vakti zamanında lost'un 4 sezonunu 2 haftada bitirebilmiş bi bünye olarak kendisini görmeyi bekliyodum aslında ama bu kadar saçma olarak değil.
neyse. mekan lost adası haliyle ama bazen değil, bazen lost adası. bi kız var kate haliyle ama bazen kate bazen ben **. sonracıııma bi adam var jack haliyle ama bazen jack, bazen desmond bazen öylesine biri. arada bi kate arada bi kendim olduğum için tam bilemiyorum ama galiba ben bi haltlar karıştırmışım, esir alınıyorum, jack-desmond-öylesine biri combosu tarafından. esir alınıyorum dediysek böyle sandalyeye iple bağlamalı filan. sonra combonun desmond hali sigara içicem diye dışarı çıkıyo*. bunu fırsat bilen benim kate halim de ipleri çözüp ormana doğru kaçıyo. bahtsızlık bu ya, ormanın derinliklerine doğru ilerleyince kate ben oluyorum.sesler duyuyorum, akabinde black smoke çevremde bi tur atıp karşıma dikiliyo ve...
gönül isterdi ki rüyam daha da devam etsin, öyle bi etsin ki saçmalıkla sınır tanımasın ama bundan fazla saçmalamayı beynim kaldırmamış olsa gerek, uyanıyorum.
fenerbahçe teknik direktörü olmuştum. şampiyonlar ligi şampiyonu olmuştuk. kadroda da hatırladığım kadarıyla ronaldo ve joe cole falan vardı. futbolcuları da alıp aziz yıldırım'ın yanına "bak ben takımı şampiyon yaptım" demeye gidiyordum. sonra bi baktım karşımda dumbledor sevincimizi onunla paylaşıyoruz. aziz aklımdan uçup gitmiş.. ben arada harry'i soruyorum, bir voldemort vardı kurtuldu mu ondan gibi saçma sorular sorduktan sonra yeni filmleri merakla bekliyoruz deyip ordan ayrılıyorum..
hiçbişey anlamadım bu rüyadan ama rüya bile olsa şampiyonlar ligi şampiyonunun teknik direktörü olmak güzeldi.
ortadoğu'da bir yerde. amerikan konsolosluğuna saldırıyorlar bende cia ajanımıyım ne ayağım çözemedim paso konsolosluğa giriyorum bir şeyler yapıyorum oradan çıkıp otel gibi bir yere gidiyorum. derken kaddafi, saddam ve yaser arafatla bir kahvede çay içiyoruz, bu arada savaş devam ediyor. bombalar filan patlıyor. sonradan elimi g.te bir attım buz gibi olmuş. hemen yorganı çektim slyvia saint'li rüyaya başladım.*
arka arkaya 3 kez cem yılmaz filmi izlendikten sonra gece yatılır ve nasıl oldugunu bilmiyorum cem yılmazla rüyamda kankayımdır. Cem yılmaz geldi beni evden kırmızı ferfarisiyle aldı izmirde oturduğumdan kordona götürdü. Arabanında üstü filan açık yani sonra kordonda sunsete oturduk. Arabayıda sunsetin önüne cektk *. Sonra 2 tane bayan ayarladık hoş sohbetten sonra gecenin ilerleyen vakitlerinde ben kızların ikisinide alıp gittim. Cem* orada öle göt gibi kaldı. Ertesi sabah balkonda ben yarı cıplak vaziyetle dısarı baktım oda ne cem arabanın kaportasına oturmus sigara iciyor. Gittim yanına görmeniz lazım nasıl triplerde senin yaptığın kalleşlik kardeşliğe sığmaz filan nasıl sayıyor sövüyor bana. Ben bi anda boynuna sarıldım yapma be abi diye. Sonra kafasıyla bana atla arabaya dedi kordona gidiyoruz. Bu sefer öle yapma dedi. Bende tamam abi dedim sonra da uyandım kimbilir o zaman nasıl satacaktım. *
rüyada kedi arkadaşının olması, köpeğin kedi arkadaşına dalıp dalağını yiyip "oh, çok güzelmiş" demesi,kedinin kurtar beni slm asl pls diye bağırması, köpekten korkup hiç bir bok yapamamak, kedinin dalağını yedikten sonra ortamdan ağlaya ağlaya kaçmam, bu yaran rüyalar tanımına uyuyor sanırım.
