hatırladığıma göre saat 19:00 da boğaz köprüsünden atlamış, psikolojik tedavi görmüş ama hepsininde ötesi mükemmel blues sanatçısı. 'oyuncak dünya' klibini izlerken duygulandığım ve ayrıca yavuz çetin anısına-5 adıyla kardiyakk gülşah daysal katkılarıyla onur tanyel yönetmenliğinde bir belgesel hazırlamışlardır ki hakkaten beni sabah sabah üzmüştür. bu belgeselde oğlu, babasıyla geçen anılarını anlatmaktadır. gerçekten müzikte filozof mertebesine ulaştığını sandığım seçkin sanatçılardan.
hayatımda duyduğum en tınısız müziği yapan. tamamen klasik blues üzerine türkçe sözler yazıp, ''polis akademisi 12'' türkçe dublajı tadını yakalamış, kendini öldürmesine üzüldüğüm ama müziğini beğenmediğim şahsiyet.
1970 yılında geldim dünyaya, Samsun'da çektim ilk nefesimi ciğerime ve ciğerim yandı. Dünya daha ilk andan canımı acıtmaya başladı. Babam gazeteciydi bundan mütevellit çocukluğum Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde geçti. Erken yaşta başladım tanımaya, öğrenmeye; hayat o günlerden başlamıştı ağır gelmeye. Hayatın ağır gelmesinden dolayı bir şeye sarılmak istedim, sanki boğuluyordum ve bir can simidi, bir ip, bir kurtarıcı arıyordum; müzikle tanıştım. On yaşımda curayla tanıştım. Bu tanışıklık bende daha çok müzik sevgisi oluşturdu ve bağlama öğrenmeye başladım. Yalnızlığımı paylaşacak birini daha doğrusu bir şeyi bulmuştum. Müziğe ilgimi arttırdı bu durumlar. On dört yaşımdaysa gitar dersleri almaya başladım. Ama şimdilik sadece kendimce çalıyordum ama iyi bir dinleyiciydim. Müzik dinlemeyi çok severdim, dinlerdim.
Bir süre dinleyici olarak kaldım müzik piyasasında, bu süre zarfında bir enstrümanın sesine hayran kaldım, elektro gitardı o. Ben bir arayış içindeydim hala ve cevap oydu sanki. ilk olarak kendime akustik gitar aldım; kısa süre sonra da elektro gitar ve gitar öğrenmeye başladım. Çalmak huzur ve mutluluk veriyordu, güzeldi yani. Gitarda kendimi geliştirmiştim ve artık müzikle profesyonel şekilde ilgilenmeye karar verdim. insanlara bir şeyler vermeliydim, bir şeyler anlatmalıydım onlara. Atılmıştım artık müzik hayatına; istanbul'da ve güney tarafında çaldım biraz. Eğlendim ben, eğlendirdim. Eğitim hayatımı da müzik üzerine kurdum, artık müzik benim hayatımın vazgeçilmeziydi. Müzik benim bildiğim tek dildi, derdimi bir tek o anlatıyordu sanki. Ve insanlar bana eşlik ediyor şarkılarımı benimle paylaşıyorlardı, daha güzel ne olabilirdi ki? Ortaöğretimi istanbul Haydarpaşa Lisesi'nde okudum. Lise arkadaşım Ercan Saatçi'yle yaptığımız 'I Will Cry' şarkısıyla Hey dergisinden ilk müzik ödülümü aldım. Marmara Üniversitesi müzik bölümünü kazandım. Artık hayatım müzik üzerineydi, hayatımı müzik için adamıştım; güzel bir duyguydu. Üniversite yaşamım boyunca gitarımı elimden bırakmadım. Beraber çaldığımız labirent isimli grupla Yıldız Üniversitesinden birincilik ödülü aldık, ben ve grubum. Üniversitemi çalışmalarım yüzünden bitiremedim. 1992 yılında istanbul'da değerli dostlarım Batu Mutlugil, Kerim Caplı ve Sunay Akınla bir cover grubu kurduk. ismi Blue Blues Band olsun istedik ve öyle oldu. Grupta görevim elektro gitarımı çalıp şarkıları söylemekti ve elimden geldiği şekilde yaptım.
