Kuşluk vaktine kadar geceler boyu
Savrularak okuduğum yine Şehriyar
Ala ceylanlara benzer hep
Azeri türküler, dinlediğim tar
Ayrılmaz başımdan bırakmaz beni artık
Selamsız sabahsız bir efkar
Ve yüreğim bin yıllık destanlarla tutuşur
Büyür Azerbaycan kadar
Azerbaycan Dedem Korkut şafağı
Mübarek dilimi süt gibi sağar
Bazen rüzgar olur iliklerimde
Bazen yağmur gibi üstüme yağar
Götür beni Aras
Al beni Hazar
Oğuz'u Oğuz'dan başka kim anlar
Yaram derin merhemim yok vaktim dar
Bir destan yazar gibi yaz beni Hazar
Duy beni Bahtiyar
Duy beni Şahmar
Geçen zaman üstüne dökülen kan üstüne
Kılıç kalkan üstüne
Ve ağzı köpüren yeleli atlar üstüne
Benim bir yeminim var
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır
Ben Yakup gibiyim uzun yıllardır
Onda Yusuf'umun kokusu vardır
Ve hasreti gönlümde büyük Türkistan kadardır
Ayettir kitabımda bayrağımda rüzgardır
Azerbaycan yüreğimde şahdamardır
Şimdi Azerbaycanda mevsim bahardır
Türküleri yine,baştanbaşa efkardır
Düşlerime yağan kardır
Boynu bükük bir diyardır
Yardır
Ağzı köpüren atlar üstüne yeminim vardır
Azerbaycan yüreğimde bir şahdamardır
Nasıl ağlamıştın öyle akşam sokaklarda.
Birden nasıl büyümüştü içimde yerin?
Japon türkülerine benziyordu gözlerin
Sen japon türkülerini bilmezsin...
Pişman oldum yaptığıma o günden beri
Gel gitme çocuk!
Buruk bir acı çöker yüreğime geceleri
Nereye bu hazin yolculuk
SEN PiŞMANLIĞI BiLMEZSiN...
Gözlerin olmasaydı, beni ağlatmasaydı
Alıp giderdim başımı uzak iklimlere yarın
Hani bahar gelince pembe güller açar ya
Senin de öyle mektupların.
Şarkıların, türkülerin en güzel olduğu yerden
Ne olursun bir ses getir bana yetecek.
Seni güzelliğin mi alıp götürdü birden?
Ama bu yalnızlık beni hep kahredecek.
Burası istanbul mu böyle yosun kokulu?
Gel gitme vakit erken.
Gel Beyazıt Kulesi'nden türküler söyleyelim.
istanbul bu kadar güzelken
Şimdi Japon türküleri söyleniyor gel!
Rüzgar gibi uzaklardan, yelken gibi denizlerden
Gel bırakma sokaklarda böyle yapayalnız beni
iSTANBUL BU KADAR GÜZELKEN.
söylenenlere inanma
ben sarhoş değilim korkma diyorum
bir mum gibi tek başına karanlıklarda yanma
çok uzaklardan çıkıp geldim aç artık kapıları
odalara saklanma
ben sarhoş değilim korkma diyorum
beni böyle ağlatan yüreğimdeki gamdır
başım göğsüme düşmüşse sallanıyorsam
yorgunluğumdandır
ben sarhoş değilim korkma diyorum
bir varmış bir yokmuş gibiyim sanki
suçluysam gel bağışla utandır beni artık
sensiz yapamıyorum inan ki
ben sarhoş değilim korkma diyorum
dökemiyorsam eğer içimi bir bir
konuşamıyorsam susuyorsam gidemiyorsam
seni sevdiğim içindir
ben sarhoş değilim korkma diyorum
beni böyle yapayalnız bırakıp kaçma
ya gel tut ellerimden geceye karşı
ya hiç kapıları açma
beni böyle yapayalnız bırakıp kaçma
ben sarhoş değilim korkma diyorum.
Cebeci istasyonunda bir akşam üstü
incecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Sıcak bir kara sevda
Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;
Acımsı, buruk.
mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk
Bir saçak altında kararsız, yorgun
Saatlerce duruyorduk
Kimse görmüyordu bizi
Cebeci istasyonunda bir akşam üstü
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Cebeci istasyonunda bir akşam üstü
Bir başka türlüydü bu insanlar
Sen bir başka türlüydün
Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
Gözlerin gözlerimde erimekteydi
Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
Beni bırakma diyordun
Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
Bir yalnızlık duyuyorduk
Ağlıyordun, ağlıyordun...
Cebeci istasyonunda bir tren
Nefes nefese soluyordu
Gerilmiş bir keman teli gibiydik
Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat
Bilmem kaça vuruyordu
Bir yağmur yağıyor inceden ince
içimizdeki binbir düşünce
Harmanlar misali savruluyordu
Islanmış bir ceylan yavrusu gibi
Tiril tiril titriyordun
Gitsek gitsek diyordun.
