temel ile fadime lunaparka giderler,fadime havada dönen salıncaklara binmek ister ,temel olmaz der . çünkü; binerse külodunun gözüküceğini düşünür. bir ara fadime kaybolur temel onu buldugunda salıncağa binmiş hatta inmiştir. temel- uy da nası bindin külodun gözükmedi mi?
fadime- e temel külodumu cıkardım da bindim gözükmedi :)
not: copy/paste
Yaşlı bir kadın kedi maması almak için markete gider. Üç kutu alıp kasaya götürür. Kasadaki kız ;"Üzgünüm bayan ama bunları alabilmeniz için kediniz olduğunu kanıtlamanız gerekir. Bir çok yaşlı insan bunları kendileri yemek için aldıklarından kediniz olduğuna inanmadan size bunları satma yetkimiz yok." der. Bunun üzerine yaşlı bayan eve gidip kedisini alır ve markete getirir. Market bunun üzerine kadına kedi mamasını satar.
Ertesi gün yine yaşlı kadın üç kutu köpek maması almaya kalkar. Kasiyer yine kadından köpeği olduğuna dair bir kanıt ister. Çünkü yaşlı insanlar bazen de köpek maması yemektedirler. Bunun üzerine kadın yine evine döner köpeğini alıp markete gelir ve mamaları alır.
Ertesi gün yine yaşlı bayan markete gelir bu sefer elinde bir kutu vardır. Kasiyere gider ve elini içine sokmasını söyler. Kasiyer korkarak; " Hayır, içinde beni ısıracak bir yılan olabilir." Yaşlı kadın;" inanın, kutunun içinde size zarar verebilecek hiç bişi yok. Lütfen elinizi kutunun içine sokun.". Bunun üzerine kasiyer elini kutuya sokar ve sonra elini koklayarak ; "Bu şey sanki b.k gibi kokuyo." der Yaşlı kadın devam eder;" Evet ööle. Şimdi lütfen üç rulo tuvalet kağıdı alabilir miyim?"
Doktorun biri yeni bir muayene açmış. Kapıya yazmış...
"Vizite ücreti 100 Dolar. iyileştirmediğimiz hastaya beş mislini geri veriyoruz..."
Vizite pahalı ama, doktor gerçekten doktor...
Her gelen hasta iyileşip gidiyor...
Doktorun ünü her geçen gün artıyormuş...
Uyanığın biri doktora gidecek, iyileşmeyecek ve beş misli parayı geri alacak ya, kapıyı çalmış...
"Doktor! Ağzımın tadı hiç yok... Öyle kötüyüm ki, hiçbir şeyin tadını alamıyorum..."
Doktor... Adama şöyle bir bakmış, hemşireye seslenmiş:"
Hemşire hanım! Sekiz numaralı kutuyu getirin"
Hemşire adama uzatmış kutuyu, adam, bir kaşık içindekinden yemiş ve anında tükürmüş...
"Ama Bu bok!!!!!"
Doktor sakin, "Evet! iyileştiniz. Tad alıyorsunuz artık.."
Adam, parayı ödemiş sinirleri tepesinde gitmiş...
Aradan birkaç ay geçmiş. büyük bir hırsla yeniden kapısına dayanmış doktorun...
"Doktor bey, ben de hafıza kaybı başladı... Herşeyi unutuyorum...!"
Doktor, adama şöyle bir bakmış yine, hemşireye dönmüş, "Kızım, sekiz numaralı kutuyu getirir misin?" demiş.
Adam, hemen itiraz etmiş, "Ama, o kutuda bok var!"...
Doktor, "Doğru! Bakın, hafızanız da yerine geldi!...."
Adam, ağlamaklı, hırsla ödemiş parayı çıkmış dışarı...
Kurmuş da kurmuş intikam planlarını... Birkaç ay sonra.."
Doktor! Ben de iktidarsızlık başladı... Durumum kötü, hiçbir şey yapamıyorum..."