Yaşamım boyunca 60'lı ve 70'li yılların Rock ve Blues müzikleri dikkatimi çekti, ilgilendim. Tarzımda bu şekilde çıktı, ben onları sevip söylüyordum; ama en önemlisi sevdiğim bir şeyi yapıyordum, müziğe sarılmıştım ve yoluma devam ediyordum. 1990'lı yıllarda Fuat Güner ile tanıştım ve stüdyo müzisyenliğine başladım. Birçok sanatçının albüm kayıtlarına gitarımla eşlik ettim, bir yandan da bar müzisyenliğini bırakmak istemedim ve devam ettim. 1997 yılında ilk albümüm olan 'ilk ve Son'u çalışmalarına başladım ve albümüm yayınlandı. Bu arada bazı müzisyenlerle çalışmaya devam ettim, bazı şarkılarım filmlerin sesi oldu. Bir süre aradan sonra ikinci albümüm 'Satılık' için stüdyo çalışmalarına başladım. Çünkü soğumuştum artık iyice hayattan, tek istediğim iyi bir müzisyen olmaktı onun içinde elimden geleni yaptım. Ve artık müzik de çare olmuyordu hayatın açtığı yaralara. Ne kadar dayanmak istesem de dayanamıyordum. Bu dönemde şarkı sözleri yazdım. 'Benimle uçmak ister misin?' dedim, 'oyunca dünya' dedim, 'kurtar beni' dedim. En sonunda 'Yaşamak istemem' diye haykırdım, artık dayanamadım. 15 Ağustos 2001 tarihinde o köprünün kenarına çektim arabamı ve son kez baktım dünyaya. Bıraktım kendimi aşağıya, kısa süre olsa da uçmak neymiş öğrendim. Ama üzülmeyin 'Her Şey Biter'...
Bir gün gelir herkes kendi yoluna gider,
Her şey nasıl başladıysa öyle biter...
---
sevilen insandır, yokluğu sevememek için sebep değildir.
"yerimizi bilmemiz lazım. biz, dağ ile karınca arasında, işte orada bir yerde duruyoruz."
kızılderili sözü.
bütün iyiler genç ölmeli...
onlar için yelkovandan daha hızlı dönmeli akrep
ve onlar, bedenleri yokluklar içinde tepetaklak olmuş uçurumlara doğru yol alırlarken bile, ruhlarında arş-ı alaya yükselmeliler
bütün iyiler ayakta ölmeli...
onlar, hayatın hiç büyümeyen çocukları ve hiç yaşlanmayan ihtiyarları olmalılar
yaşadıkları her şeyin altına imzalarını atmalılar ve asla atmamalılar hiç bir senedin altına imzalarını onlar, senet denilen şeyin sözüne güvenilmeyen bir adamın kalemine güvenilmesi demek olduğunu unutmadan yaşamalılar...
onlar, yerçekiminden arındırılmış bir deney laboratuarında karnı yere değmediği için huzursuz ve şaşkın bir kertenkeleye dönüşmüş insanlara inat, bir daha asla yere konmamacasına kanat çırparak gökyüzünde can vermeyi göze alabilecek bir şahin olmayı bilmeliler...
bütün iyiler yakışıklı ölmeli...
onlar, bir kadını çok sevmeliler ve kırlangıca benzeyen soylu çerkez kadınları, ateşi alnında taşıyan kadim arap kadınları, çağla gözlü mahzun kürt kadınları ve arâfta kalmış endamlı grek kadınları o kadında tek bir nabız gibi atarken, o kadını şah damarında saklamayı bilmeliler...
bütün iyiler erken ölmeli...
onlar, hatalı basılmış pullar gibi olmalılar ve değerlerini bilmeyenler onları kusurlu, değerlerini bilenler ise kusurlarını paha biçilmez bulmalılar...
soğuk musalla taşına yatırıldıklarında, baharı getirmiş bir adımlık çayır çimen gibi durmalı tabutlarının yeşil örtüleri ve insanlar matemden değil, onların göz kamaştıran parıltılarından takmalılar siyah gözlüklerini...
ve onların ardından gıptayla bakarak mırıldanmalı insanlar;
"o öldüğüne göre belki de kötü bir şey değil ölüm!" diye...
onlar, yaşadıkları her şeyi boşluğa yazmalı ve asla boşa yaşamamalılar...
onlar, herkesin uzaktaki yakını, yakındaki uzağı olmalılar...
ve onlar, hayatları boyunca dağ ile karınca arasında bir yerde durmayı bilmeliler...
türkiye'nin belki de en büyük müzisyenidir. belki çok geniş bir konsepti olmayabilir. misal bir erkan oğur gibi değildir ama sanatına ve sanatçı kimliğine, eserlerindeki samimiyetine hayran olunası gitar virtüözüdür.
