatta yaşanması gereken bir yerdir, çocukluk aşkımdır bir anlamda; ilk fırsatta kaçacağım ülkedir.
bisikletle çıksam akşama oradayım gerçi, ama sınırdan almıyorlar be azizim. zamanında okul gezisinde hareket çekmiştim askerlerine, sınıra ayağımı koymuştum "geçme" dedikçe. ama ölmüştür o askerler be, şimdiki niye almıyor ki...
ufakken sınırda kendilerine ettiğim büyük hakaret, yaptığım büyük ibnelik için,