Şimdi, şimdi seni düşünüyorum
Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin
Paramparça düşmüş gönül ufkuma
iki yıldız gibi gözlerin
Gel Ey ciğerime saplanan hançer
Gel ey yüreğime oturmuş kurşun
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
Gel artık
Ne olursun
Bizim türkümüzde gurbet var artık.
Hasret var, yürek var, toprak var balam
Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar
Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar
Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar.
Kerkük'te kurşunlar ansızın bizi vurur
Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz
Zulüm bir hançer gibi içimize oturur
Bir mağara devrinden arta kalan insanlar
Kerkük'te kan kusturur...
Uzar gider bir sessizlik içinde
Bir uçtan bir uca Türkistan toprakları
Beyaz altın dediğimiz pamuk tarlalarına
Çöreklenir yedi başlı kızıl yılan
Baş kaldırsa esarete yeni bir Osman Batur Han
Bebekler bile vurulur beşiklerinde
Kana boyanır Türkistan.
Basmış kanlı çizmeler toprağına bir defa
Çiğnenmiş kara kalpaklar, temiz duvaklar
Susmuş minarelerinde mübarek ezan
Prangaya vurulmuş bir mahkûm gibi çaresiz
Boynu büküktürkülerde güzelim Azerbaycan.
Bir kanlı ağıt söylenir şimdi Kırım'da
Biz duyarız Kırım'ın öldüren feryadını
Bir büyük destanla birlikte yeniden yazacağız
Kırım topraklarına Kırım Türkünün adını.
Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler
Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar
Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan'dan beri
Üsküp'te, Estergon'da, bir atar damar gibi
Davullar, zurnalar ve serhat türküleri...
Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna'ya
Bizim türkülerimizdir söylenen
Konuşan dil, bizim dilimizdir
Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir
Kilimlerimizdir...
Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız
Yeni bir ruh doğacak toprağımızdan
Tanıyacak bizi dünya yeniden heyecanla
Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan.
Bizim türkümüzde gurbet var artık.
Hasret var, yürek var, toprak var balam
Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar
Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar
Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar.
Sivaslı bir şairdir. Ve gezi yazıları çok tutulmuştur. Tabi şiirleride öyledir. Turancı olduğunu tahmin ettiğim ve Osmanlının mirasına sahip çıkılmasının gerekliliğini vurgular hep. Yugoslavya'dan Türkistan'a bizim gözüyle bakar. Tekrardan bizim olması gerektiğini bilinçaltına çok güzel bir şekilde işler. Türkistandakilerin Türkiye Türklerine olan hasretini çok güzel işlemiştir.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin istanbul oluyor birden.
Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin
Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin istanbul oluyor birden.
"işte dağlar, taşlar şahidim olsun
yüzüme bakma, konuşma, yazma istemiyorum
dipsiz karanlıklara bağırıp duruyorum
sakın işitme..."
diye bitirir kendini, şiirini.
bir çocuğun, kendi gözyaşı olup akması gibi yanağından. bir uyar şiirinin kalıp tutabilen hali. bakiler'e haksızlık etmek istemem, yalnız bu şiiri* yazmış olsa bile; ömrün, aklın ve kalbin bir yerinde mutlaka yer edinmesine yeter.
seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
martılar konuyor omuzlarıma,
gözlerin istanbul oluyor birden.
akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
durgun sular gibi azalacağım
bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen.
şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
yalnız gözlerime bak diyeceksin.
ellerim usulca ellerine değince
kaybolup gideceksin
bir elim seni çizecek bütün pencerelere
bir elim seni silecek.
kalbim: ebemkuşağı; günde bin kere
senin için yeni baştan can kesilecek.
ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
sonra seni kaybetmek hemen her yerde
ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak
yapayalnız kalmak iskelelerde.
seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
martılar konuyor omuzlarıma,
gözlerin istanbul oluyor birden.
üniversiteyi bitirip askere gittiği zaman bir edebiyat öğretmeni ile tanışır. kendisi edebiyat mezunu değildir ama günümüzde de görüleceği gibi büyük bir ilgisi vardır o zamanlarda. fırsat buldukça gidip o öğretmenle edebi sohbetler yapmak ister; bir gün gidip ona "kütüphaneniz var mı?" diye sorar. adam gözlerini uzaklara daldırıp, büyük bir gururla; "evet çook kitabım var çoook" der. Yavuz bülent daha da heyecanlanıp, "kaç kitabınız var" der ve adamın verdiği cevap karşısında kısa süreli şok yaşar; "100-200". o zaman yavuz bülent 20'li yaşlarındadır, karşısında konuştuğu adam ise 30'lu yaşlardadır. ve o zamanlar yavuz bülentin yaklaşık 2000 kitabı varmış..
duru ve temiz türkçesiyle abartmadan köpürtmeden eğmeden bükmeden, yazdığı gibi konuşan,konuştuğu gibi yazan sevimli şair. ikimiz de kastamonudan evli olmamız sebebiyle bacanak veya hemşeri sayılırız.
ilk konferansına 1992 yılında henüz bir ortaokul öğrencisi iken gitmişliğimiz sözkonusudur.
edebiyat semamızın sönmeyecek yıldızlarından birisidir.
adam dır.