son derece kötü bir film. atatürk'ün hayatı ancak bu kadar basit ve saçma bir şekilde anlatılırdı herhalde. atatürk türkiye cumhuriyetini kuran büyük önderdir. bir karizması vardır. ancak burada annesinin kucağına yatışını, cennette annesine doğru koşuşuna şahit olduk!? ne cumhuriyetin kuruluşuyla ilgili sahne var ne de yeteri kadar savaş sahneleri. ayrıca sinan tuzcu'ya hiç oturmamış atatürk rolü. film öylesine basit ki bir çok sahnede ne diyeceğini anlayabiliyorsunuz. hele bir sahne var ki fikriye'nin ağzından kan gelince:
-ablanda böyle ölmüştü!? diyor. türkan şoray filmi tadında bir replikti resmen. güldüm yani affedin.
film bittiğinde herkes alkışladı ama ben alkışlamadım. çünkü atatürk'e yakışan bir film yapılamamıştı yine. cennette annesine yürüyen bir atatürk yaratan bir filmi neden alkışlıyim ki... nerede büyük önderin karizması? bırakın, amerikan sineması yapsın artık.
mustafa kemal atatürk'ü anlatan bir filmdir. gerçekten büyük umutlarla gittiğim ama olmayan filmdir. iyi bir başlangıcı vardı, hele tahtadan yapılmış bir sazla ''manastırın ortasında'' türküsünü söyleyen mustafa ve salih baya mükemmeldi ama gittikçe film düştü, çocukların oyun sahnesindeki abartı olsun (boyunduruk atıfı), latife hanım ile fikriye hanım arasındaki durumun aşırı şekilde uzatılması olsun, mustafa kemali gene insan sıfatındna ulu bir sıfata yükseltmek olsun pek çok konuda sevmedim filmi ama fikriye hanıma şark yani doğu latife hanımada garp yani batı yakıştırmaları yapılması gerçekten mükemmel bir noktaydı. ayrıca film müzikleri mükemmeldi.
---alıntı---
yalnız filmde çelişkili 2 nokta var ki, onlar da: bazı kaynaklarda fikriye hanım'ın öldürüldüğü, salih bozok'unsa kendi eceliyle öldüğü yazıyor. oysa filmde fikriye hanım'ın da, salih bozok'un da intihar ettiği gösterildi. tarihi filmler de böyle küçük çelişkili noktaların olabileceğini düşünüyor ve olmuş diyoruz. ---alıntı---
(bkz: marilyninkedisi)
konu ile ilgili olarak zülfü livaneli katıldığı siyaset meydanı programında fikriye hanım'ın öldürülmesinin o dönemin çankaya'sında mümkün olmayacağını açıklamış ve atatürk'ün emri olmadan hiç kimsenin çankaya'da fikriye hanıma el uzatamayacağını da belirtmiştir. kaldı ki atatürk'ün ölüm emri vermesi ihtimaller dailinde bile değildir.
bazı kaynaklarda fikriye'yi latife öldürttü diye geçmesine karşın bu latife hanıma atılmış bir iftiradan öteye de gidememiştir. önce de belirtildiği gibi mustafa kemal'in haberi olmadan latife'nin böyle bir işi çankaya köşkü gibi bir yerde yaptırabilmesi olanaksızdır.
her defasında çok ironik şekilde yaşadığımdır. bir insan kaç kez arkada bırakılan olabilir? el sallayan? tam çekip giderken durduruluyorum, sarılıyor tanımadığım o yüz. sonra alıştırıp kendisine çekip gidiyor. çok insaflı oluyorlar haklarını yememek gerekir. güzel veda ediyorlar. bir hoşçakalın anlamlandırıldığı, iç burkan detayların barındırıldığı, anıların havada veda rüzgarıyla uçuşup savrulduğu anlar..