Bugün sana herzamankinden daha yakındım,ellerimi açtım gökyüzüne uzattım...dudaklarımdan dökülen bir fatiha,gözlerimden süzülen iki damla..bağışlarmı bu suskun mezar,konuşurmu dili olsa taşlar..sende özlüyormusun geride bıraktıklarını,sende kızıyormusun haksızlara hala,yalnızmısın yoksa toprak altında?ruhun huzur buluyormu gece olduğunda..mezarı başına konan mektupları okuyormusun?yağmur yağdığında un ufak olan mezarı başında savrulan mektupları.yoksa yağmurmu basıyor onları koynuna,sanamı saklıyor hiç dönmeyeceğini bile bile...her gece yatağına yattığında kimse gözyaşlarını görmesin diye yorganı çekip,senin için ağlayan bu kızı tanıyormusun?seni tanımadığı halde seni bukadar seven,şarkılarını daima yaşatacak olan bu masum kızı.seni her ziyaretinden sonra ,otobüse her bindiğinde yüreğinden birşeyler kopup giden ,dayanacak gücü allahtan alan bu kızı...çok güzel biyerde yatıyorsun ,yemyeşil ağaçlar,arada konuşan bir rüzgar...sakin ,sessiz,kimsesiz toprak sula beni der gibi baktı bugün bana.bukadar erkenmi olmalıydı gidişin?bukadar sessizmi kılmalıydı,taşını toprağını...daha seni tanıyamadan taşına toprağına hasretmi bırakmalıydı beni.yakmalımıydı yüreğimi bu denli..bir çocugu annesinden ayırır gibi..ağlatmalımıydı her 15 ağustos gecesi.dön,Yavuzum dön der gibi.konuş artık bu suskunluk yetmedimi..kara toprak basmış seni koynuna bir yar gibi..geriye verirmi istesem seni?duyarmı üzerinde çorak olmuş otlar?koparmı senden sımsıkı sarılmışken,yalanlarmı mezar taşın "birgün gelir herkes kendi yoluna gider,herşey nasıl başladıysa öyle biter sözünü...güneş verirmi bir Eylül sabahı aydınlık günlerin haberini..dön Yavuzum dön geri....(diye yazı yazdığım düşünmeden bir gününmün geçmediği üstad,ellerinden öpüyorum...)
böyle saçma bir dünyada daha fazla yaşamak istemedi.. 15 ağustos 2001'de albüm kaydını tamamladı, arabasını ortaköye çekti ve boğaz köprüsünden kendisini cennetin ortasına bıraktı... sırf yavuz çetin için, o'nu canlı gözle izleyebilmek için yaşımın biraz daha büyük olmasını isterdim.. dünya böylesine mütevazi, böylesine pozitif ve böylesine muhteşem bir müzisyeni içinde tutamadı.. her yönden bu kadar muhteşem bi insan bu dünyaya fazla geldi.. keşke yaşayıp bizlere yol gösterebilseydi ama olmadı.. bizler genç müzisyenler olarak o'nun yolunda, o'nun gibi ilerlemeye söz veriyoruz.. o'nu çok özlüyoruz.. 2001 yılında dünya bir virtüoz kaybetti.. ama cennet bir virtüoz kazandı.. gökyüzünden blues sesleri geliyor artık.. yavuz abi seni çok özlüyoruz!!
bir yer düşledim uzun upuzun izmirimin koynunda... düşlemekten uzak olmasın istedim. istedim ki tomurcuklarım yanağimda açsin istedim. içtiğim şu sigarama uzakta olsun istemedim. konuşurken, konuştuğum, anlatirken güneşli günlere armağanım olan, bayram kartlarını vermek istedim cocuklarıma.. yıldız doldurduğum koynumun aci tadinda gezinen senin ve benim garipliğimi üstüne örtmüş olan istanbula.. dinlesin istedim cocuklar, haykırmak ve bağırmak koskoca istanbula.. koskoca kadiköyden, bahçelievlere.. şurdan ve burdan.. düşlerimle sinirsiz, diretmişliğimle genc, şaşkınlığımla cocuk devrederken sirdaşima, neyinden bahsediyim be koca istanbul..
(bkz: #6517603)
...neyinden bahsedeyim be koca istanbul. kurtulmak isterken elinden, kucağına bıraktım kendimi hep. sevdim seni, sahilini.. boğazına hayrandım ama boğazımda hep düğüm oldun. anlatamadım insanlara seni; iyiliklerini, kötülüklerini. sen nasıl bir şeysin istanbul? hep köprüydün kağıt üstünde... kıtaları birbirine bağlamaktan çok, barışa köprüydün, sevgiye köprüydün; ama nihayetinde sen de eskidin, sen de özlendin ve sen de bittin. boğazıma düğüm olan boğazından saldım kendimi. belki eski seni bana geri verir diye... şimdi sessiz derinliğinde yüzüyorum hala umut içinde, belki seni bulurum diye. korkutuyorsun beni istanbul ama yılmıyorum... bekle geliyorum.
diğerlerinden çok farklı olan ve bir konserine bile gidilemeden, sesini canlı canlı bir kere bile duyamadan aramızdan ayrılan çok saygıdeğer bir virtüözdür kendileri. şarkılarını her dinlediğimde sanki bir yerlerde hala yaşıyormuş gibi hissettiğim yavuz çetindir, abimdir.
neden hep böyle sanatta olsun, bilimde olsun dünyaya faydalı insanların erken yaşlarda aramızdan ayrılıyorlar diye kendime sormama neden olan harkulade insanların sonuncusudur kendisi.
Ne yazık ki kendisini tanıdığımda hayatta değildi. Hiç dinlemediğim tarzda bir müziği bana sevdiren , Canlı performansını izleyenlerin çok şanslı olduğunu düşündüğüm büyük gitarist.
şarkılarından asla vazgeçemediğim müzisyenlerdendir. ilk dinlemeye başladığım da öldüğünden haberim yoktu. öğrendiğim de çok üzüldüğüm adamdır. oğlundan gercekten birşeyler bekliyoruz.