Sol kaburgamın altında diyaframla mide arasındaki bölgede şarapnel yarası izi.
Vietnam da olmuştu.
Rambo ben ve kate upton vietnam ın adını unuttuğum biköyüne baskına giderken düşen havan topunun parçasıydı. Kate nin memeleri olmasa çoktan bi yarım yoktu. Şimdi katenin memeleri yok.
gözümün kenarındaki tırnak göçüklüğü; kuzenimi altıma almış olduresiye döverken son çare elini sallamisti ve bu iz oluşmuştu. kendisi bu iz için daha sonralarıda pişman olmuştur..
sağ elimde ben gibi küçük yuvarlak ve tenimden biraz daha açık renkte bi yara var. hikayesi şu'dur; ben kanaldan geçiyordum. telefonla konuşuyordum. lanet olası kanalı, etrafını çerçeve yapmamışlar. ben düştüm iyi kötü kurtuldum. ama çocuğumuz var çoluğumuz var çocuğumuz var. buraya, buraya bizim bir sürü insanların çocuğu var. buraya düşse nolur. amma akşam amma gündüz. şurdan geçerkene, bi korkuluk olmaz mı? olmuyor işte bak gördüğünüz gibi. ben düştüm çocuklarımız düşmesin. bak, şurdan geçiyordum. kurbağaların üstüne düştüm kurbağa vağ dedi. düştüm ama çıkaramıyorum. pisiklet.. düldülü çıkaramıyorum amua goim. beni sen mi iteledin ne yaptın bilmiyorum işte. yeter artık amua goim. çek amua goim çek. yalnız bak baş sayfada istiyorum anam avradım olsun kan davası çıkarırım.
dudağımın tam altında orta kısımdaki yara izidir. henüz 7 yaşında bir velet iken kurbağalarla çok haşır neşir olmamdan kaynaklı olduğunu düşünen babam, içeriği asit olan bir ilaçla bıraktı yarayı. ilaç bildiğiniz % 89 (bkz: küsuratlı sayı vereyim salladığım anlaşılmasın) oranında asit geri kalanının ne olduğu meçhul. işte efendime söyleyim köşe bucak kaçmaya çalışan, okula gitmemekle tehdit eden peder ilacı üzerimde deney hayvanına uygular gibi uyguladı. ilacın döküldüğü yer bildiğin beyaz kağıt rengini aldı. öyle ki o acıyla çenemi sıkınca uzun süre, etim şekillenerek parmağımın izini aldı hafif. adamın hiç umurunda değildi. öyle uzaktan kertile kertile izledi ben acı çekerken.
baba gitti arkasında izini bıraktı... neyse ki bıraktığı en küçük yara o. neyse. arabeske bağlatmayın beni!