(#2812732) bahsi geçen entryi photoshopla değil bin zahmet ugraşıp işi gücü yokmuş gibi **paintte yapmıştır. zaten bahsi geçen entry de bu yüzden hayaldir. photoshop bile bilmeyen adama hangi kız yüz verecektir.
"eşi benzeri" derken caps kullanmış ve malesef çuvallamış yazardır. 2008in en beğenilen entrylerine oynamış bence. giremezse yazıklar olsun bu sözlüğe.
What if there was no light
Nothing wrong, nothing right.
What if there was no time?
And no reason or rhyme?
What if you should decide
That you don't want me there by your side.
That you don't want me there in your life.
What if I got it wrong?
And no poem or song..
Could you put right what I got wrong,
Or make you feel I belong
What if you should decide
That you don't want me there by your side
That you don't want me there in your life.
Oooooh, that's right
Let's take a breath, jump over the side
Oooooh, that's right
How can you know it if you don't even try?
Oooooh, that's right
Every step that you take
Could be your biggest mistake
It could bend or it could break
But that's the risk that you take
What if you should decide
That you don't want me there in your life.
That you don't want me there by your side.
Oooooh, that's right
Let's take a breath, jump over the side.
Oooooh, that's right
How can you know it when you don't even try?
Oooooh, that's right
Oooooh, that's right
Let's take a breath, try to hold it inside
Oooooh, that's right
You know that darkness always turns into light
Oooooh, that's right..
ölüme gömüldük biz.
ölümle biz de gömüldük üstelik..
tarih gerçekleri yargılarken ,
yalan yere idam edildik.
kulagımızda çınlıyordu son nefes,
dilimizde bu dünyaya ait olmayan bi tat vardı..
Zaman dardı ve bitmek bilmeyen işkence saatleri başlamıştı,
Kimsesizliğin acısı ile sızlayan yüreğimiz..
ve kimsenin hatırlamayacağı hatırlasa bile umursamayacağı isimlerimiz kalmıştı geriye
bi adım kalmıştı geriye..
soguk bi taş üstündeki adım..
senin onun şunun bunun adı gibi,
sadece adım..
ama geri adım atmadım,
yürüdüm ölümün soğukluğuna usulca..
kimse farketmedi ve kimse görmedi beni kurumuş yaprakların gözlerinden başka.
yeşil bir örtüye sarınmış koşuyordum sanki sonsuzluğa,
ne arkama bakma telaşı ne de yorulma endişesi,
yürüdüm...
yürümüştüm hep çünkü..
yürümeye ayarlanmıştı sıg ruhum.
bedenim de yoktu artık kendime bile söz geciremiyordum,
rüzgarla arkadaş oldum,
geceyle sırdaş.
toprak en güzel şarkısını benim için söylüyord.u
memleket hasreti çeker ya insan.
işte öle özlemişti bedenim toprağı.
o soguk mizacına ragmen,
sıcacık karşılamıştı ruhumu.
uyandım...
gözlerim çakmağı aradı kalktım
bi sigara yaktım
duraksayınca uzun uzun
ruhum içimden çıkıverecek sandım.
sagıma döndüm ordaydın,
işte o zaman hayatın güzel, ölümün zor oldugunu anladım..
çünkü öyle çok seviyordum ki seni ölmek mutfakta biriken çöpü atmak gibi zahmetli bir işmiş gibi geliyordu,
üşeniyordum...
Seni yalnız bırakmaktan korktuğum kadar hiç bir şeyden korkmuyordum...
edit: kendi başlıgım değil mi sonuna kadar sömürürüm.
uykudan önceki son 28 saatimi geçirdiğim yazar(eh uykudan önce diyorum 36 saatlik bir uykusuzluktan yeni çıktık *). gerçi sabaha karşı bir ara uyuyakaldığımızda da kendisini ezmek suretiyle felç olmasına sebebiyet veriyordum az kalsın. ama olsun güzel bir organizasyonda beraber çalışmaktan, onu tanımaktan, kendisiyle zaman geçirmekten gerçekten çok mutlu oldum, keyif aldım. anılarımızı anlatıp gülüceğimiz ve yenilerini katacağımız başka zamanlarda görüşmeyi umduğum, o güne kadar da kendisine iyi bakmasını dilediğim şimdiden özlediğim yazar.
gerçekten aptal gerizekalının önde gideni diceyimsi, yazarımsı, aydınımsı ımsı da ımsı bir kişidir. zor katlanıyorum, dayanamıyorum silicem bir gün o olacak. ***