Doktor adamı gözüyle şöyle bir inceleyip, "Hemşire hanım sekiz numaralı kutuyu getirir misin" diye seslenince, adam, tüm hırsıyla,
"S.kecem, seni de sekiz numaralı kutunu da..." diye bağırmış..
Doktor gayet sakin, "Geçmiş olsun! Artık yapabiliyorsunuz!!!!!!!!!"
Günün birinde istanbul'da sarışının biri hayattan o kadar bezmiş ki kendini boğazın soğuk sularına bırakarak hayatına son vermeye karar vermiş. Boğaziçi köprüsünden geçerken arabasını durdurmuş, bariyerlere çıkmış ve titreyerek az sonra kendisini bu çekilmez hayattan kurtaracak olan sulara baka baka ağlarken yanına genç ve yakışıklı bir bey gelmiş. Genç ona acımış ve sarışının ellerini tutup
- "Bak, yaşaman için çok neden var.Yarın sabah gemim Amerika'ya gitmek üzere demir alacak. Eğer istersen, seni de çaktırmadan gemiye alıp saklayabilirim. Sana hem yemek getiririm hem de sana çok iyi bakarım." demiş.
Sarışın bakmış kaybedecek bir şey yok; belki de Amerika'ya gidip yeni bir başlangıç yaparım umuduyla denizcinin teklifini kabul etmiş.
O akşam denizci genç onu gemiye almış ve filikalardan birine saklamış.
Her gece sarışına üç sandviç ve bir meyve getiriyormuş, sonra da sabaha kadar sevişiyorlarmış.
Birkaç gün sonra, kaptan rutin kontrolleri sırasında sarışına rastlamış. Orada ne aradığını sormuş. Sarışın da
- "Ben bu gemideki denizcilerden biriyle anlaştım. O bana her gün yemek getiriyor ve Amerika'ya gitmemi sağlıyor. Ben de onun benimle sevişmesine izin veriyorum." demiş.
Kaptan,
- "Seninle seviştiği kesin küçük hanım da .... bu Kadıköy-Beşiktaş vapuru".
Temel bir gün hacca gitmeye karar verir.
Fadime 'ye gelir
-" Hakkını helal et ben hacca gidiyorum " der.
Fadime de
-" Bir şartla der beni de götürürsen ".
Temel ikna edemez Fadime' yi
-" Tamam gel , o zaman annelerimizle helalleşelim " der.
Temel 'in annesine giderler
-" Anne hakkını helal et biz hacca gidiyoruz " der
Annesi de
-" Bir şartla , beni de götürürsen ".
Temel onu da ikna edemez
-" Tamam " der.
Hep birlikte Fadime'nin annesine giderler .
-" Hakkını helal et biz hacca gidiyoruz " der.
Kayınvalide aynı şekilde
-" Bir şartla beni götürürsen " der .
Temel çaresiz üçünüde alıp hacca gider .
Haccın gereklerini yerine getirirler .
Dönecekleri gün herkes son ibadetlerini
ve tövbelerini yapmak için odalara geçer .
Temel odasına giderken annesinin tövbesini duyar.
-"Allah ım beni affet Temelin babasını 4 kez aldattım."
Temel inanmıyorum diyerek odasına doğru yürür.
ikinci odada kayınvalidesinin tövbesini duyar
-"Allahım beni affet Fadime'nin babasını 8 kez aldattım."
Temel duyduklarına inanamaz.
Son odada Fadime'nin tövbesini duyar
-"Allahım beni affet Temel'i 1 kez aldattım."
Temel büyük bir şok içerisinde odasına kapanır
Dizlerinin üstüne çökerek başlar tövbe etmeye :
-Allahım sen onları boş ver esas beni affet, senin huzuruna
bu kadar o....... getirdiğim için ...
Temel Başbakanla beraber Endenozyaya gider felaket bölgesini gezerken bir gazeteci ona yaklasarak;Temel Bey sizin Karadenizdede böyle Tsunami olur mu?Diye sorar.
Temel cevabı yapıştırır:
-Valla tusunami olur mu pilmem ama,pizum Karatenuzda rusunami var milleti perisan etti...
