herkes için farklılık gösteren süreçtir. bu bağlamda elbette ki bazıları çabuk uyum sağlar yeni taşındığı şehre, bazıları ise zorlanır ayak uydurmaya.
şahsen ben her ikisini de yaşıyorum şu anda. çok garip bir duygu cidden. hem geride bırakılanları fazlasıyla özlememek hem de yeni şehri bir türlü sevememek, ikisini aynı anda yaşıyorum şu anda. iki seçenek arasında kıyaslama yapınca da, birinin diğerinden tek fazlası 19 yıldır yaşıyor olduğum ve doğup büyüğüm yer olması; onun haricinde bir şey yok gibi. ki onlar da beni oraya çekmeye yetmiyor gibi, özleyemiyorum bir türlü.
belki de daha çok yeni olmamdandır. belki zamanla sevmeye ve tat almaya başlarım yeni şehrimden.
on sekiz senenizi, geçmişinizi, arkadaşlarınızı, aşklarınızı, gözyaşlarınız ve sevinçlerinizi tamamen bırakıp yeni hayat kurmak için gittiğiniz yere alışma sürecidir.
yıllardır ruhum gibi sevdiğim Antalya' dan izmir'e gelmemle başlar bu hikaye. şanssızlıklar peşini bırakmaz, özlersin, ırmağını suyunu denizini falezini derin bir 'ahh' cekerek anarsın. ve aradan yıllar geçer sanki Antalya diye biryeri sadece rüyanda görmüş gibi hissedersin. izmir'de de mutlu olabilirsin evet. ama eksiktir. gün gelir de yolun antalyaya düşerse nefes aldığını hissedersin. ve o gün karar verirsin ''izmir'den nefret etmek için 1001 sebep'' adında bir kitap yazmaya.
çanakkale gibi istanbul'un bir semtinden bile küçük olan bir yerden istanbul'a gelince adamın amına koyan süreçtir. lan hala gecem gündüzüme denk değil...