2004 yılı yapımı olup benim bu sabah izlediğim filmdir. Çünkü dün indirebildim ancak. Uzun zamandır böyle vıcık vıcık olmayan, ilişkileri ağdalandırmayan, klişelere kaçmayan ama yine de insanın içini ısıtacak şiddette romantik bir filme hasrettim. Yüreğime su serpti bu film. Oh be dedim. Öyküsü, sıcaklığı bir yana bizim senaristlerin filmi bir kaç defa seyretmesini dilerim. Böylesine değişik ve çarpıcı bir kurguya,öyküye, oyunculuğa sahip filmlerin hastasıyım işte. Filmin başında kimler için üzüleceğinizi zaten biliyorsunuz. Ama filmin sonlarına doğru filmin içinde yaşanan başka aşklar için de üzülüyorsunuz. Üstelik kafanızda sorguluyorsunuz : Filmde kimin aşkı daha büyük diye... Kimin aşkı daha çok can acıtır diye. Benim favorim Alex oldu şahsen. Üstelik filmin sonuna doğru Alex'in Matthew'a Lisa'nın mektubunu verdikten sonra "Yaptığım şey için özür dilemeyceğim. Buna Katlanacak olan benim. Nasıl biri olduğumu anlamış oldun..." demesi Matthew'un da "evet, anladım" dediği sahne. Çok iyiydi. Kaldı ki filmin son sahnesinde video klipleri bile kıskandıracak bir sekans var ki bunun için bile seyredilir bu film.
Oyuncuları Josh Harnett, Diane Kruger, Rose Byrne, Matthew Lillard, Christopher Cousins, Jessica Pare... Hiç bir oyuncu bir an bile sırıtmıyor. Üstelik çevrildiği dönemde hiç bir otuz yaşında bile değilmiş. Filmin bir diğer ilginç özelliği ise 2004 yılı yapımı bu filmden hemen önce Rose Byrne ve Diane Kruger "Troy" da birlikte çalışmışlardı. Gerçi hatırladığım kadarı ile o filmde karşılıklı oynadıkları bir bölüm yoktu. Ama birinin sevgilisi (Paris) ötekinin sevgilisini (Akhilleus) öldürüyordu. Seyretmeyenlere şiddetle tavsiye ederim. Yazdıklarıma bakmasınlar. Herkesin etkileneceği bir sahnesi mutlaka vardır. Ülkemizde "Hep seni aradım" adıyla dvd'si çıkmış durumda.
Müzikleriyle dikkat çeken, Josh Hartnett'ın yakışıklılığını gözümüze gözümüze sokan, aşk filmi mi gerilim mi anlamakta biraz güçlük çekilsede izlemeye değecek filmlerden biri. izlemeyenler için filmin asıl fransız versiyonu olan L'Appartement'ı izlemek daha iyi olacaktır. Bazı güzel müzikleri için :
süper bir soundtrack'i olan güzel ve kafa karıştırıcı film. josh hartnett'a hayran oluyorsunuz filmi izlerken. bazı yerler hafif saçma geliyor ama final sahnesinin hatrına katlanabiliyorsunuz..
Kurguya kasmış ama makaslandığını tahmin ettiğim yerlerde önemli şeyler bırakmış film.
--spoiler--
Bütün bir film boyunca kovalamaca izliyoruz. Koşuşturmadan ve ipuçlarını takip etmekten fırsat bulup da eleman kıza nasıl aşık olmuş, neler yaşamışlar falan göremiyoruz. Yönetmen aşk filmi yapmak istemiş ama biraz kurgu gerilime orta şut karışımı göndermeler yapmış.
Bir kere "lan kimsede cep telefonu yok mu aq" diye düşünmeden edemiyorsunuz. Cep numarası yok mu senin sevgilinin arkadaşım. Yok bara not bırak, yok evin kapısına not bırak.
Bir de alex'in arka planda bırakılmış çok enteresan bir hayat hikayesi var bence. Dairesine gelen ve karısını gömen adamı pek irdelemedik mesela. Bence o kadını da alex öldürdü. Şizofren sürtük. Ayrıca kadın hemşireyim diyor aktrist çıkıyor. Hadi onu bıraktım az biraz lezbiyenlik de var kadında. Lisanın karşı dairesindeyken öyle tırıktan çiçek havalandırmalar falan. Yemezler.
--spoiler--
Yani uzun lafın kısası müslüm gürsesin entrika dolu filmlerine dönmüş. Ama yine de güzel bir film. Farklı bir senaryo. izlenesi... Çok abartılmamalı ama tavsiye olunur.