Kizilderilinin teki bizonlarini otlatiyormus. Derken bir kovboy gelmis ve sormuş;
- Köpek senin kopegin mi?
- O kopek benim olmak!
- Onunla konusabilir miyim?
- Kopek konusamamak!
kovboy kopege yaklasir.
- Nasilsin?
- Fena degil! (Kizilderili saskin...)
- Bu kizilderili senin sahibin mi?
- Evet.
- Sana iyi davraniyor mu?
- Evet,cok iyi. Gunde iki kez tuvalet icin dolastiriyor, bana yemek veriyor ve benimle oynuyor. (Kizilderili bu arada kafayi yemektedir)
kovboy kizilderiliye sorar.
- Bu at senin atin mi?
- O at benim olmak!
- Onunla konusabilir miyim?
- At konusamamak!
kovboy ata yaklasir.
- Nasilsin?
- Fena degil! (Kizilderili daha da saskin...)
- Bu kizilderili senin sahibin mi?
- Evet.
- Sana nasil davraniyor?
- Iyi. Bana hergun gerekli yuruyusleri yaptiriyor, fazla Yuk bindirmiyor, gunde 2 kere ve her terlememden sonra terimi siliyor ve icinde yiyecek ve yataklik olan ufak bir ahir insa ediyor. (Kizilderili ne gozlerine ne de kulaklarina inanmaktadir)
kovboy tekrar kizilderilinin yanina gelir.
- Bu Disi Eşek senin mi?
- Eşek benim olmak, konusmak ama cok yalan soylemek...
bir makina, bir elektrik, bir bilgisayar mühendisi ayni arabada yolculuk ederlerken araba aniden bozulur.önce makina mühendisi iner ve arabanin altina girip ugrasir fakat araba çalismaz.ikinci olarak elektrik mühendisi atilir.birkaç telle ugrastiktan sonra bakar araba yine çalismadi.bu arada siranin kendine geldigini anlayan bilgisayar mühendisi düsünür ve müthis bir çözüm bulur.
Babasi ogluna güzel bir is kurmak için kollari sivamis.
Ancak oglan salak oldugu için hiç bir isi beceremiyormus. Babasi
ona ne is bulduysa hepsini elini yüzüne bulastirmis berbat etmis. En sonunda babasi
komple bir sosis fabrikasi kurdurmus. Çocugunu elinden tutup, bari isi ogrensin
diye hemen fabrikadaki bir sosis makinesinin basina götürmüs. "Bak
oglum" demis, "burdan böyle öküzü yolluyosun.. aha diger taraftan sosis
olarak çikiyor, bu kadar basit anladin mi?". Çocuk dinlemeden basini
sallamis, sonra babasinin yüzüne salak salak bakmis ve; "peki baba, buradan
sosis koysak, oteki taraftan öküz olarak çıkar mı?" diye merakla sormus.
Babasi hemen cevaplamis: "Maalesef evladim, o teknoloji bir tek senin
ananda var..."
Bir adam 15 yıldır tutuklu bulunduğu hapishaneden kaçar. Para ve Silah
bulmak için bir eve girer. içerde genç bir çifti yatakta yakalar. Adama
yataktan kalkmasını emreder ve onu bir sandalyeye bağlar. Adamın karısını
yatağa bağlarken üstüne çıkar, boynunu öper, sonra kalkar ve banyoya gider.
O Ordayken adam karısına şöyle fısıldar;
- Dinle, bu adam bir kaçak. Şu kıyafetlere baksana! Büyük ihtimalle
hapishanede çok fazla zaman geçirdi ve yıllardır hiçbir kadın görmedi.
