95 c beden göğüsleri, 6 aylık hamile göbeği ve cillop gibi audisiyle şu günlerde sıkça görülen adamdır.
Keyfi yerinde belli, topaç gibi maşallah!
Düne kadar, ağzından tükürükler saçarak, akp' ye verip veriştirirken, dönem adamı olma ve menfaat uğruna bir insanın nasıl çarkedebileceğini gözler önüne seren belgesel tadında bir adamdır.
üst akıl, Rockefeller, siyonizm faiz lobisi deyip onlarla aynı masaya oturan ( masanın kenarına) sonrada yandaş kanallarda sorgulamayan düşünemeyen okumayan insanlara ahkam kesip başdanışman sıfatıyla cebini dolduran kişi.
herhangi bir finans sektöründe akademi dışında bir kariyeri olmamasına rağmen 34 milyar tl'nin başına getirilmiş ve üstüne bir de 850 bin liralık makam aracı ile süslenmiş televizyon jölesi bir şahıs.
Hayat işte böyledir.
Dünya dönüyor.
O da bi şey mi herkes dönüyor.
Muhalif kişiyken sevmezdim kendini.
iktidar destekçisi olunca sevdim mi? Yine sevmedim.
Uçlardaki insanları hiç sevmedim hayatım boyunca.
Muhalifkende aşırı atıyordu, huy çıkmaz, iktidar destekçisi ikende atıyor.
Millet olarak karşı tarafa geçen kişi dönek olur. Karşıdan yanınıza gelen doğru yolu bulan.
Yiğit bulut saçları ile fenomen.
Muhaliflerin hedef tahtası.
Bir gün yine yanınıza gelir yine yazılarını paylaşırsınız.
Eleştirmek için demiyorum, hepimiz böyleyiz.
Emin Çölaşan bir gün hükümet Lehine geçse Ankara belediye başkanı ile kanka olsa neler olur?
Ve yine bir gün Turgay güler muhalif kanatta soluğu alsa ne olur?
Ne olacaklar biraz dönek biraz doğru yolu bulan olur.
saygıdeğer cumhurbaşkanımızın değerli danışmanı.
yıllar öncesinden bizi uyarıyor.
zaman makinesi olsa da görebilseydik dediklerimiz arşivlerde var.
herkesin okuması gereken uyarılar.
14 Şubat 2008'de Vatan gazetesindeki yazısı;
“Başbakan'ın Salı günü gerçekleşen grup toplantısında yandaşlarına yaptığı konuşma tek kelimeyle muhteşemdi! Tam bir demokrasi dersi verdi… Verdi ve kendi gibi düşünmeyenleri özellikle “kendisiyle aynı fikirleri” paylaşmayan bizim gibi medya mensuplarını yerden yere vurdu.
Haklı! Bir ülkede, bir gazeteci nasıl olur da “o ülkenin bilge başbakanı” gibi düşünmez.
Bizler kimiz ki! Hepimiz birer “paçavrayız”. Oysa Erdoğan, tek kelimeyle Fransızlar'ın Kanuni için söylediği sıfata layık biri; “magnifique”…
Bu arada Başbakan Vatan Gazetesi'nin “hoşgeldin KAOS” manşetinden de çok etkilenmiş. Manşete de kızgınlığını ifade etti ve adeta çağladı; “KAOS sizin kafanızda”.
Sevgili dostlar, artık işin dozu kaçtı. Belki farkındasınız, belki değilsiniz ama “sistem artık” demokrasiden “faşizme” doğru kayıyor. Özellikle AKP, MHP “işbirliği” içinde gittiğimiz “güzel yol” da işe ayrı bir “anlam ve güzellik” katıyor…
Faşizm deyince “yanlış” anlamayın ve lütfen geçmişten getirdiğimiz “tortular” ile taraflı düşünmeyin. Faşizm bir terim ve kimsenin fikrini söyleyemediği, istediği gibi hareket edemediği, her şeye hakim olan tek bir gücün, tek bir ideolojinin “diğer” olanı ezdiği yapının adı… Bu sistemin dünya tarihinde “en noktaları” test etmişleri var. Örneğin; Hitler Almanya'sı…
Peki Türkiye'nin içine girdiği yolu “Hitler Almanya'sına” benzetmek, sistemleri “aynı terim ile” sınıflamak haksızlık “değil mi?
