Ne olursa, günlük, şiir, hikaye insanın kendisine pusu kurmasıdır aslında. Kendinden bir şeyleri yine aklına belli etmeden avlıyorsun, hatta üçe, dörde bölünüp bildiğin sürek avı yapıyorsun. içtenlik en gizli, espri ise tek kullanımlık silahın.
insanın ruhunu hafifleten eylemlerden bir tanesi. yazarak içimizi dökebildiğimiz kadar dökeriz. kimseye anlatamayacağımız şeyleri bembeyaz bir sayfaya ilmek ilmek işleriz. acımız ne kadar büyükse yazacaklarımız o kadar kompleks olur genelde. bir yazar mıyım yoksa bir şair mi demiş sago. yazmak için bir nedene gerek yok ister şair ol ister manav yazın gençler, anlatın kuyunun dibindeki karamsarlığı.
behzat ç'den örnek vereyim...
bir gerçeklik oluşturmuşsunuzdur çocukken oyun oynadığınızda, oyun olarak hatırladığınızda her şey saçma gelir.
yazmakta bir gerçeklik oluşturmak ve bunu yansıtmak.
Bu yazdıklarımı az önce başka ve ilgisi tartışılır bir başlıkta yayınladım.
isteğim şu ki, burayı sözlük yapalım.
Yazılarımızın her biri gözümüz nuru olsun. Aydınlık versin.
Bir tabancanın tutukluk yapmasına, katiyyen benzemez. Tabanca tutukluk yaptığında, sevinebilirsin de. Ki onun, çok basit, mekanik ve genellikle tek sebebi vardır.
Oysa yazarken tutulmanın, bir çok nedeni olabilir.
Kafan tutulmuştur. Aslı, beynin .ikilmek üzeredir, anlamına gelir.
O denli dolusundur da, yazsan ayrı derttir, yazmasan beynin çatlayacaktır.
O kadar kötüdür ki kafa tutulması, beyninle yüreğin çarpışıp dururlar ve sen onlara söz geçirmezsin.
Beynin yaz derken, yüreğin sus der; yüreğin yaz derken, beynin yazamaz hale gelir.
Yüreğinden akıp giden duygulara, mantığın sus demiştir.
Yazacağın tek sözcük, çok değer verdiğin bir güzel insanı kıracaktır veya gereksiz birine, değer atfedecektir.
Kafanın akışkanlığı tutulmuştur. Bu çok önemli değildir.
Sözcükler, senin beyinsel hızından fazlasıyla geri kalmışlardır. Bir süre sonra rutine dönersin, geçer gider.
Sözcük korkusu ve sevgisi de, yazma tutukluğuna neden olur.
Bunlar, çok kullandığın sözcükler de olabilir, hiç kullanmamaya çalıştığın sözcükler de.
Şık sözcüğünü, yazının herhangi bir cümlesinde, ne kadar çok geçirmek istesen de cümlede yeri yoktur; tutulursun.
Katil sözcüğünü hiçbir yazında kullanmak istemezsin, gelir cümlenin ortasına taht kurar.
Yazarken gerçeklikten çıkmak veya kopmak, tutulmanın temel sorunudur.
O kadar da, insanidir ki aslında. Yumuşatmaya çalışıyorsundur, gerçekliği.
Fecaat acıları...
Bir bakarsın, anlatman gerekeni süsleyip püsleyip, topal oğlana satıyorsun. Utanmadan, kel oğlana aldırıyorsun. Al gülüm, ver gülüm yapmaktasın.
Ağlayacağın gelir, o an..
Beyninden, kaleminden utanırsın. Üç gün yasak verirsin kendine, ellerine;
beynini döversin.
Yazmanın sadece fiiliyatıyla anıldığı bir dönemde okumak da sadece göz yormak olarak algınacaktı. bu çok normal.
yazmaz ise deli olacak olan insanlar bi köşede yazmak anlamına gelen erimekle bitmekle delirmekle meşgul iken fiili olarak yazıyorum diyenlerde tabi ki para kazanacak.
kitle kelimesi bile ne kadar bayağı.
acı olan şu ki sabahattin ali ile kahraman tazeoğlu aşkım kapışmak sözlükte aynı anlama geliyor.
burdan silinmiş bi arkadaşımız sözlük yazarlığının kendisi için anlamını böyle anlatmıştı. "sizin için değersiz, benim için hayat demek" demişti. o bilmiyor ama bu bana dokunmuştu. umarım iyidir ve yazıyordur.
bir cok insan icin oldugu gibi benim icin de rahatlamaktir.
Ama daha önemlisi kendini hatirlamak.
Geride biraktigin yollari görmek.
Ne kadar gelistigini neler Yasadigini.
Hayatin her seye Ragmen cok güzel oldugunu düsünmek.
Kendi yazdiklarimi defalarca kez arka arkaya okumanin zevki bambaska.
Kimseye bi sey anlatma derdim yok oysa ki kendimden baska.