gençlik yıllarımın süslü hayallerini, planlarını rafa kaldırdım artık. kocaman mutlu gülüşlerim eski resimlerde bir anı sadece. daha dingin, daha yorgunum.
çocukken oturduğumuz cevizli'de evin salon penceresinden gülsuyu eteklerindeki evlerin ve arabaların ışıklarına bakar, ablamla bunu oyuna çevirirdik. ve o evlerdeki herkesin mutlu olduğunu sanırdık.
öyle değilmiş işte. annemin mutsuz olduğunu farkettiğim an büyüdüğüm andı aslında.
ilerleyen yıllarda çevremdeki herkesin bir yalana binip gittiğini, aşkların, cinselliğin, hakkın hukukun... bu ülkede koca bir yalan olduğunu anlatan nice olayla karşılaştım. hayat kafama vura vura öğretti herşeyi.
bu yüzden acılarım eskiden olduğu gibi ali'yi bırakıp veli'yi bulmam arasında ki zaman kadar kısa değil. uzun ve yıpratıcı. sevinçlerimse dibine kadar gerçek ve anlardan ibaret.
iki kapılı handa yolculuğumun getireceklerine hazırım artık.
sadece hala ne diyeceğimi, ne yazacağımı ya da mevzuyu nereye bağlayacağımı bilmiyorum. tıpkı bu yazıyı neden yazdığımı bilmediğim gibi.
her konuştuğumda yüzümde bir ergen gülümsemesi bırakan canım yazar arkadaşımdır. onun sayesinde sevdik, onun sayesinde burada devam ediyoruz yazarlığa. iyiki varsın demek boynumun borcudur * .
yağmur yağıyor dışarıda usul usul, sessiz sessiz.
açmasını beklerken güneşin, çiçeklerin, güllerin.
kapanmaya meyil ediyor koşarcasına doğanın o eşsiz güzellikleri.
bırakmıyorki açsın, bırakmıyorki ışık dolsun dünyanın kalbine.
inatla karşı koyuyor birisi, inatla gülüşü ile meydan okuyor bütün karanlıklara.
sonsuz güzelliği, onun eşsiz gülüşü adeta yok ediyor karanlığı, bir tozu üflercesine.
istermisin kapkaranlık, zindandan daha zindan, gülmeyi unutmuş olan kalbim?
gel derse gelir, git derse gidermisin? Yoksa onu duymayacak kadar sağırmı kalırsın?
artık nafile, duysanda duymasanda takılmışsındır ağına. bir sinek gibi, bir örümcek gibi.
rengarenk bak dünya, daha az öncesine kadar kapkaranlık değilmiydi alem, dünya, sen, kalbin?
anlaşıldı. nihayet gelmiş olmalı yakbisigara.