Garip kulun başına ne işler gelir ne çileler çekilir, bilinmez bu hayat gailesinde. Bir keresinde, diye başlayan dimağlardaki tebessümlü anılar da bizimdir, hüzün veren acı gülüşler de... ıstırap dolu alemin, kederli delibozuk sakinlerinden başkaca neyiz ki biz? Elin erse gözün görse ne fayda. Dilin doğruyu demez, gönlün hakikate ermez olduktan sonra...
https://galeri.uludagsozluk.com/r/2374567/+
sevdiğiniz sizi mutlu eden işi yapın demek isterdim ama bu ülkede imkansız, siz yine de denemeyi, hayatınızı güzelleştirmenin, mana katmanın yollarını arayın. belki bir köşe başında belki hiç ummadığınız bir yerde tamda "bittim ulan!" dediğiniz noktada yaşamla tanışabilirsiniz, denemekten vazgeçmeyin.
Yörüngemizden çıkmış, ora bura demeden sağa sola çarpıyoruz. Ağızlar bozuk, küfrün bini bir para. Güzel bir şey söylerken dahi... Erkeklerin bazısı ayrı kansız, kadınların bazısı ayrı... Olay cinsiyette değil; çünkü seçemezsin. Mevla ne kararladıysa o. Zeki Müren kadar insan, Bülent Ersoy kadar delikanlı olabilse insanoğlu; yeter de artar bile. Ne oldum delisi mi olduk; yoksa başka bir nanemollalık mı var? Alışmadıkta don durmayan o şey, alelade bir oturma organı olması gerekirken; bazıları için kendine isim ya da niteleme sıfatına dönüşmüş sanırım.
...bir deli rüzgar, azıcık ter, zerre miskal bakış, tatlı söyleyiş, en nihayetinde de...
işin sonu kara toprak. Varacağın menzile ulaşacak mısın, bilinmez. Yalnız başına olmadığını bilmeli, aşkın fırtınasına kapılıp, yaradanın hükmüne girmelisin. Hiçbir şey insanoğlunun elinde değil. Yeterince ömür biçildi ise sana, bunu anladığın bir kırılma noktası, aydınlanma yaşayacaksın. Serüvenin sana özel. Bu böylece tatlı ve güzel.
Hikayelere herkes sevinir, üzülür. Peki kendi hikayem ne hissettiriyor? Sahici hüzünler, yalandan sevinçler... Cevaplamayı bekleyen sorular, tarifsiz duygular... En sonunda yalın bir umut etmekten başkaca, ne kalmış ki kul Ademoğlu'nun yanına? Gaflet içinde gözlerimi yumup gidiyorum bilinmeze. Korku benim yamacıma uğramamış. Azgın nefsim hiç ders almamış. Zümrüd-ü Anka'ya erebilmek için, vadiler bir bir önümde sıralı: irade, Aşk, Cehalet, inançsızlık, Yalnızlık, Dedikodu... Ve ille de Ben... Dolanıp duruyor, Anka'ya erişmek için Kaf'ı soruyorum. Yitik bir kuş misali. Hüdhüd yol gösterir mi bellediniz. Yok. O BEN'den de aciz: Çoktan yönünü karıştırmış, biçare fukara.
Doğruyu düşleyip, has iş işlemek; güzeli söyleyip, kem sözü haşlamak... ismail gibi olamayız ya, kendi şeytanımızı taşlamaktan da yüksündük. Ta ezelden ebede, bu imtihan bitmeyecek. Çap işlerimiz, ağulu aşlarımız... Günaha bulanmışız, bitmez kem suçlarımız... Allah vere de elimize bi' fırsat geçmeye: Sözün karnını yarar, arıya verir, şuraya kor; ardımıza dahi bakmayız. Yalanın bini bir para...
Her gece kırk tilkinin peşi sıra dolandım.
Yordu felek kahpesi, siretimle dayandım.
Pırıl nurlu simanın, düştü koru içime.
Toprak gibi kardılar, koyup türlü biçime.
Melaike suretim, her dem pise boyandım.
Olmadık türlü işlerin riyalı numunesi,
iyi olmaz yaranın Eyüp'ü,
fani Maşuk'unun suretine sevdalı Aşuk avaresi...
BEN bilindim SEN ile, SEN ise BEN ile varsın.
Hüküm SEN'sin; lâkin emaneti taşıyan BEN'im.
Arın ey deli gönül! Kov nefs denen azgın şeytanı! Bilmekse muradın, tevazu gerek sana; yoksa kibir sarar her yanını, âmâ gibi kalır, göremezsin hakikati. Toprağın doyuramayacağı göz mü var?
Tükeniyor bir şeyler içimde.
Coşkunluğum hayallerin de dibinde.
Kül olsun diye beklenen kor misali;
Ölmeyi bekliyorum zor günümde.
Ateş zamanlarım kaldı yitik mazimde.
Bir müddet daha takılıp şu viranede, göçüp gideceğiz. Zamanı belirsiz, çaresiz... Kimseciklere kalmayan hicran makamı. Kaçarı yok. Ederi için köpekleşenlerin hırladığı kuduz bahçesi. "Eder" denilen de şu senin bu benim, kabre sığmazlar. Kandili yalan, nuru-ziyası kendine. Aman, işte neyse ne! Hep, insan ölmeli insanlığı değil, derler; oysa öyle mi olmakta? Sırtını çevirirsen dünya seni kovalarmış. Peh! Masalını okuyup, kulaklara üfür! Yalancıyı değil, inananı gondikliyorlar ne de olsa.
Derdim, övüncüm, sevincim oğul: Bu alemin içinde herkes gibi yaşayıp gitmede, sarhoş ruhlarımız. Elimiz güzele erip, dilimiz doğruya erişirse ne âlâ. Sözün hasını demek gerek, dilimiz dönerken. Binlerce yıldır aynı aziz suyu içen aciz kullarız. Yaradan dışında ne puta tapar ne şirke bulanırız. Susmanın zamanıysa susar, konuşacaksak da doğru der haykırırız. Bir nefeslik çirkefe üç on paralık irad fazla gelir. Abıhayat suyuna erişmeye ya Kırat ya da Aşkâr gerek. Erişilmezin ardı Kaf Dağ'na ise çoktan vardık: Dar-ı dünyada bize Zümrüd-ü Anka'mız, çırpınan deli yüreğimizdir.