muhsin yazıcıoğlu'nun da bulunduğu uçak düşmüştü; muhabir ismail güneş ise dağın başından o kar havasında defalarca aramıştı;
-kimseden ses gelmiyor, üşüyorum donmaya başladım- fakat bulunamamıştı vaktinde,ulaşıldığında helikopter koltuğunu kızak yaparak yaşam mücadelesi verdiği anlaşıldı. takdiri ilahiyi kimse değiştiremez bu kesin; ama geç kalınan bu kurtarma aşaması beni derinden etkilemiştir hala da kulaklarımda yankılanır hatırladıkça.
istanbul depreminden sonra jeneriklerde de kullanılan haber görüntüleri çok etkilemişti. aradan günler geçmiş, akşam vakti karanlık, kalabalık enkaz kaldırma çalışmaları yapılıyor; enkazın üstünde bir adam, bir ses duyuyor, susun diye bağırıp herkesi susturuyor ardından kalıplaşan o cümleyi söylüyor "sesimi duyan var mı?" herkes sesi duyabilmek için nefes bile almamaya çalışıyor. adam tekrarlıyor "sesimi duyan var mı?" defalarca; bir kaç dakika sonra cılız ufacık bir ses duyuluyor enkazın altından biri elinde tuttuğu bir şeyle bir yere vururak hayata sesini duyurmaya çalışıyor.
birkaçgün önce iki sevgili kaza yapıyor ve çarpmanın etkisiyle camdan dışarı çıkıyorlar. ikiside ağır yaralı yerde yatıyorlar ve arada birbirlerinin ellerini hiç bırakmayıp gözgöze geldikçe de acıları resen ikiye katlanıyordu. işte aşk bu dedim gerçekten etkileyici bir haberdi.