--spoiler--
Koluyla bedeninin arasında gazete tutan adam üstüme yürüyor. Gazetenin adı vakit. Kanlı bir katliamdan sorumlu olan, tetiği çeken o gazete işte. Bir kağıt parçası diye gülüp geçenlerin hiçbir zaman ciddiye almayanların, ne kadar satabilir mi diyenlerin umursamadığı;ama canlara mal olan bir kağıt parçası. Adamın bakışlarında kin ve haplanmış bir serserinin boktan cesareti var. Adamın bakışlarında kendisine din diye yutturulan saçmalıkların inanç haline gelmiş güveni, aptallığına şaştığım heriflerin kendilerini adam sanmaları sonucu ortaya çıkan gülümsemelerinden biri var. Sakalları bir adamın doğal bırakmasıyla uzamış gibi değil, geometrik ve ideolojik olarak haplı bir piçin ifadesini saklayamayan yüzünü saklamak üzere kesilmiş. Adamın başında boktan yeşil bir takke var, aklına yeşilin getirdiği pis amacın beynindeki kalan hücreleri de olur da gerçeği görür de dönerler diye saklanması amacıyla başına geçirilmiş. Gözünde hiçbir zaman göremeyeceği doğanın yansıması bile çirkinleşiyor. Eline kadın eli değmeyeli çok olmuş, belki de babası anasını sokağa çıktı diye vurduğundan beri.
Koluyla bedeninin arasında gazete tutan adam üstüme yürüyor. Gazetenin arasında çelik bir şey var, hayatı boyunca elde edemeyeceği gücü içindeki barut sayesinde O'na veren bilmediği dininin O'na yasakladığı lanet olası bir çelik kütle. Temizlik imandan adam bundan bihaber, pislik işlemiş kalbine ve ölüm,öldürmek hiç de şerefsizce bir hareket değil şeyhinden öğrendiğince. Sakalların arkasında babasından dayak yemiş bir çocuk var, muhtemelen fakir bir mahallede doğmuş, çok yukarlardaki amcaların adından bile haberdar olmadığı ve her gün aklının ırzına geçerek bu adi herife dönüştürdüğü sözde müslüman,hacı ve imanlı bir o kadar da tip olarak iranlı çocuk... Kolunun arasındaki gazeteyle kamufle ettiği silahı görmediğimi sanıp yanılıyor adam. Bir kadının yanından geçerken kokusunu almamak için sümüklü burnunu kapayıp gözleriyle beraber kendinden bile sakladığı kadın özlemini hatırlayıp iyice hırslanıyor adam. Sevgililerin arasından geçip onlara omuz atıyor, yanacaklarını söylüyor meşk edenlere. Oy verdiği parti iktidarda planlar tıkırında, seviniyor ülkenin kurucusunun erkenden öldüğüne ve seviniyor yaptıklarını bir bir yıkıp pis şalvarı bitli sakallarıyla kıçını sallaya sallaya kanuna nizama rağmen sokakta yürüyebildiğine,düğün gecesi bakire olmadığı için paramparça ettiği karısına rağmen sokaklarda elini kolunu sallamasına seviniyor.
Üstüme yürüyor ve kalkıp geliyor. içimden gelen bir ses silahı çek onu vur diyor. Adam bir değil, koca caddede bin oluyor. Tehlilke büyüyor, bit gibi pis ve haince çoğalıyor. Şimdi oracıkta O'nu vursam bilirim içim rahat edecek,bilirim gerçek savaşımı kazanacağım,bilirim kızımı linçten oğlumu beyninin bir orospu çocuğu tarafından yıkanmasından kurtaracağım. O kadar çoklar ki sessiz kalıyorum. Uzanıp o'nu kendi silahıyla vurmak istiyorum. Yapamıyorum. Kaçasım geliyor uzaklara kaçasım,özgürlüğün olduğu dinin köhne ve yobazca değil,bir siyaset biçimi olarak değil din olarak yaşanacağı ve yaşamak istemeyenlerin rahatça yaşamayacağı,zorla çocukları hristiyan ya da müslüman ya da musevi yapılmayan o ülkeye. içimden gelen bir ses al demiri git diyor... içimden gelen bir ses vur karanlığa bir darbe, yak ateşini bu gece diyor. Aklıma kaçmak olmayan bir şiir geliyor.. Sen yanmazsan diyor,ben yanmazsam, biz yanmazsak. Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? Ben ölmezsem sen ölmezsem, koymazsak başımızı şerri hükümlü idam sehpalarına kamuoyunun koyunlarının huzurunda ve Atatürk'ün bize emanet ettiği şerefli duyguyla devrime yakışır biçimde ölmezsek nasıl gelir aydınlık günler? Nasıl gider başımızdan içimizdeki koyunun etini kemirenler..
--spoiler--