bir livaneli yapımı. öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu filme savaşları, antlaşmaları görmek ve türk tarihinin o dönemlerini daha iyi anlamak için gitmeyin. çünkü bu film atatürk'ün komutan, lider ve devrimci yönünden çok, onun kişisel dünyasını ve duygularını ön plana çıkarmıştır. ben beğendim. çünkü bize anlatılan atatürk'ten farklı bir atatürk gördüm orda. ordaki atatürk annesi başka bir adamla evlenince bunu kabullenmeyerek annesine küsen ama sonra özlemi ağır basıp annesinin yanına geri dönen, balkan göçünde annesini bulmak için her yeri arayan, fikriye öldüğü zaman uzun süre bu olayın etkisi altında kalmış, küçükken arkadaşının yaptığı bir "disiplin suçunu" kendisi üstlenerek falakaya yatırılmış, her insan gibi duygularıyla hareket edebileceğini gösteren bir atatürktü. ayrıca oyunculardan fikriye rolündeki özge özpirinçci rolüne öyle kaptırmıştı ki kendini, fikriye ağlayarak "paşam" diye bağırdığında hepimiz "duy artık onun sesini paşam" dedik. öldüğünde ağladık. bu film kanlı savaşları görmek isteyenler için hayal kırıklığı olsa da, bugüne kadar yapılmış en farklı atatürk filmiydi kanımca.
dipnot (filmi izlemeyenler için): savaş sahnesinde, arka fonda çalan müziğe kulak verin.
şimdiye kadar çekilmiş olan atatürk temalı yapımlar arasında açık ara en kötüsü. bu senaryoyu bilmek isteyenler için kemal kara'nın ilköğretim inkılap tarihi kitabı mevcuttu, boşuna senaryo yazmasaydı livaneli...
not: tekrar düşününce 3-4 saatlik bir cumhuriyet filmi vardı piyes tadında, turgut özakman tarafından yazılan. sanırım o daha kötüydü ama emin olamıyorum.
izlediğim en kötü Atatürk filmlerinden birisi diyebilirim. Senaryoyu eleştirmeden önce oyuncu seçimi ve makyözlerdeki başarısızlığa vurgu çekmek isterim. Atatürk'e hiç benzemeyen oyuncular, sadece görüntüleriyle değil, performanslarıyla da çok kötüdür. Hiçbir oyuncudan beklentimiz birebir atatürk'ü oynaması değildir fakat atatürk çatık kaşlarıyla ön plana çıkan bir liderde değildir. Özellikle ölüm sahnesi eski türk filmlerindeki sonlardan farklı değildir. Kafanın sert bir şekilde yana düşmesi, çok saçma bir sahnedir. Ya işin hakkı verilmelidir ya da her önüne gelen atatürk filmi çekmemelidir. Atatürk gibi büyük bir siyaset adamı düşünsel yönleriyle ön plana çıkarılmamalıdır.
zülfü livanelinin son zamanlardaki dikkat çekici çalışması.
filmin işlediği konu o kadar geniş ki, salih bozok'u ilk gördüğümüz 07.05 saatinden son gördüğümüz 09.05 saatine kadar salih bozokun atatürk hakkındaki anılarını dinliyoruz.
kimi zaman sahneler yetersiz kalıyor olayın gerçekleştiği anı yaşatmaya kimi zaman da daracık vakit. yani bu kadar dolu bir hayatı 2 2buçuk saate sığdırmak senaristlerin ütopyasından başka birsey değil, kesitler sununca da filmin bütünlüğü ve akıcılığı kayboluyor.
ikinci hata ise filmin belgesel havasından kurtulamaması. kesitler yüzünden yine. ve atatürkü çok yönlü ele alma isteğinden.
oyunculuğa gelirsek, sinan tuzcunun performansı kesinlikle beklentileri karşıladı. özge özpirinççi ise fikriye rolune oturmuştu.
dolunay soysert'in konuşmasındaki balkan ağzı göçmen ailede yetişmiş ve bu konuşmalarla büyümüş insanlar için biraz yapmacıktı,ama film içinde alıştık ona da.
sonuç olarak filmin eksiklikleri ne olursa olsun mustafa kemalin hayatı bizi acıtıyor.atatürk olmadan önce de, olduktan sonra da.
Bu topraklardaki insanların kaderi şu yönde olacak galiba: hakkını veren bir Atatürk filmi izleyemeden hayata veda etmek.
O'nu perdede izlemek çok matah bir şey mi? Devrimler aslanlar gibi ortada. Ata'ma saygım sonsuz. [http://www.orumcekagi.com'a gönül vermiş vatandaşlar yüz sene önce de vardı, şimdi de var, 100 sene sonra da olacak (olacak mısınız lan hala, yazık be size) mühim değil.] Ama Yine de büyük saygı ve sevgi duyduğu Kemal Paşa hakkında insan şöyle esaslı, janti bir film seyreyleyip, tüm dünyanın da, onu daha iyi tanımasını istemiyor değil!