Boynunu nasıl öptüğünü gördüm. Eğer seninle seks yapmak isterse sakın karşı
koyma ya da şikâyet etme... Sana ne derse onu yap. O sana ne yaparsa yapsın
onu mutlu et çünkü bu adam kesinlikle çok tehlikeli. Eğer kızarsa ikimizi de
öldürür. Güçlü ol tatlım. Seni seviyorum
Karısı cevap verir:
-O benim boynumu öpmüyordu, kulağıma fısıldıyordu. Bana aktif gay olduğunu, seni
çok tatlı bulduğunu ve hiç vazelin olup olmadığını sordu. Ben de banyoda
olduğunu söyledim. Güçlü ol tatlım. Ben de seni seviyorum
köylü bir abimiz tarlada çalışıyormuş derken öğlen sıcağında yorulunca şuracıktaki ağacın *dibine oturmuş o sırada bi karga gelmiş
karga;
-gag.
demiş
adam;
-gagmam burası benim tarlam.. demiş *
Temelin karisi koyundeki doktorla isi pisirmis. Bu
durum herkesin diline dusmus ama kimse
Temel'e soyleyemiyor.
Herkes nasil anlatacagiz bu isi derken Dursun atlamis;
- Merak etmeyin usaklar ben soylerum.
Aksam olmus Temel kahveye gelmis,
Dursun soyle bi gerinip koseden yuksek sesle
temele dogru bagirarak;
-Ha Temel usagum, senin Fadime ne zaman
profosor olayir da?
-Ula Tursun sasirdin mu, benim kari daha
okumayi bile sokemedu profosor olmak nerden ciktu..
-Ne pileyumm koyde herkes fadime yuksek
lisansini yapti, doktora veriyor
diyorda ondan sormusumdur.. *
ilkokulun birini ziyaret eden başkan bush, dördüncü sınıflardan birine girer. sınıf, kelimeler ve anlamları üzerine bir tartışmanın tam ortasındadır. öğretmen, başkan'dan trajedi kelimesi için sınıfı yönetmesini rica eder. küçük bir erkek çocuğu ayağa kalkarak "eğer yan tarafta oturan en iyi arkadaşım sokakta oynarken bir araba onu çiğner geçerse bu bir trajedi olurdu" der. "hayır" der bush, "bu bir kaza olurdu". küçük bir kız elini kaldırır: "eğer 50 çocuğu taşıyan bir okul otobüsü uçuruma yuvarlanıp herkes ölürse bu bir trajedi olurdu." "üzgünüm" diye açıklar başkan, "biz buna büyük bir kayıp derdik." sınıfı bir sessizlik kaplar. başka gönüllü çocuk kalmamıştır. başkan bush sınıfa bakar " bana trajedi için örnek verecek başkası yok mu acaba?" en sonunda sınıfın arkalarında oturan küçük bir erkek çocuğu elini kaldırır. yavaşça "bay ve bayan bush'u taşıyan amerikan havayollarına ait bir uçak, usame bin ladin gibi bir terörist tarafından füze ile uçurularak tuz buz edilirse bu bir trajedi olurdu" der.
"harika" der bush "doğru. peki bunun neden bir trajedi olacağını bana açıklayabilir misin?"
"çünkü" der çocuk "bu bir kaza olmazdı ve kesinlikle büyük bir kayıp da olmazdı"
kadının bir kız ve bir erkek ikiz çocukları varmış. bir gün kız koşarak annesine gelmiş
- anne anne çok korkuyorum çişimi yaparken içinden kurşun çıktı
annesi
- korkma kızım ben size hamileyken sokakta bir çatışmanın ortasında kaldım. doktorlar vücüdumdan kurşunların çoğunu çıkardılar ama iki tanesi kalmıştı. doktor onlarıda vücud atar demişti o demekki çıkan.. demiş
yarım saat sonra erkek çocuk koşa kola gelmiş
- anne anne çok acayip bişey oldu
- biliyorum evladım çişini yaparken kurşun çıktı demi?
- hayır anne otuzbir çekerken kediyi vurdum
"ulan burada benimle kavgada boy ölçüşebilecek biri var mı?varsa dışarda bekliyorum."demiş.biri çıkmış ve çıktığı gibi camdan içeri girmiş ve sonra japon kahveye girmiş.
