-ben topluma karışıp onların arasında sürülecek bir yaşama uygun değilim. toplumsal ilişki kurma yeteneğim, başkalarına duyduğum güven ve ilgi; bunlar çoktan köreldi. tabii, bunların bir zamanlar var olduğunu varsayarsak. ben hep yalnız bir insan oldum. her zaman da yalnız olacağım. bu yazgıyı kabul ediyorum.
-neden yaşamam gerektiğini bilmiyorum. nasıl yaşayacağımı bilmiyorum.
-sen hep kendine karşı çok acımasız oldun. sen ondan farklısın.
-cesaretim de yok: yaşamımı değiştirmeye ya da bu şekilde sürdürmeye yetecek cesarete de sahip değilim. yaşama nedenimi artık bilemiyorum, bir amacım kalmadı. yaşlanmakta olduğumu aklıma taktım. her gün ölüme biraz daha yaklaşsam da ondan giderek daha çok korkuyorum. böyle de olsa, bazen intihar etmeyi de aklımdan geçiriyorum.
Uzun okumalar sonrasında dahi anlaşılmayan nietzscheyi anlamaya bir adım daha yaklaşmayı biraz daha mümkün kılan harika bir kurguya sahip kitap.
Her okuyanın farklı noktalar yakalayabileceği kitabın filmini izledim bugün, Geriye alıp alıp. "başkası ya da başka biriyle biz olmadan ben olabilmeyi" düşündüm ben de mesela. Elbette ki kitapla filmin hissettirdikleri şeyler farklı. Ama ben kitabın altını nasıl çiziyorsam izlediğim filmlerden de gifler çekiyorum. bu güzel filmden de oluşturduğum gifler oldu tabii. bir tanesini de aşağıya bıraktım:
Nietzsche nin zerdüştünden önce (bkz: Böyle buyurdu zerdüşt) felsefe hocamın okumamı tavsiye ettiği kitaptır. Bir asır sonrasının adamı olan nietzsche nin duygusal zayıflıklarını, dr. breuerla olan 'güç' savaşını ve freudun psikanalizlerini etkileyici bir kurguyla anlatır. Kitapta beni en çok etkileyen unsurlardan biri 'arzu' olgusuydu. insanın arzu edilenden çok 'arzu etmeye' aşık olduğunu ve arzu edilenin bir merdivenin basamakları gibi her adımda bir üstteki konuma varmak istenmesini, her zaman daha yukarıyı ve daha iyiyi hayal edilmesini, kısacası kendi benliğimizin maymun iştahlılığını gözümüze sokuyor. Zira bunun kitaptaki örneği şehrin en güzel kadınlarından biriyle evli olan dr. breuer un mutlu bir yuvası evi vs. olmasına karşın tedavi ettiği hastası betty e sapkın bir ilgi duymasıdır. Bu sebeple nietzscheyle bir tür mutualist dostluk başlar ve olaylar gelişir. Unutmadan kitapta nietzsche nin aşık olduğu karakter 'lou salome' de dönemin özelliklerine göre oldukça güçlü, felsefe yapabilen ve cesur bir postmodern kadın figürüdür. Nietzsche nin bu karaktere ilgi duyması da yine güç olgusundan kaynaklanır.
nietzsche'yi akasya durağının sinan'ı oynuyor sandım bi an.
güzel filmdir.
gerçek kişiler var filmde.
freud'u bile görebilirsiniz.
meraklı kişiler izleyebilir, film izlemek için tutup da bu filmi izlemeyin, sıkar.
benim de içinde bulunduğum bir kitleye göre oldukça homoseksüel çağrışımlar barındıran bir kitaptır. nietzsche'nin mektuplarında dil bulan kadın korkusu, breuer ve nietzsche ilişkisi, breuer ve freud ilişkisi bu kanıyı doğrular niteliktedir.
freud un da kitabın içinde olması kitaba ayrı bir güzellik katmıştır. Nietzsche nin içine düştüğü umutsuzluğu anlatır.
Umut işkencelerin en kötüsüdür çünkü acıyı uzatır. gibi bir cümlenin kitapta var olmasıyla nietzsche nin durumunu gayet iyi bir şekilde özetlemiştir.
Fazla karmaşık kitap. anlam kazanılması için tekrar tekrar okunulması lazım onun yerine Schopenhauer daha iyi bence. özellikle aşkın metafiziğini okuyun derim.
geçen yaz okuduğum 3-4 günümü zehir eden ama süper ötesi kitaptır.felsefi yönler her ne kadar olay örgüsü ve kurguyla anlatılsada sadece nietzche nin isminin geçmesi bile kitabı ağır bir kitap haline getirmektedir.
"Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!
..Pandora'nın kutusu açılıp, Zeus'un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, insanlar yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladı. Fakat Zeus'un arzusunun, insanların, kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır." Sayfa: 90