Peki ya veda? Detayların bu kadar ıskalandığı, sinematografinin es geçildiği, özenilmemiş algısı yaratan, klişelerle bezeli, müziğin senaryodan rol çaldığı bu filmi pek sevgili zülfü abiye yakıştıramadım. "Bazı şeyler için iyi niyetli olmak yetmiyor." Bu yazdığım cümleyi de, kendime yakıştıramadım. Ama durum bu...
Büyük devrimciye layık görülen filmler bunlar mı! Geçiniz. Hakikaten sıkıldım bu işlerden. Koca bir ülke, bunca yıldır eli yüzü düzgün bir prodüksiyon beceremedik. Harbiden yeteneksiziz Türkiye.
Yıllardır bekledik Mustafa Kemal Atatürk'ü yansıtan bir film yapılmasını... Sonunda Zülfü Livaneli imdadımıza yetişti ve bir film yaptı. Mustafa Kemal Atatürk'ü dört farklı ismin canlandırdığı filmde, Salih Bozok'un gözünden Mustafa Kemal anlatıldı.
Peki bu film Mustafa Kemal'i anlattı mı? Daha doğrusu Mustafa Kemal, birkaç saatlik bir filmde anlatılabilir mi? Anlatılabilirse eğer, bu film insanlara ne gibi bir bilgi sunar? Bu sorunun cevabını bulmak için aslında yalnızca bir soruya cevap vermek gerekir: Çekilecek olan film Mustafa Kemal'in fikirlerini, ideolojisini, hayata bakışını mı, yoksa Mustafa Kemal'in yaşadığı hayatı mı seyirciye anlatacak? Eğer cevap, Mustafa Kemal'in yaşadığı hayatı anlatmak ise bu birkaç saatlik bir film içinde anlatılabilir. Yok eğer ki cevap, Mustafa Kemal'in fikirlerini, ideolojisini, olaylalara nasıl baktığını seyirciye anlatmak ise böyle bir film birkaç saat içinde Mustafa Kemal'i seyirciye anlatamaz.
Peki Zülfü Livaneli'nin Veda'sı bize hangi Mustafa Kemal'i anlatıyor? Ne yazık ki Zülfü Livaneli'de büyük bir hataya düşerek Mustafa Kemal'i yaşadığı hayatla anlatmaya çalışıyor. Yani ilkokuldan beri öğretilmeye başlanan ve biraz da olsa Mustafa Kemal ile ilgililenen kişilerin bile bildiği bir Mustafa Kemal çıkıyor karşımıza. Bu durum da seyirciye malesef ki Mustafa Kemal ile ilgili yeni bir şeyler katmıyor.
Zülfü Livaneli'nin bir Mustafa Kemal filmi çekmeyi başaramadığı çok açık. Çünkü bunun daha iyisi, yani filmin amaç edindiği şekilde bir Mustafa Kemal filmi, daha önce Nihat Durak tarafından çekilmişti. Senaryosunu Turgut Özakman'ın yazdığı ve Nihat Durak'ın yönettiği Kurtuluş ve Cumhuriyet filmlerinde bile Mustafa Kemal ile ilgili daha çok bilgiye rastlanılabilir.
Film ile ilgili tartışmalardan biri ise Can Dündar'ın yapmış olduğu Mustafa filmi ile Veda filmini karşılaştırma çabaları. Oysa ki Can Dündar'ın çekmiş olduğu Mustafa filmi ile Zülfü Livaneli'nin çekmiş olduğu Veda filmi arasında dağlar kadar fark vardır. Can Dündar'ın çekmiş olduğu Mustafa filmi yukarıda bahsettiğim ikinci grup Mustafa Kemal'i anlatmaya çalışmıştır ( Ki bu filmde de malesef Mustafa Kemal anlatılamamış). Zülfü Livaneli ise Mustafa Kemal'i kronolojik olarak seyirciye anlatmaya çalışıyor. iki filmin aynı kefeye konması son derece gereksizdir.