Dipnot: Filmden etkilenip nick seçimi yapan yazara da saygılar, hörmetler. Kişisel algılamaz umarım. *
hiçbir önyargıya sahip olmadan izlenen ancak filmin özellikle sonuna doğru yok artık le bron james dedirten film.
sanki başı ve sonu (hatta biteceği yer dahi) tahmin edilebilen bir filmin arada çeşitli rastlantılarla tamamlanması gibi geldi senaristin yaptığı.
bazı sahnelerden sonra çocuk arkasını dönse kız önünden geçecek, önünü dönse arkasından geçecek gibi bir his uyandı içimde. ayrıca anladığım kadarıyla wicker park' da cep telefonu yok(biraz south park' ı andırıyor bu noktada -kafiyeden de olabilir-), sonra bir kaç telefon mesajı bıraktıktan sonra -ki bunlardan biri de tam kötü kızın evde olduğu sırada iyi adama ulaşıyor- bir daha hayatının aşkı aranmıyor wicker park' da, bir başkası da filmin başında dikkat çeken bütün objeler ve insanlar- bir hollywood kuralı olarak- filmin sonuna doğru tek tek kullanılıyor, hatta izleyicinin gözünün içine sokuluyor.
şahsım adına konuşmak gerekirse, izleyenleri şaşırtabilecek bir film olarak düşünemedim, belki film boyu çok şaşırtıcı unsur olmasından şaşırma yetim köreldi ancak, daha kötü kızı görür görmez filmin sonunu yanımdakine anlatmam benim çok zeki bir varlık olduğumu göstermez sanırım.
biraz iyi biraz kötü söyliyip, film eleştirisinde tuna kiremitçi gibi davranmak istiyorum ve filmin müziklerinin özellikle son sahnede sanıyorum coldplay' e ait olan şarkının sahneye ve filme yakıştığını söylüyorum.
zaman kurgusunun harika olduğu filmdir. keza 17 parçalık soundtrack albümü de müthiştir.
türkiye'de hep seni aradım ismi ile gösterimdedir.
(bkz: hep seni aradım)
öykü anlatım tarzı insanı büyülüyor, yani öyle bir kurgusu var ki bu filmin; sıkıntıdan patladığınız halde gerilimin doruğunda olduğunuz için bırakamıyorsunuz filmi, bitirince de "iyi ki bırakmamışım" diyorsunuz...
evet; tekrar tekrar izlenilesi film...
josh hartnett* i "lucky number slevin" gibi karmaşık kurgulu filmlerden görmeye alışığız, ayrıca "mozart and the whale" adlı filmde 2005 de oynamış olsa da "ilk izlediğim filmi" ünvanını taşıdığından, bu tarz filmlerde etkili bir oyuncu olduğunu daha önceden biliyoruz...
fakat bu film gerçekten büyüleyici, evet; uzun süredir izlediğim en iyi filmlerden birisi...
filmin romantik olması bi yana gerilim yönü ağır basıyor. buna Hitchcock tarzı diyorlarmış. ama bunun romantik bi filmde uygulanması gerçekten bazı karın kaslarına iyi gelmiyor. iki kere dikkat kesiliyorsunuz. özellikle filmin sonunda çalan ve "hep iyi adamların dinlediği rivayet edilen grup coldplay " in the scientist i sözlüğün jargonuyla beni benden aldı. hal böyleyken oyunculuk kimin umrunda. bu arada film bir yönüyle de eşkıya yı da anımsatmıyor değil hani.
beni benden alan, hatta yıllarımı kendisiyle alaya aldığım, hayatımı anlamlaştırırken beraber öğrendiğimiz, öğrenmeye devam edeceğimizi bildiğim sevgilim, seni seviyorumun en tatlı anı, sana aşığımın en güçlü yanı, hayatımın anlamı.
aşk mücadelesini çok yönlü anlatan,aşk budur dedirten,yalnızlığın acı tarafını hissettiren müthiş bi film ,ayrıca kardeşim olsa bu kadar severim dediğim bi gün göremesem eksik hissetiğim bitanecik yazar dostum.
yasam bicimi olarak degilse bile; cizgi olarak kendime cok yakın hissettigim abim * abisi * kardesim * biricik yazarımız. cok cici, cok agırbaslı durusuyla takdir ettigim yazarımızır aynı zamanda * severek izlioruz biz ailecek onu.
ve cok ilginc bi sekilde; * daha once hiç wicker park entry si okumadıgımı * farkediyorum. **
bugün izlediğim film. pekala güzel. olayların bağlanması "aa ulan bu karı o karıymış." falan demenize neden olabiliyor. aşık iseniz hoşunuza kaçacağı aşikâr...
an itibariyle dans etmeye yeni figürler eklemiş yazar...*
(bkz: su balesi)
ayrıca 2 senedir hayatımın yarısı olmasının verdiği değerin pahasının biçilemediği yazar.*
aşk içinde aşkı konu alan, aşık olduğu insanı kazanma hırsıyla kaybettiklerini anlatan; zaten anlatılmak isteneni başrollardeki insanları figüran bırakan şaheser. al sevgilini yanına izle bu filmi o derece yanidir.*