"ona kyotom ustamın karikuri tekniğiyle vurdum" demiş.bir iki kişi daha çıkmış fakat japon onları da aynı şekilde haşat etmiş.sonra ökkeş çıkmış dışarı ve japon içeri ağız,surat dağınık bir şekilde girmiş.tabi millet merakla ökkeşin yanına gitmiş ve japonu bu hale nasıl getirdiğini sormuş.ökkeş de:
"ona toyotanın krikosuyla vurdum!!"demiş
bir gün ufak bir kız çocuğu noel arefesinde noel baba'ya mektup yazar ve gönderir. mektupta ailesinin durumunun iyi olmadığını ve okula gitmek için, okul çantasının, beslenme çantasının, defterinin, kaleminin, silgisinin olmadığını yazmaktadır. posta idaresinde mektup farkedilir ve noel baba'ya gönderildiği için ilginç bulunur. açılan mektuptaki yazılar çalışanları derinden etkiler. kendi aralarında bir karar alırlar ve küçük kızın isteklerini kendi maaşlarını ortaya koyarak malzemelerden bir kısmını tedarik ederler. noel günü geldiğinde gizlice kızın evine götürüp bırakırlar. küçük kız hediyelerin geldiğini görünce çok sevinir. hemen noel baba'ya bir mektup daha yazar ve postaya verir. postahane çalışanları noel baba'ya bir mektup daha geldiğini görünce heyecanlanır ve yaptıkları işin mutluluğu ile mektubu açarlar. mektupta şöyle yazmaktadır.
"noel baba; gönderdiğin hediyeler için çok teşekkür ederim. yalnızca gönderdiğin beslenme çantasını bulamadım. herhalde ibne postacılar arakladılar ama herşey için teşekkürlerimle;" ...
Doğunun bir köyünde, ne köylü, ne de köyün "şıh"ı o güne kadar ayna görmemiştir.Adamin biri, ilk rastladığında, aynayı alıp bakmaya başlar.Ardından, aynada gördüğü suratı ölen kardeşi zannedip ağlamaya baslar:
"Vay benim zavallı gardaşım, vay benim zavallı gardaşım." diyerek.
Aynayı koynuna alıp yatar.Hanımı, eşinin, ayna koynunda yattığını görünce şüphelenir.Uyandırmadan adamı, aynayı alıp bakar. Öfkeden kudurmuştur.
"Vay !" der heyacanla "Herifim, beni bir fahişe ile aldatir."
Aynayı alıp, köyün şıhına gider. Aynayı göstererek "Şıh Efendi," der.
"Benim herif beni bir fahişe ile aldatir."
Aynayı alır, şıh... Yüzüne tutar...
"Bacım," der. "Bu, bir karıdan ziyade, gavata benziir"
Yasli ve zengin bir adamin hepsi birbirinden zeki üç oglu
> varmis.
Birgün amansiz bir hastalikla yataga düsen yasli adam verasetini açiklamak için ogullarini yanina çagirmis.
- ogullarim benim vaktim geldi artik, ecel kapida. ben ölünce tabi ki mallarimin hepsi sizin ve siz çok zekisiniz. ama siz mallarimi bölüseceksiniz diye birbirinize düsmemeniz için sehrin kadisina gidin. o kadiya benim selamimi söyleyin o size mirasinizi bölüstürür.
ve adam ölür. ogullari da babasinin istegi üzerine kadiya gitmek için yola düserler. tabi yesillik yerlerden, çölden, yagmurdan, çamurdan felan geçerler. derken önlerine bi adam çikar ve bizim 3 biradere sorar;
- efendiler ben devemi kaybettim siz yolda bir deve gördünüz mü? der.
büyük kardes sorar;
- tek gözü körmüydü
adam "evet" der.
ortanca kardes sorar;
- kuyrugu kesikmiydi
adam "evet" der
küçük kardes sorar;
- bir ayagi topalmiydi
adam ona da "evet" der.
bu sorulardan sonra 3 birader devesini kaybeden adama, biz senin deveni görmedik derler.