barack obama ankara'ya gelmiş ve amerika'nın yeni dönemdeki dış politikası hakkında fikirlerini paylaşmak için benimle özel olarak görüşmek istemiş. ben de böyle bir daveti zaten bekliyormuş gibi gidiyorum buluşacağımız kafeye.* adamı önce nazikçe tebrik edip başlıyorum fikirlerimi sıralamaya. normalde akıcı bir ingilizce konuşamamama rağmen rüyada aksanlı aksanlı döktürüyorum düşündüklerimi. sonra aniden ablam çıkıveriyor bir yerlerden ve onu da sevgili dostum barack'la* tanıştırıyorum. ama ablam bu durumdan pek de memnun olmuyor. annemin birdenbire sağır olduğunu ve burda elin adamıyla sohbet edeceğime annemin hastane işleriyle uğraşmam gerektiğini söylüyor bana. barack da, annem yerine ona vakit ayırmamdan ötürü kendini suçlu hissetmiş olacak ki; annemi amerika'da tedavi ettirmeyi teklif ediyor. bense teklifi kibarca reddederek annemi türk hekimlerine emanet edeceğimi söylüyorum ve barack'ı kırgın bir şekilde ardımda bırakarak kafeyi terk ediyorum.
autobotlarla savaşılan rüya buna güzel bir örnek teşkil eder. transformers manyağı bir kuzenim var minik, autobotun ne olduğu konusunda da hiçbir fikrim yok. rüyamda onlarla savaştım böyle ışın kılıcımla. yeri geldi robota döndüm, yeri geldi kamyon oldum. neydi lan öyle?
dün geceki rüyamda, rekabetin ayyuka çıktığı bu ortamda gazetelerden biri haftasonunda müşterilerine dildo dağıtıyordu. götüm bu kadar fazla açık kalmış olamaz!
evimizin sundurmasinda oturmaktayim. karsimda ayibogan lincoln* ve yardirmis kardesi michael scofield dikilmekte. bir seyler ceviriyoruz, fisildasmalar, saga sola bakmalar falan. birden ablam beliriyor yanimda. michael da bir an disari cikmis. linc bana karsidan goz kirpiyor ve 'mikey halleder, rahat ol sen' falan diyor.
en basta anlam veremesemde ablamin beyninde bir problem oldugunu, bunu da cozebilecek kisinin beyin cerrahi (ruya bu, heyecanlanmayin hemen) michael scofield oldugunu hatirliyorum. mike geri donuyor disaridan, goz goze geliyoruz, 'halledicen dimi' diyorum, gonulsuz bakislarla oflayip puflamaya basliyor. linc ile goz goze geliyoruz, 'ne yapabilirim?' mealinde kafasini hafifce saga egip, kaslarini kaldiriyor.
israrlarim sonuc vermiyor, firari kardesler bizim evden ayrilmak uzere cikisa yoneliyorlar. scofield donuyor ve 'sessiz kalacaksin degil mi?' diyor. imali bakislarla birlikte 'umarim..' diyorum. birden surat ifadeleri degisiyor, yusuf yusuf ettiklerini farkedebiliyorum.
ruyanin en orjin kismini dahi kardes icra ediyor. 'are you blackmailing us?' diyecek belki ama, bizim mahallede gecirdigi dakikalar bile onu bambaska bir insana cevirmeye yetmis.
'sen de her muz ortaya kafa sokup, gol atmaya calisiyosun be birader!'. vay babo vay! 6 yasindan beri kahve kulturune maruz kalmis pos biyikli dayilarin dahi akillarinin ucundan geciremeyecegi bir tasvir, bir te$bih, bir aforizma, tanimlayacak bir kelime bulmaya calisirken sictigim bir saheser!
bilincaltim da bundan etkilenmis olacak, 'su ruyayi kesiyim ben burda, yarin gitsin arkadaslarina anlatsin, sozluge yazsin, makara yapsin biraz bizim lale' diyor. lale demesine bozuluyorum biraz ama, hayatimi boylesine ruyalarla (#3393743)senlendiren bilincaltima en ufak bir kin beslemeyi dahi hainligin uc noktasi olarak goruyorum.
rüyada ıspanaklar tarafında bir hastanenin içinde kovalanmak. ayrıca bu hastanede doktor kalmadığı için biyolog tarafından kalp ameliyatı edilmek. ve kalbin göğsümden plastik bir balon olarak fırlaması...
çok kalabalık bir mitinge konuşmacı olarak katılıp ilk cümleyi şu şekilde kurmak: "hepiniz çocuk istismarına karşısınız ama evde pedofili yapıyonuz ibneler!"
su sesine uyanılır, susamıştır çünkü bünye. arkadaş erikli damacanasından fısır fısır su almaya çalışıyor pompalayarak, diceksiniz ki erikli damacanası odanızda ne arıyor? yurt odası orası, her şey orda zaten. lensler yok gözünde, soruyo bak bakiim doldu mu diye. verilen cevap;
- sen napıyosun ki, su almaktan başka zaten!
