Geçen günlerde söyleşisine katıldım, sesi hoş aynı zamanda tonton biri fakat anlattıkları şeylerin çoğunda subjektif söylemler koktukça dinleyen kişi acaba ne anlatacak merakından ziyade kahvehanedeki bey amcaları dinlermiş gibi hissediyor.
Osmanlı'ya olan sevgisi bir yerden sonra yalnızca dış mihraklar ve yabancı milletlerin tarihini ezmekten ibaret oluyor, dinleyiniz fakat dediklerini de bir köşeye yazıp doğrusunu öğreniniz.
Bu dediklerimden anlattıkları yalan gibi bir düşünce çıkmasın, taraflı oluşu inandırıcılığını yitiriyor yalnızca.
Tarihi sevdiren adamdır diyenler, iyi bir yazardır deyip ölesiye savunanlar, babacan bir adamdır diyenler. Ayrıca bıyıkları kadar kibri var ve tarihçi değil düz lise mezunu dediğim için eksiyi basan dangalaklar...
Günün en az yarısında Nesil Yayınları'nda ki odasındadır. Hele bir gidin yanına bakalım sizi yanına alacak mı? işi olduğundan değil rahatını bozdurmaz size!
Orta okul yıllarında, kitap okuma alışkanlığı kazanılması için öğrencilere kitapları sunulan ve kitapları orta okul seviyesinde olan tarihçimsi.
Zira üniversite zamanında bu yazarın kitabını okuyup, tatmin olan kişinin tarih ve kaliteli kitap konusunda pek iyi bir geçmişi yoktur.
Ayrıca gittiğim bir söyleşisinde 'iyi ki başımızda böyle bir adam, böyle bir cumhurbaşkanımız var' laflarını duyduktan sonra, söyleşi mekanını terk etmem bir oldu.
Buradan da anlaşıldığı üzere, niyazi birinci konuşmalarında da, yazılarında da taraf tutuyor ve varolan gerçekleri örtüp bizim de görmememizi amaçlıyor.
aha. yorumlara bakıyorum da kendinden olmayan herkese düzenbaz demiş bu zavallı muhalifler. fikirleri eleştirmek yerine hakaret etmişler. bu da bunların ne kadar aciz olduğunu gösteriyor.
alıntı----
kemalist yalanları.
Çocukken her şey çok kolaydır. Ders kitaplarını okur, öğretmenin anlattığı Mustafa Kemal’i hayran hayran dinler, sınıfları geçersiniz… Ama bir de sonrası var bunun: Büyüyüp kitaplar devirdikçe, okulda öğretilenlerin gerçekle ilgisinin bulunmadığını fark edersiniz… Tökezlersiniz. Tereddüde düşersiniz. Doğrusunu öğrenmek için başka kitaplara yönelirsiniz. Okudukça öfkelenir, öfkelendikçe okursunuz… Bana işte böyle oldu: Öfkelendim, kızdım, küstüm; ama okumaktan, araştırmaktan hiç vazgeçmedim. Yıllar yılı, “Bizi neden kandırdılar?” sorusuna cevap arayıp durdum. Bir devlet, kendi çocuklarını neden kandırır sahi? Saklamak istediği bir şeyler mi vardır? Devlet neden bir şeyler saklamak ister?
Beynimi üşüten yalanlar, doğrular tarafından kovulana kadar uğraştım. Sonunda anladım ki, ‘vatandaşı kandırma’ demokratik devletlerde olmaz, ideolojik devletlerde olur ve benim devletimin ‘Kemalizm’ denen bir ideolojisi var (hâlâ)… Yaşanan onca yıla rağmen, tüm partilerin ‘Kemalist’ olmak zorunda kalması, size de garip gelmiyor mu? Seçtiğimiz milletvekillerinin “Atatürk ilkelerine bağlı” kalacaklarına dair yemin etmesi, tuhaf değil mi? O zaman vicdanları istikametinde nasıl karar verecek bu insanlar, nasıl savunacaklar hakkı ve hakikati?
Geçelim… Ders kitaplarımızda, “Cumhuriyet Meclis tarafından ilan edildi” diye yazar ya, yalandır! Ders kitaplarımız, “Atatürk ittifakla cumhurbaşkanı seçildi” der ya, o dahi yalandır! “O yalan, bu yalan, fili yuttu bir yılan, bu da mı yalan?” diye soracak olursanız, evet, bu dahi yalandır! Maalesef cumhuriyeti yalanlar üzerine inşa ettik! Bir tarafı yalan, diğer tarafı inkâr! Sonra da tuttuk: “Neden doğru insan yetiştiremiyoruz?” diye ağlamaya başladık. Yalan ve inkârla beslenen çocuklar arasından, ‘doğru insan’ nadiren çıkar!