Detay da tam burada gizli…
Türkiye'nin içine girdiği yol ve Hitler Almanya'sının vardığı “nokta”.
Görünüşte dağlar kadar fark var ama “başlangıç noktaları ve gelişimleri” itibariyle aynı.
içimizi rahatlatacak tek bir büyük fark var; Hitler Almanya'sında “ordu” lidere itaat ediyordu, bağlıydı. Bizde “diktatör” olma yolunda ilerleyen arkadaşlara “ordunun destek olması hatta sempati” duyması mümkün değil…
Bu fark da Atatürk'ün büyüklüğünden, Taha Akyol katılmasa-olmadığını iddia etse bile, Atatürkçü düşünce sisteminin-doktrininin kurduğu yapının, “demokrasi” odaklı yapılanmasından geliyor.
Atatürk devrimlerine bağlı bir sistem içinde “diktatör” denebilecek haşerelerin, “silahlı bir ordu gücünü arkalarına almaları” mümkün değil. Sistemin ‘DNA'sı buna izin vermiyor…
Burada da devreye “Çavuşesku modeli” giriyor; kendine bağlı “ideolojik” dinamikler ile motive edilmiş “polis” gücü oluşturmak…
Sonuç: Konuyu fazla uzatmayacağım. Türkiye adına “çok ama çok endişeliyim”.
Benim ve benim gibi “ideolojik olmayan” ortalama Türk vatandaşlarının, gidecek başka yerimiz yok…
içine girdiğimiz yol, her kurumun başına ve kadrolarına “bizden” mantığıyla atama yapılması, her yeri kontrol edelim çabası, 1923'te döşenen raydan “makas atlatma denemeleri” ve en vahimi bunları eleştiren basın kuruluşlarına ve mensuplarına “ağız dolusu” hırslı saldırılar; hedefin “ne” olduğunu net olarak gösteriyor…
Sevgili dostlarım, bu ülke bizim.
ülke “Cumhuriyet çocuklarının” . Bu ülke “muasır bir medeniyet olmak” isteyen her Türk vatandaşının… Ülkemize sahip çıkalım, çok ama çok geç olmadan…
Son söz: Sizlere Hitler Almanya'sı döneminde yazılmış bir pasajdan alıntı aktarmak istiyorum;
“… ilk önce müzisyenler için geldiler, müzisyen değildim, ses çıkarmadım. Sonra öğretmenler için geldiler, onlardan değildim, sesimi kıstım. Sonra politikacılar için geldiler, onlardan da değildim, yine görmedim, duymadım. Sonra Yahudiler için geldiler, zaten Yahudi değildim, hiç ilgilenmedim… En son benim için geldiler ama ses çıkaracak kimse kalmamıştı…”
Gidişatımız aynıdır. Bugün “oh Başbakan basına çattı, başbakan gibi düşünmesem bile, bu sefer iyi oldu” demeyin… Sizin için geldiklerinde “ses çıkaracak” kimse kalmayabilir…
Tehlike çok ama çok büyük!''
2008 yılından bu güne seslenen eski vicdanlı yiğit bulut'a en derin teşekkürlerimi sunuyorum.
Ne diyorsa tersini uygulayıp köşe oldum. (bkz: ciddiyim)
Bir de buna danışıp ülke yönetiliyor. Şaka gibi ülkeyiz.
Not: işin yandaşlığını falan geçin, söylemleri ve öngörüleri ile ekonomik verileri karşılaştırın ne kadar vasıfsız olduğunu anlarsınız. Cumbabanın ikide birde merkez bankasına faiz atarlanmasını bu zat öneriyor işte.
Video için: kafalar kafalar, hayaller venedik hayatlar kobani.
Kuzey ırak referandum ile bize katılma kararı verecekmiş, 2 yaklaşık sonuç; kuzey suriyeden 4 milyon bize katıldı ama ne toprak ne referandum var ortada...
Jöleye de bie çift lafımız olsun;
Kuzey ırak içinde içinde...