+ noluyo be?!
- hayır sen napıyosun anlamıyorum yani seni, ben warner bros' ta çizgifilm çekiyorum sen bişi yapmıyosun!
+ ama.. ama ben... su alıyorum be!
- tamam işte sen ancak su alırsın! ben çizgifilm çekiyorum hem de warner bros' tayım tamam mı! iç suyunu, dolmuş işte bardağın, gerizekalı!...
tv'nin sesi kısık olarak bütün gün çizgifilm izlenmiştir, final haftası, ders çalışılıyor odada, napıcaksın. artık rüyada ne görülmüşse, bize yansıyan kısmı buydu...
bundan bir sene öncesine kadar şişli/mecidiyeköy'de ikamet etmekteydim. olaylar da burada gelişiyor. meydandan evime doğru yürüyorum, fakat m.köy biraz değişmiş sanki. biraz köy havası, toprak yollar, garip bir boşluk hissi-ki mediciyeköy'de ara ki bulasın- var her yerde. bildiğin köy aslında.
neyse, apartmanın önüne geldiğimde farkediyorum ki, otuz kırk kadar tanıdığım kapının önünde toplanmış, beni bekliyor. annem babam ablam, teyzem, kuzenlerim, arkadaşlarım, sürüsüne bereket.. iyice yanlarına gidiyorum, bu gün senin doğum günün diyorlar; "iyi ki doooğğğdun ringooooo, iyi ki doğdun ringooooooooo"
sağ olun var olun derken teyzem bağırmaya başlıyor, anlam veremiyorum. daha çok bağırıyor, daha çok bağırıyor, sonra çekip gidiyor. *
neyse, buraya kadar her şey ne kadar da sıradandı.***** sonrasında ise tanıdık kalabalık ile ilginç bir diyaloğa giriyoruz;
tk: sana bir hediyemiz var.
ringo: a, ne güzelmiş. nedir?
tk: sana eşek aldık.
ringo: ???
tk: eşek aldık sana. bak, orada.
soluma dönüyorum, elektrik direğine bağlanmış bir eşek anlamsız anlamsız etrafına bakınıyor.
ringo: nasıl ya? napıcam ben bunu?
hemen arkasından utanıp;
ringo: çok teşekkür ederim.
tk: yalnız bir şartımız var, eşeği almak istiyorsan.
ringo: nedir?!?
tk: eşeği almak istiyorsan göbek atman lazım.
ringo: ...
ringo: ???
ringo: ...
artık o kadar şaşkınım ki, ne yapacağımı bilemiyorum. insanları kırmamam gerekiyor herhalde, hediye almışlar, ayıptır diye düşünmeye başlıyorum ki, ruyalarda gerçekten gerizekalı olduğumun bir kanıtıdır bu benim için.
tamam diyorum, başlıyorum göbek atmaya. herkes alkışlarla ritm tutuyor, gülüyor, ooh ooh sesleri gani gani.
al işte. yeni bir saçmalık daha. o anda görüntüden uzaklaşmaya başlıyorum. uzaklaşıyorum, uzaklaşıyorum ve televizyonun içinden çıkıp oturduğum koltuğa geliyorum. odada 4 arkadaş oturmuş, bunu televizyonda izliyormuşuz. bak seeen. *
kahkahalar, utanmalar derken, arkadaşlara dönüyorum;
ringo: olm, bu ne saçmalıktır. nasıl böyle bir şey yaptım ben?
a1: ahahaha olm asıl geçen seneki doğum günün daha komikti ahahahaha
ringo: geçen sene ne olmuştu ulan? *
a2: dur dur onun da kaseti *** var. koyalım izleyelim hemen ahahaehaheh.
kaset konuyor, görüntü akmaya başlıyor. bir bakıyorum ki, her şey aynı, yine doğum günü, yine tanıdık kalabalık, yine köylü mecidiyeköy, yine hediye eşek. fakat bu sefer benim yerime bir başkasının göbek atması gerekiyormuş. kim peki? işte bu noktaya hakikaten canım sıkılıyor. bir bakıyorum, * göbek atıyor. bildiğimiz faruk k. hani şu honki ponki torino diye şarkı söyleyen adam. faruk k yahu. bu nedir. nedir bu?