adam birden sinirlenir. "yaa nasil olur. hem bütün özelliklerini bildiniz hemde görmedik diyorsunuz. bende sizinle beraber gidecem ve gittiginiz yerdeki kadiya sizi sikayet edecegim" der. biraderlerde "olur gel" derler. ve sonunda kadinin yanina varirlar, huzuruna çikarlar. 3 birader der ki;
- efendim bizim babamiz vefat etmeden önce mirasi bölüsmemiz için size gelmemizi söylemisti. biz de bu yüzden geldik.
kadi devesini kaybeden adama döner ve;
-sen niye geldin. der
adam da : "efendim ben devemi kaybettim. yolda bunlari gördüm. onlara devemi gördünüz mü dedim onlarda devemin bütün özelliklerini bildikleri halde görmedik dediler. ben bunlardan süpheliyim." der.
kadi biraderlere döner ve sorar:
- sen nerden bildin tek gözünün kör oldugunu.
- efendim, yolda gelirken yesillik yerden geçtik. baktim ki yesilliklerin hep bi tarafindan yenilmis öbür tarafina yanasmamis bile. tek gözünün kör oldugunu oradan anladim.
- peki sen nerden bildin kuyrugunun kesik oldugunu.
- efendim, yolda gelirken deve pisligi gördüm. devenin pislikleri hep daginik düsmüs. halbuki kuyrugu olsaydi hep toplu düserdi. oradan bildim kuyrugunun olmadigini.
- peki sen nerden bildin bi ayaginin topal oldugunu.
- efendim, gelirken çölden geçtik. baktim ki devenin 3 ayaginin tam izi bir de yarim ayak izi var. tek ayaginin topal oldugunu oradan anladim.
kadi devesini kaybeden adama döner ve "kardesim bunlar senin deveni görmemisler" der. kadi o adami gönderir ve düsünür "ulan bunlar benden zeki ben bunlara nasil miras bölüstürecegim. neyse ben bunlara bi ziyafet vereyim sonrada kapi arkasindan dinleyeyim bakalim ne konusuyorlar" diye düsünür ve bizim 3 biraderi evine götürür hanimina güzel bi ziyafet hazirlattirir. yemek gelir ve kadi "siz yemeginizi yiyin ben bi yere varip gelecegim" der ve kapi arkasina geçer.
büyük kardes der ki;
- yaa kuzu çok iyiymiste, keske köpek emmeseydi.
kadi sasirir.
ortanca kardes der ki;
- yaa sarap iyiymiste, keske mezar topragindan yapmasalardi.
kadi iyice sasirir.
küçük kardes de der ki;
- yaa bu kadi iyi de, keske o. çocugu olmasaydi.
kadi bu lafi duyar duymaz gelenlerinde zeki oldugunu düsünerek hemen arastirmaya gider.
kuzuyu aldigi adama "bu kuzu ne emdi" diye sorar. adamda "kuzunun annesi öldüydü bende kapinin önünde yatan köpege emzirttim" der. daha sonra sarabi aldigi adama gider ve "bu sarabin topragi nerden" diye sorar. adamda "valla bizim burada en güzel toprak mezarlikta var, bende mezar topragindan yaptim" der. kadi "ulan bunlar ikisinide bildi" diye düsünerekten annesinin yanina gider ve "benim babam kim" diye sorar anneside "oglum baban savasa gittiydi bende iste biriyle gönül eyledim" der. kadi bu saskinliklar içinde bizim 3 biraderin yanina gider ve baslar sormaya.
büyük kardese;
- söyle bakalim kuzunun köpek emdigini nerden bildin.
- nerden olacak. bak kuzunun budunun bu kenarında yag olmaz. ama köpegi emdigi için burada yag var.
ortanca kardese;
- söyle bakalim sarabin mezar topragindan oldugunu nerden bildin.
- nerden olacak. içiyorum içiyorum zevk yerine keder veriyor.
ve küçük kardese sorar;
- söyle bakalim sen benim o. çocugu oldugumu nerden bildin.
- nerden olacak o. çocugu olmasan kapi dinlemezdin