Sonuç olarak bu ülkede, hem Mustafa Kemal'in hayatının, hem de fikirlerinin, ideolojisinin, hayata bakışının beyazperdeye aktarıldığı bir filmin çekilmesi çok uzak ihtimal gözüküyor. Böyle yüzyıllara damga vurmuş isimlerin hayatlarının tam anlamıyla beyazperdeye aktarılması oldukça zor. Bu yapılabilir mi? Evet yapılabilir; fakat bunun halka aktırılma yeri beyazperde değildir. Çünkü böyle bir olaya girişmek, yani tam teşekküllü olarak böyle insanları anlatmak birkaç saate sığacak işler değildir. Bu yüzden bu ülkede daha çok Mustafa Kemal Atatürk filmi beklenir.
can dündar'ın mustafa filmindeki yanlışları düzeltme çabası yüzünden beklentilerimi karşılamayan filmdir. eminim ki zülfü livaneli filmi sadece kendi düşünceleriyle yazsaydı çok daha güzel olurdu film. yine de çabaları için takdir ediyorum zülfü livaneli'yi. en azından atatürk'ü yanlış anlatma çabasında değil, aksine yanlışları düzeltme çabasındadır. şükranlarımı sunuyorum kendisine.
zülfü livaneli'nin atatürk'ün yaveri salih bozok'un gözünden bir dostluğun hikayesini anlattığı güzel ve sıcak film.
film için çok emek harcanmasının ve çok çalışılmasının yanında bunlar ile hiç alakası olmayan bir sıcaklık var filmde. sadece sıcak bir dostluğu değil aynı zamanda atatürk'ün anne sevgisini de işleyen film, atatürk'e hiç bakılmayan bir gözden bakıyor.
her şeyden önce 'insan' olan atatürk canlandırılıyor bu filmde.
sinan tuzcu'nun atatürk'e benzeyip benzememesini dert edinen bazı izleyici kitlesi için vasat bir film gibi görünse de aslında zaten kimsenin amacı atatürk'ün tıpkısını yaratabilmek değildir.
makyaj ile atatürk ile hiç alakası olmayan bir ara geçiş formunu insanların önüne koymaktansa tıpkı rutkay aziz'in oynadığı kurtuluş ve cumhuriyet belgesel/filmlerinde olduğu gibi kurguya önem verilmiştir.
filmi izlerken atatürk'e benizyor-benzemiyor gibi değil de o kişiyi atatürk olarak kabullendikten sonra tüm güzellikler ortaya çıkıyor.
film atatürk'ün bir insan olarak hikayesini anlatıyor, bir komutan olarak, bir devlet kurucusu olarak değil.
bunun nedeni salih bozok'un onu hiç bir zaman öyle görmemesi olsa gerek.
atatürk salih bozok için bir kardeş, bir dost ve oksijen kadar önemli bir hayat öğesi olduğu için film bu kadar içten ve yalın bir şekilde perde diyor.
bir başkomutanın vedası. zülfü liveneli'ye yakışan bir film olmuş.
filmde bana göre atatürk'ün pozitif ve insani duyguları çok güzel işlenmiş. yaveri salih bozok'un gözüyle atatürk. onsuz yaşamayı oksijensiz kalmakla eşdeğer gören ve bu konuda kendi hayatına son vermeyi göze alan bir dost... filmde en etkileyici konu ise fikriye konusu. fikriye ve latife. biri üniformanın içindeki insanı seviyor diğeir ise o insanın üstündeki üniformayı daha çok seviyor. bilmiyorum bana öyle geldi. üstelik medeniyet timsali gibi görünen latifenin karşısında alaturkayı temsil eden naif ve güzel fikriye...
salih bozok'un atatürk'ün annesi zübeyde hanım'ın son nefesinde vasiyetini, yani "latifeyle evlenmesin oğlum" demesine rağmen bunu atatürke iletmemesi kırılma noktası. ne mi olurdu, ne mi değişirdi? bence bu kadar erken bir veda olmazdı. salih bozok'un kendisinin de kabul ettiği en büyük 3 ihanetin bence en önemlisi.
aslında kurgusu güzel olan vasat film.güzel araştırılmış, daha önceden bilmediğiniz şeyleri öğrenebilirsunuz, yalnız altyapı kötü olduğu için projeye yazık olmuş gibi, oyunculuk vasatın altında, sinan tuzcuoğlunun makyajı başarısız, ilk gördüğünüzde hayal kırıklığına uğramanız olası.sinan tuzcu ve dolunay soysert başarılı oyuncular olmalarına rağmen pek hakkını verememişler gibi geldi bana.ezgi mola'da hala feride'nin etkisinde gibiydi, hiç latife hanım rolüne uyduramadım. bir de dolunay soysert rumeli ağzını yapamamış mı desem.