rüya burada sona eriyor. neyse ki eriyor. geçmiş olsun.
not: bu rüya özellikle süssüz, gelişi güzel yazılmıştır. rüyalarımız da böyle gelişi güzel seyretmez mi? anlamsızlığı yazı ile desteklemek yerine, yazıyı tamamen aradan çıkarıp rüyanın kendi anlamsızlığını desteklemek tercih meselesidir.
imhotep in en yakın dostu imhotep i evine davet etmiştir. o yakın dost bir anda richie rich e dönüşmüştür ve imhotep e süper lüks ultra malikhanesini gezdirmektedir. imhotep evi gezmekte ama bir yandan da evin içine işemektedir. lakin bu durum ev ahalisi tarafından kötü karşılanmamaktadır. imhotep bir yandan işemekte, diğer yandan evde hizmetçiler uşaklar arasından geçerek evi gezmeye devam etmektedirler. richie rich, en son varyemez amca nın sülüetine dönüşmüştür ve imhotep ile birlikte altın dolu dev havuza atlamaktadırlar. bu arada imhotep yine işemeye devam etmektedir. imhotep in bilinci açıktır, kendi kendisine ulan dünyanın en zengin adamının evindeyim niye mütemadiyen işiyorum diye sormaktadır. altın dolu havuzun içinde bir yandan yüzüp bir yandan işerken...
imhotep in mesanesi artık dayanamaz ve ter içinde yataktan fırlar. evet tam tahmin ettiğiniz gibi:
rüyada yokuştan inilirken canım dondurma istemektedir biranda yokuştaki dondurmacıyı görüp içeri dalarım ve birde ne göreyim ricardo kaka kasiyer aldım dondurmamı bi çıktım dondurmacıdan bizim ronaldinho ronaldo cafu vs. brezilyalı oyuncular sıçan oynamaktadır ortadada adriano.anlaşıldığı üzere rüyayı göreli baya olmuştur ama bendeniz hala aklıma geldikçe gülerim
rüyada, dağ tepe, çayır çimen bir yerde arkadaşımla neşeli neşeli gezerken, gökyüzünden üzerimize doğru düşüşe geçen bir ufo görüyoruz. karnımıza (neden karnımıza? mesela) düşecek endişesiyle nereye kaçsak diye düşünürken tam durduğumuz yere küçük bir metal parça düşüyor. "ana!" diyoruz "ufo parçası". sonra arkadaşım bundan kendimize kolye yapabileceğimizi söylüyor. ciddiyetle "evet olabilir" şeklinde fikir yürütmeye başlıyoruz. fakat üzerinde bi takım rakamlar olduğunu görünce, "yok bundan kolye olmaz, baksana numaralar var üzerinde" deyip vazgeçiyoruz...rüya burda bitiyo..
yorum; kıçın açıkta kalması.
akşam üzeri kafka nın dönüşüm kitabı okunmuştur. (bkz: die verwandlung)
sonra da ölülerin şafağı adlı zombi konulu korku filmi izlenmiştir. (bkz: dawn of the dead)
o gece görülen rüya: evde öldürülen hamam böcekleri dev gibi büyüyerek canlanıyor ve insanları yemeye başlıyorlar. herkes kaçışıyor bir kıyamet falan böyle ekşın tadında bir rüya işte.
nasıl da gördüklerimi, okuduklarımı harmanlamış, aynı gece de rüyasını görmüşüm*
konusu hatırlanmasa da sahneleriyle de yarabilen rüyalar. rüya artık her ne ise hatırlamıyorum ama rüyanın sonunda profilden sağ tarafa derin derin bakıyorum , ve ekrana * "1. Bölümün Sonu" yazısı geliyor . Uyandığımda yarıla yarıla güldüm, günün akşamı yatağa kahkahalarla ve merak içinde girdim ama ikinci bölümü göremedim. *
şahsen başıma gelmiş tamamen doğru ve gerçek bir olaydır.
rüyamda rüya gördüğümü gördüm, sonra rüyamda uyandım, sonra gerçekte uyandım ve bir süre kendime gelemedim.*
edit:şaka gibi gelebilir ama gerçek bu şimdi hatırladım rüyamda gördüğüm rüyada da uyuyordum vallahi.
dün geceki rüyamda, sakince hamburger yiyorum. bir şeyler oluyor ve hamburger şeklinde bir patlıcan yediğimi görüyorum fakat bu kadarlada sınırlı kalmayıp hamburger şeklinde ki patlıcanın içinde tane tane karnıbahar olduğunu farkediyorum. **