bu güne kadar unutmadığım vede uzunca bir süre daha unutamayacağım bir yolculuk hikayem var. üniversiteye kayıt yapmak için hazırlıklarımı yaptım. beş saatlik bir mesafeydi tek başıma gitmeye karar verdim. otogara gidip bilet aldım. sadece orta kapının arkasındaki dolabın hemen arkasında olan yer boş olduğu için mecbur bindim. ne de olsa beş saatlik yolculuktu gün içinde gidip gelirim diye düşündüm. malum dolabın hemen önü olduğu için ayağımı uzatamıyordum. kıvrım kıvrım kıvranırken yanıma irice bir amca oturdu benim popo koltuğuma sığıyorken onun ki taşıp benim tarafa kadar sarkıyordu. tüm eziyetin bu olduğunu düşünürken amca başladı " nerelisin? nereye gidiyorsun? ne yapacaksın? " diye başlayıp adeta sorguya çekti. vücuduyla fiziksel olarak ızdırab dulu anlar yaşattığı yetmiyormuş gibi, sorularıyla ruhsal çöküntüye sebebiyet veriyordu. neyse ki iki saat kaldıktan sonra indi. ha benden geriye pek bir şey kalmamıştı. kaydı nasıl yapıp geri döndüğümü hatırlayamıyorum. uzunca bir süre yolculuktan nefret ettim, çok zor durum olmadığı sürece otobüse binemiyorum.
evet efendim şimdi toplaşın size sadece gözlemleme yöntemi ile şahit olduğum bir hikaye anlatacağım şimdi.
her sabah 06.57'de gelir otobüsüm ve ben okula ulaşana kadar 45 dakika kadar bir yol giderim. bu otobüs belli muhitlerden o saatlerde geçip de üniversite taraflarına giden tek otobüs. bu yüzden içindeki tiplere bir süre sonra aşina oluyorsunuz.
şimdi otobüse binerim ben her gn, benimle aynı duraktan bi çocuk daha biner ama boş yer bulsa bile oturmaz çünkü iki durak sonra iki arkadaşı daha biner ve liselerine gidene kadar ayakta muhabbet ederler. ben de gider boş yere otururum,yer yoksa arka taraflarda dikilirim ki gelen geçen çok rahatsız etmesin.
bu arka kapının bi kanadına yaslanmış bir kazulet dikkatimi çekmeye başladı. muhtemelen benden küçüktür ama böyle uzun boylu ve sabahın o saatinden olsa gerek suratı turşu satıyor denebilecek bir çocuk. bu çocuktan kazulet olarak bahsedeceğim bundan sonra. bir de o bindikten bir kaç durak sonra bir piremses biniyor, bunun tam karşısına geçip kapının diğer kanadına yaslanıyor. böyle gözleri iri iri, çok da güzel olmayan ama sevimli bir kız. salaş genelde. artık dersaneye mi gidiyor ne yapıyor bilmiyorum haşortmanlarla sürekli.
dikkatimi çekti bunlar karşılıklı dururken kazulet dışarıyı seyrediyor, piremses gözünün ucuyla bunu kesiyor. birbirlerine aşinalar muhtemelen genelde kız binince başıyla selam veriyor çocuğa çünkü. neyse bildiğin yarım gülümseyerek bakıyor kız buna. bu da sanki dışarda çok absürd bi şey var gibi dışarıyı kesiyor, mal! neyse... hani durum o kadar belli ki kız eğiliyor bükülüyor, göz göze gelince gülümsüyor, başını cama dayıyor, fren yapınca şebeklikler yapıyor gülsün diye. yok! anam adam duvar.. bi kaç kere düşündüm kız indikten sonra oğlum sen salak mısın lan? ne zaman görecen bu kızı? demeyi, sonra tekrar düşündüm sana ne lan dese kalırım öyle.
bu olay iki ay devam etti sözlük. sonra bi baktım bizim kazuletin yüzü açılmaya başlamış. o paslaşmalar karşılıklı olmaya başlamış. adam gülebiliyormuş!! hatta gülünce fark ediyorsunuz hiç de fena çocuk değil. yine yerin sıkıntılı olduğu bi gün gideyim kızın yerinde durayım diye düşündüm, sonra song şeylik yapmanın alemi yok şimdi dedim. kendime başka bi yer buldum. ama işte her şey planlandığı gibi gitmiyor. gitti kızın yerine başka biri durdu. kazuletin canı nasıl sıkıldı nasıl sözlük. kız bindi sonra gördü, ağlayacak neredeyse. çocuk el etti bun bu da gitti yanına. bizim kütük! hiç beklemediğim bir hamleyle kendi yerini yaslansın diye kıza verip kendisi yanında dikildi. bizim buranın şoförleri adeta birer crazy driver olduğundan fren yapıp savruldukça kolundan tuttu falan. muhabbet ettiler mutlu mesut. kız indi sonra bizimki el salladı otobüsten.
sırıtırken bi göz göze geldik toparlandı hemen. iki durak sonra o indi zaten. "song! sapık gibi milleti izliyorsun." diye kendi kendime düşünürken yine her sabah otobüsün müdavimlerinden, spor tesislerinde inen amcayla çarpıştı bakışlarımız. o da fark etmiş sanırım sırıtıyordu çünkü. öyle aklıma bi şey geldi sırıtıyorum sırıtışı değildi.
bunu da bu kadar uzun yazdım biliyorum söveceksiniz ama ana fikir şu ki etrafınıza fark etmediğiniz ne piremsesler vardır gençler. bi daha dikkatli bakın derim. bazen bu meseleler otobüste yaslanacak yeri paylaşmayla bile yürüyebiliyor. oturduğu koltuğu verse ne olacak kim bilir? neyse işte bu da hayata observer* olarak dahil olduğum milyon tane hikayeden biridir.
ve son olarak her sabah durağın iki ucunda fosur fosur sigara içen liseliler, o sigara ..... girsin emi!! get az ötede iç, düşüncesiz mal!