Gerçekler başka, öğretilenler bambaşka! iki ateş arasında bunaldık! Hepimiz derece derece ‘ideoloji’nin narına yandık! Bugün bunun bedelini ödüyoruz. Yalanlarla, yanlışlardan bunalan ruhumuz, sonunda isyan etti: O isyanın içinden ‘yeniden diriliş’ filizleniyor: “Yeni Türkiye” dedikleri bu olsa gerek! Tabii bu durum Kemalistleri rahatsız edecek… “Yanıldık” deseler, huzur bulacaklar ama bunu da kendilerine yediremiyorlar. Ayrıca doksan senedir sevdiğin biri hakkında ‘yanılmak’ ne demek?
Eski hayatları ne güzeldi oysa: “Atatürk büyüktü… En büyüktü… Ulu idi… Yüce idi… Gazi idi… Ebedî Şef idi… Yedi düveli yenmişti… Boyu uzundu… Sesi gürdü… Çanakkale Zaferi’ni o kazanmıştı” diyor, itiraz edenleri 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu” ile püskürtüp, keyif çatıyorlardı.
Şimdilerde “Yeni Türkiye” var: “Yeni Türkiye”nin yeni kodları oluşuyor. Tabiatıyla yakın tarih de sorgulanıyor. Artık kimsenin yalanlarla, masallarla, efsaneleştirilmiş olaylar ve hayallerle kaybedecek vakti yok. Herkes belge istiyor. “işte Nutuk ortada!” demek de kimseye yetmiyor. Çünkü Nutuk tarih değil, Atatürk’ün kendi bakış açısıyla oluşturduğu ‘hatıralar’dır. Bir nevi ‘savunma’dır.
“Hatıralarına neden çocukluğundan itibaren başlamıyor da, 19 Mayıs 1919’dan başlıyor?” sorusu da işin cabası… “19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım” cümlesiyle başlıyor Nutuk ! Samsun’a çıkması için kim tarafından görevlendirildiğini, bu iş için kendisini kimin seçtiğini, istanbul’dan çıkış izninin kimlerden alındığını, neden kendisinin tercih edildiğini söylemiyor. O güne kadar neler yaşadığını, nasıl bir aileden geldiğini, ailesiyle ilişkisinin neden ‘limoni’ olduğunu, babasından, dedesinden, ninesinden neden hiç söz etmediğini bilmiyoruz. Hatta meşhur ‘karga kovalama’ hikâyesini hariç tutarsak, nasıl bir çocukluk yaşadığını dahi bilmiyoruz.
Doğum tarihi—sadece ayında değil, yılında—ile ölüm günü ve saatinde bile ihtilaf var. Doğum tarihi konusunda, “Neden 19 Mayıs olmasın” dediğini biliyoruz ama “Neden 19 Mayıs olsun?” sorusunun cevabını bilmiyoruz. Bir ‘önder’in hayatının alaca karanlık kuşağında kalması ilginç! Daha da ilginç olanı, Kemalistlerin bu konularla ilgilenmiyor olmaları… Yahu insan, sevdiği insanın gerçek doğum ve ölüm tarihlerini, tüm ailesini, akrabalarını merak etmez mi? Etmiyorlar…
Doğum tarihinin bile ihtilaflı olması onlara hiçbir rahatsızlık vermiyor. Hâlâ yalanlarla idare etmeye çalışıyorlar. Ama artık deniz bitti!
Bursa'nın Yürek izleri' adlı sohbette konuşan Bahadıroğlu, Osmanlı medeniyetindeki Bursa'yı anlattı ve " Allah'ın izniyle biz de bu sene Ramazan ayında Kadir Gecesi'nde istanbul'da Ayasofya'da namaz kılacağız" dedi.
Kendisinden genel olarak nefret edenler; gerici ve yobaz ateist/satanist kişilerdir.
Kitapları genelde (beğenmediğim bir kitabı olmuştur) akkındır. Olaylar insanı içine çeker. Savaşta kılıcı çeker düşman safları arasına girebilirsiniz.
atatürk ve cumhuriyet düşmanı kişi. kendisine göre atatürk ; mevki ve makam peşinde, o yüzden padişahın kızına göz koymuş ama hünkarımızın namuslu kızı istememiş, atatürk ingilizlerle savaşamayız demiş, ingiliz gazetelerine halife olmak istediğini beyan etmiş atatük. bu mu la tarihçi ? ! bu bildiğin *.
(#27230996)
(bkz: atatürk isteseydi halife olur muydu)
24/11/2014 Tarihli ntv -öteki gündem adlı programda, sanırım eski dsp'li falan eski kültür bakanı sayın zeybek ile yaptıkları tartışmada sabrına hayran kaldığım adam.
Yok Atatürk düşmanı değilim!
Sadece ilahlaştırma dan onun da bir insan olduğunu görebiliyorum. Objektif olmak diye bi'şey var ya hani...
tesadüfen bir konferansına katıldığım ve konuşmalarından çıkardığım büyük bir osmanlı ve hz muhammed aşığı bir köşe yazarı cumhuriyete ince göndermeler yapan ve kendini çok zeki sanan bir zat. kendisine sorulan sorular karşısında karşısındakini aşağılayan ve bu aşağılamaylada kendisini bilge tarihçi sanan garip bir adam.