ilkokul 2.sınıftayım. annem-babam tekel işçisi. babam sünni, annem alevi. bu detayı neden veriyorum birazdan anlarsınız. annem che'yi pop star sanacak kadar bu işlerle ilgisiz ilkokul mezunu bir kadın. dayılarımla beraber yaşıyoruz. üçü de okuyor. örgüt bağlantıları vs yok. kitap okuyorlar bol bol. ev kütüphane gibi. mizah dergileri, her türlü yayın evde okunuyor. sadece nüfus cüzdanlarında ''arguvan'' ibaresi olduğu için evimiz sık sık aranıyor. annemi sendikaya üye olmaktan, dayılarımı yasak yayın bulundurmaktan içeri alıyorlar. annem sonra serbest bırakılıyor. 3 dayım 6 ay kartal cezaevinde yatıyor, işkenceye maruz kalıyor. birisi yeni evli. cezaevini gören evimizde sardunyaları sularken ağlayan yengem gözümün önünden hala gitmiyor. ( babama hiç dokunulmuyor)
yüzümde o yıllardan annemle trendeyken trene atılan bir kurşundan çıkan saçmanın izi hatıra.
90'lı yıllar...
televizyonda cumartesi anneleri var. hani şu evlatlarını yitirmiş olmaları yetmemiş gibi tartaklanan, terörist annesi diye anılanlar. gazi olayları yaşanıyor. ekranlarda baygın bir kızı çöp konteynırına atmaya çalışan bir polisi seyrediyorum. sivas katliamı yaşanıyor. polis/jandarma seyrediyor bu kanlı katliamı. bi taraftan şehit haberleri geliyor. her yer kan.
2000'li yıllar...
gezi olayları patlak veriyor. polis yine çok acımasız. konuşturmuyor. o konuşturmadıkça eylemler artıyor. birileri kahraman polisime emri ben verdim diyip 24 maaş ikramiye dağıtıyor. birisi çocuk 10 kişi ölüyor. 2'si polis. polis teşkilatı biber gazı denen şeyi sorgulamıyor. neden ölümler olsun demiyor. arttırıyor şiddetini.
son günlerde oturduğum yer camii-cemevi projesi protestoları yüzünden bir eylem alanı. inşaatı korumak için polis buraya üs kurmuş durumda. sabah pastaneden poğaçasını alıp yiyen ana kuzuları gece memati'ye dönüşüyor. balkondan seri numaraları olmayan biber gazı kapsülleri topluyorum.
kimsenin düşmanı değilim. sadece bunları anlatmak lazım. lazım ki güzel günlere kavuşalım.
Yak bisigara basligi altina yazdigi yaziyla cok etkilenmis oldugum bir yazardir. Tanimadan daha sevdim seni degerli yazar. Umarim bundan sonraki yasamin olabildigine güzel olur.
Ne demek istedigini cok iyi anlatan ve bunun icin hayatinin onemli kesitlerini bizimle paylasan canim yazar.
Ona polis dusmani diyenlerin ozellikle okumasi lazim.
Ellerine saglik.
berkin elvan
ali ismail korkmaz
ethem sarısülük
.
.
.
onların adalet bekleyen aileleri, ölen çocuğunu bir çuvalda km'lerce taşıyan baba, soğuktan donan ayaz bebek, her gün öldürülen kadınlar... için çok üzgün. sanatçı ve aydınlar adına üzgün. çünkü biliyor ki onların haklarını arayabilecek, yolsuzluk iddialarını araştıracak bir yargı yok. ve ülke bilimle sanatla...bağlarını koparmış, bu söylediklerimle ilgilenmeyen bir kitleyle karşı karşıya.
Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede
Yeşil bir yağmur sonra...
Yağıyor yeşil.
En uzak, o adsız ve kimselersiz,
O yitik yıldızda duyuyor musun?
Bir stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim...
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun...
Sarıyor yeşil.
bazen içinizdeki zehri akıtmak, acınızı hafifletmek için yazmaktan başka çareniz yoktur. o da bu anlardan biri işte.
arkadaşımı kaybettim sözlük.
adı gülnur. 40 yaşında, iki çocuğu olan bir kadın. ailesi hep gülsün diye koymuş adını. ama hayat bu gül! deyince güldürür mü? onu da güldürmemiş. 4 yıl önce tanıştık. ilk gördüğümde serçe bilekleri, solgun yüzü dikkatimi çekmişti. soramamıştım. gözleri hüzünle bakan, yarım yarım gülen bi kadındı. bi süre sonra başkalarından kan kanseri olduğunu öğrendim.
sonraları beraber yürüyüşlere, yemeklere çıktık. güzellik uzmanıydı. ama hastalığı yüzünden çalışamıyordu. hastalığı yetmezmiş gibi eşiyle de anlaşamıyordu. adam hasta olduğu için gülnur'A SIRT DÖNMüştü. ona güç vermeye çalışıyordum ama ateş düştüğü yeri yakıyor, ne söylesem teselli etmiyordu. günler, aylar, yıllar geçiyor uygun ilik bulunamıyor, gülnur gitgide eriyordu.
bir ay önce beraber giresun'a gittik. bi arkadaşımızın yaylada ki evinde kaldık. gece su içmeye kalktığımda evin kapısı açıktı. gülnur elinde sigara öylece karanlığa bakıyordu. yanına gittim;
- ölmekten korkmuyorum biliyor musun. çocuklarrım bensiz ne yapacak diye korkuyorum.
+ ohoo... demedik mi sana ''ölüm'' yasak kelime. hadi soğuk, içeri girelim.
- ölücem. o değil de en çok mutsuz bir hayatın ardından ölmek koyuyor..
+ susss...
içeri girdik. çaktırmadım ama yatakta çok ağladım. ertesi gün ''ölmeden görülecek yerler'' listemde ki sümela manastırına gittik. manastıra çıkan dik yokuşta yarış yaptık. beni geçti. dönüşte kalabalık bir arkadaş grubuyla kuymak-turşu kavurması-balık eşliğinde rakı içtik. güldük, eğlendik...
ankara'ya döndükten sonra ağırlaştı. evine son gittiğimde hastaneden yapılacak ''bir şey yok'' deyip eve yollamışlardı. ailesi başındaydı. dün gece kötü haberi geldi sözlük.
ah be canım şu hayatta kaç kişi gerçekten değebiliyor kalbimize. bir elin parmaklarını geçmez. daha tüm yaşlananların tek hayali olan bodrum'a yerleşecektik. parmakarası terlik/şort yetecekti bize. modanında, şehrinde, internetinde allah belasını versin... deyip gidecektik. kedileriyle yaşayan yalnız kadınlardan olacaktık. ama mutlu olacaktık. çünkü iyi olacaktın sen.